TÜM YAZILAR

 

 


EKİM 2021

ÖZ EL LEŞ TİR ME…

Bekir Özer

 

Bakın.

Bu diyeceğim sadece siyasiler için geçerli.

 

Hayatın bir adaleti var, yaşattığını yaşatmadan ölüme müsaade etmiyor.

 

Peki, durup dururken bu saçma sapan başlık nerden aklına geldi derseniz, düşümde gelmedi herhalde.

 

Şu an kulaklığımda Ahmet Kaya:

“Bu dünyada yerim yokmuş yokmuş

Keşke bir yalan olsaydım, olsaydım” diyor.

 

Yalan söyleyene sakın inanmayın, inanırsanız yok ve yoksul kalırsınız.

 

(Bir tek AB ülkesinde yoksul gördünüz mü? Niye sadece Müslüman ülkelerinde var bu)

 

Bilirsiniz iktidar ve siyasiler devlet değil, devlet onları seçen milletin ta kendisi ve dolayısıyla siyasiler kendi yetkilerinde olmayan milletin hak ve mallarını satmamaları gerekir.

 

Bu durum hayatın olağan akışına da uygun değil.

 

Dün televizyonda izledim, devletin elinde kalan malların “Özelleştirmeyle özelleştirilip resmî gazetede yayımlanacağı” söylenince üzüldüm.

 

Bunu yapabilmek için milletin onayına sunup “olur” alındıktan sonra yapmak daha uygun, çünkü mal milletin malı.

 

Üstelik özelleştirmenin çözüm olmadığı, atamız Atatürk Cumhuriyeti kurup bizi padişahın kulu olmaktan kurtardığı ve kurduğu 49 fabrikayla işsizliği bitirdiği, üretimi arttırdığı, ihracatı üst düzeye çıkarıp Osmanlının tüm borçlarını ödediği, bunun net ispatı.

 

Aksi takdirde durumumuz iç açıcı değil.

 

Asgari ücrette İngiltere ve Almanya’nın 8’de 1’i gerideyiz.

 

140 milyar dolar ihracata karşılık 170 milyar dolar ithalatla 30 milyar dolar bütçe açığımız var!

 

Kâğıt hammaddesi konusunda dışa bağımlıyız, kitap ve defterler uçuk zamda!

 

Kur artışı son 3 yılda yüzde 100’ün üzerinde!

 

Yakıt, elektrik ve doğalgaza zam olunca A’dan Z’ye her şey otomatik zamda!

 

Maddi yoksulluk oranı yüzde 25’in üzerinde, her 4 kişiden biri yoksulluk içinde!

 

Bunları hak etmiyoruz, son verisin artık.

 

Öz (biz) El (başkaları) Leş (ölü) Tir (boş) Me (hayır).

 

Özelleştirmeye özelleştirme hayır diyor.

Sorunun cevabı içinde.

Hayır!..

 


 

Eylül 2021

YAŞAM TARLALARI…

Bekir Özer                  

 

TV de izliyorum…

 

Kuveyt canlı yayınında Dr. Nasıh DASTHI,

“Milletler eğer tarihlerini eleştirirlerse ileri giderler, yoksa gidemezler… İslam ülkeleri diktatördür ve tarihte insanlığa katkı sağlamış hiçbir İslam ülkesi yoktur” diyor.

 

Yorum yapmıyorum, yoruma siz can okuyuculara bırakıp bugüne kadar hiçbir İslam ülkesinin kalkındığının görülmediği ve eleştirenleri kendine düşman gören iktidarların da başarı sağladığı bugüne kadar görülmemiştir.

 

Sürpriz bir çıkışla Cübbeli Ahmet Hoca denen adam da Dasthı’yı teyit eder gibi, “Çocuklarınızı İmam hatipe göndermeyin” diyor.

 

Bilindiği gibi din kul ile Allah arasında bir inanç olup, bunun ilk öğreti yeri imam hatipler değil, ailedir.

 

Tüm gelişmiş ülkelerde insanların/gençlerin yaşam tarlaları vardır ve bunun zorlaştırılmaması gerekir.

 

Şu an ülkenin geleceği öğrencilerin okullardan mezun olmaları için yurt bulmaları zorunlu ihtiyaç olup, çözülemediği için parklarda sabahlıyorlar.

 

Çok büyük sıkıntı…

 

Ülkenin bu kadar sıkıntısı varken Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan “Bırakın doları moları, TL’ye dönelim” diyor.

 

Ardından ulaştırma bakanı Çanakkale’ye yeni yapılan köprü geçiş ücretini 15 Euro artı KDV ile günlük araç geçiş garantisini 40 bin araç müjdeler gibi söylüyor.

 

Bu kadar geçiş olması mümkün mü? Değil. Bunun örnekleri zaten var.

 

Bir şeyi sen yapabiliyorsan senindir, yapamıyorsan senin değil ve para halkın cebinden çıktığı için faydasızdır.

 

Bir de Ali var.

Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş.

 

Bir insan bilimsel davranmadan her konuda bilgili (hem tarım, hem orman, hem ekonomi, hem adalet, hem Türk silahlı kuvvetleri, hem kılıçla poz verme gibi) davranırsa, bir şey bilmiyor demektir.

 

Ama biliyor diyelim ve bir bilgi/soruyla beni aydınlatmasını isteyeyim:

 

-Hocam, her şeyi bildiğin gibi dolar devamlı artıyor. Diyelim ben bir dolar zekât versem, dolar her arttıkça sevabım artar mı, artmaz mı?

 

Tarla…

Yaşam tarlaları.

Can öğrencilerimizin sorunu çözülsün.

 


 

AĞUSTOS 2021

BAHARLARIMIZ VAR…

Bekir Özer               

                                    

Önce inanamadım.

Sonra bir kez daha baktım…

 

Atamız Atatürk’ün kurduğu ve sadece dinle ilgilenmesi gereken Diyanet, Kuran’ın Maide Suresi’nde “denizden elde edilecek yiyeceklerin helal olduğunu bildirdiği halde” Diyanet başkanı fetva verip, İslamiyet’te Hanefi mezhebinde midye, kalamar, yengeç, istakoz, karides gibi deniz canlılarını yemenin helal olmadığını aktardı.

 

Kuran’da helal olan bir yiyeceğin başka bir mezhebi överek yasak olduğunu diyanet söyleyemez. Söyledi mi, o zaman derler, hadi Alevi inancından da övgüyle bahset.

 

Bahsetmez. O zaman Kuran’da helal olanı biz afiyetle yeriz.

 

Yeriz de, da önce tek talepleri milli değerimiz olan orman ve içindeki dağ keçileri, geyikler, börtü böcek ile arıların vızıltısı, papağanların konuşması, kuşların şarkı söylemesinin yarım kalmaması için halkla birlikte Ovacık orman yangınına müdahale emek isteyen Belediye Başkanı F. Mehmet Maçoğlu’na Ovacık kaymakamı tehditkar bir ifadeyle, “Size sıkıntı olurum eğer köye girerseniz” deyip bir koruyucunu da telefonona el koyması doğru değil.

 

Kaymakam bilsin ki, yakın dostum/kardeşim Tunceli Belediye Başkanı sadece Türkiye’nin değil, dünyanın örnek aldığı ve şu an asgari ücretin ülkemizde sadece 2.825,90 TL olduğu dönemde, sendika ile sözleşme imzalayıp işçi maaşını 8 bin 500 TL’ye çıkaran başkan.

 

Eğer niye üzerine yürüdüğünü Sayın kaymakam açıklarsa köşem kendisine açık.

 

Unutulmasın…

 

Yangın, sel, deprem… Bunlar ne doğal afet ne kaderdir. Bilimden uzak, liyakatsiz, plansız önlem ve atılan hamaset nutuklarıdır.

 

Sayın Cumhurbaşkanı iyi edip tasarruf edelim demişti ama muhtemelen parti oyları düştüğü için nasılsa ‘bana bir şey olmaz’ diye tınmadı partililer.

 

Tınsalardı, en son Elazığ’ın sadece 7.597 nüfusuna sahip Yurtbaşı Belediye Başkanı 600 bin liralık Audi marka makam aracını altına çekip, “Gidip Şahin alacak halimiz yok ya” demez, riayet ederdi.

 

Olsun.

Doğa yasasıdır.

Bu kasvet er geç dağılır, çiçekler açar, gül kırmızıya bürünür, güneş yeniden doğar, gün aydınlanır.

 

Daha görecek baharlarımız var.

 


 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir