TÜM YAZILAR

Prof. Dr. Necati ALKIŞ

 

 


EKİM 2021

TÜRKİYENİN DOĞUSUNDA SERHAT BİR ŞEHİR: IĞDIR

Iğdır benim doğup, büyüdüğüm ata- ana toprağım olan şirin bir ilimizdir.

Iğdır eskiden Kars’ın bir ilçesiyken 3 Haziran 1992 de İl statüsüne geçmiştir. Tuzluca ve Aralık ilçeleri de Iğdır’a dahil edilmiş ve Karakoyunlu ilçe yapılarak toplam üç ilçesi olmuştur. Iğdır 3539 km2 yüzölçümüne sahip ve nüfusu 201.314  dür* 850 m. rakıma sahip Iğdır 14 kasım 1920 den işgalden kurtarılmıştır.

Yukarıda haritada da gördüğümüz gibi İran, Azerbaycan(Nahcivan özerk bölgesi) ve Ermenistan ile komşu ülkelerle sınırı olan nadir, jeopolitik özelliği olan bir ilimizdir.   Ağrı ve Kars illeri ile de sınırı vardır.  Sürmeli çukurundaki Iğdır ili iklimiyle de insanı şaşırtan bir coğrafyaya sahiptir. Bir yanında başından hiç kar eksik olmayan Türkiye’nin en yüksek dağı Ağrı dağı, diğer yanında sınır hattını oluşturan ve Iğdır tarımında sulamada önemli rol alan, nazlı nazlı süzülüp giden Aras nehri vardır. Bunlar şehrimize ayrı güzellikler katmaktadırlar.

Bölgede en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Narenciye dışında birçok meyve, sebzenin ve hububatın yetiştiği ilimizde artık eskileri arar oldum. Her bahçede olan kayısı ağaçlarının yerini yavaş yavaş betonlaşmanın aldığını gözlemliyorum. Artık o güzelim ağaçlar yok mu oluyor? Yine eskilerden olan üzüm bahçelerinin çok azaldığını bu yıl gördüm. Sonbaharda olan çeşit çeşit üzümleri artık bulamıyoruz. Şeftali ve elmaların devam ettiği ve ağaçların hala var olduğu beni mutlu etmiştir.  O güzelim kıpkırmızı narları hatırlayan var mı?

Meyvelerin dışında;  köylerde arpa, buğday ekiminin de çok azaldığını gördüm. Artık un değirmenleri kalktı; köylerde ekmek yapımı sıfır noktasına gelmiş. O güzelim tandır ekmeklerini( Özellikle lavaş ekmeğini ) siparişle yiyebiliyoruz

Hemen her evde olan doğal ekmek yapılmıyor, çarşıdan hazır işlenmiş un ile yapılan fırınlardan çıkmış ekmekler yeniyor. Eskiden Koçkıran(dize) ve Alkızıl köylerinin karpuzları nerde kaldı? Tarlalarda

 

IĞDIR KAYISISI

içi sarı olan karpuzlar kaldı mı acaba? Sineyvaz denen kavunları yiyebiliyor musunuz? Genç kuşak şamamayı biliyor mu? Köylerden gelen öküz arabaları ve traktör römorklarında satılan; sıra sıra dizilen kavun karpuz arabalarını artık görmedim.  Domatesleri tuzlayıp ekmekle ve peynirle yiyor musunuz? O tat halen devam ediyor mu?   Yaz aylarında o yeni çıkan dalında çiçeği olan salatalıkların halen yetiştirildiğini gördüm. İnşallah tohumları değişmemiştir. Pancar ekimi yapılıyor mu? Pancar alım merkezleri kapandı! Etraf illerde olan şeker fabrikaları kapandı. Közde veya çömlekte pişirilen lokum gibi olan şeker pancarını arar oldum. Nohut ve yeşil fasulyelerimize ne oldu? Götürüp çarşıda satıp birkaç kuruş da olsa para kazanabiliyorlar mı? Hiç de zannetmiyorum. Adana’ya rakip görülen pamuklarımız nerelerde?  Çırçır fabrikalarının hepsi kapandı?  Eskiden iplik fabrikası hayali vardı? Pamuklar burada işlenecek, çıkan çiğitleri yem olarak da kullanılacak ve kişilere iş sahası olacaktı. Yurt dışındaki iyi niyetli vatandaşlarımız bu husus da çok miktarda maddi yardımda bulundular. Ama öyle bir oyun oynandı ki, paralar çar çur edildi. Teşebbüsler baltalandı. Kolektif yardımlaşma ruhu söndürüldü. Artık el ele verip bir fabrika veya iyi bir işletme kurmak hayal oldu.  Mısır ekildiğini ve iyi verim alındığını duyuyorum. Bu da beni memnun ediyor. Bazı köylerimizde ekilen kuru soğanların artık ekilmediğini gördüm.

Iğdır halkının bir başka geçim kaynağı hayvancılıktır. Her evde büyük baş ve küçük baş hayvan olup büyük bir oranda herkes kendi süt, yoğurt ve peynir ihtiyacını kendisi karşılardı.  Yazın sürüler halinde Kars ve Ağrı yaylalarına gidilir, kış basmadan da dönülürdü. Kış mevsimi girmeden koç katımı törenleri ayrı bir seyre değerdi. Deri peyniri ve lorunun tadı damağımızda kalmıştır. 1980’ler den sonra anarşi de ön plana çıkmasıyla yaylacılık çok çok azalmıştır. Iğdır’da ki mal meydanında sabah erkenden he türlü hayvan alış verişi olur, vatandaş ya kendisi veya aracılar vasıtasıyla hayvanlarını satar veya alırdı.  Oradaki canlılığı yaşamak gerek! Camış (Manda ) yoğurdu ve kaymağı ayrı bir tat katardı. Yeniden bu faaliyetlerin yavaş yavaş canlandığını ve modern işletmelerin yapıldığını ve üretimin olduğuna memnun oldum. Türkiye’de birçok ziraat ve veteriner fakülteleri açılmasına rağmen; maalesef tarım ve hayvancılık gerilemiştir.

Bundan sonra temennimiz Iğdır’da halen devam eden alt yapı çalışmalarının bir an evvel yapılıp bitirilmesi, betonlaşmanın durdurulması, yerli tohumun muhafaza edilip çiftçilere değişik şekillerde eğitim ve destek olunması ve tarımın modernleştirilmesi gereklidir. Bu sayede doğu bölgesinin özellikle sebze, meyve ve tahıl deposu olan Iğdır gelişip büyüyecek ve yakın illerimizin ihtiyaçlarını giderecektir.

 

IĞDIR’DAN AĞRI DAĞI GÖRÜNÜMÜ

Iğdır ayrıca kültürel zenginliği olan bir ildir. Müziği ve folkloru çok sevilir. Iğdır da gezilip görülecek yerlerden soykırım anıtı, Ağrı dağı ve Doğubeyazıt sınırları içinde olan İshakpaşa sarayı bunlardan birkaçıdır. Karakoyunlu ilçesindeki eski koçbaşlı mezarı görmek de tarih sevenler için bir hazinedir. Tuzluca ilçesinde ki tuz mağaraları, Ağrı dağındaki Korgan yaylası, ahura harabeleri de görülmesi gereken yerlerden bazılarıdır.

ERMENİ MEZALİMİNİ GÖSTEREN ANIT

*: Iğdır valiliği internet sitesinden alınmıştır.

 


 

Eylül 2021

ERKEKLERİN BAŞ BELASI

Tıpta belli bir yaştan sonra erkeklerin baş belası hastalık denilince ilk prostat kanseri akla gelir. Prostat erkeklerde idrar kesesinin(mesane)  altında olup idrarın dışarı atıldığı üretra denilen kanalı çevreler. Erişkin bir erkekte prostat bezinin ağırlığı 25-30 gram civarında kestane büyüklüğünde ve şeklinde olan bir organdır. (Şekil-1’de görüldüğü gibi) Spermleri testislerden getiren tüplerin (vas deference) açıldığı bir organdır. Prostat bezinin asıl görevi meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü salgılamaktır. Prostatın iyi huylu büyümesine benign prostat hiperplazisi (BPH) denmektedir. Ortalama 50 yaştan sonra erkeklerde en sık görülen kanserlerden biridir. Bu kanserin, Prostat spesifik antijen(PSA) denen bir kan testiyle erken devrede teşhisi mümkündür.

Bu test genelde 0-4 ng/ml (nonogram/mililitre) arasında normal sınırlarda sayılır. Kanser dışı bazı durumlarda da PSA hafif artabilir. Sık sık ve kesik kesik idrar yapma, idrar kaçırma, tam idrar yapamama ilk belirtiler olabilir. PSA nın yanında rektumdan parmakla bakmak ve rektal ultrason teşhiste önemli yollardır. Şüphe olduğunda prostat biyopsisi gereklidir.

Yakın akrabalarında prostat kanseri teşhisi alan varsa o kişide de olma ihtimali daha yüksektir. Kanser teşhisi aldıktan sonra vücudun diğer bölgelerine yayılıp yayılmadığını bilmek açısından diğer ek tetkikler ve görüntülemeler yapılıp ona göre tedavi şekilleri belirlenir. Hastalığın devresine ve riskine göre sadece izlem, radyoterapi (ışın tedavisi), cerrahi, hormon tedavileri, kemoterapi ve diğer tedaviler gündeme gelir. Bu hastalık en çok lenf bezlerine ve kemiklere yayılır. Teşhisten sonra üroloji, radyasyon onkoloji, medikal(Tıbbi) onkoloji uzmanları tedavi kararlarını birlikte vermeleri uygun olur. Gereğinde bu tedavi kararlarına nükleer tıp uzmanları da dahil olur.

Prostat kanseri 50 yaş üzeri erkeklerde önemli bir problem olup PSA gibi basit bir testle erken teşhis edilebilir. Erken teşhisin de tedavide çok önemli olduğu ve hayat kurtardığı akılda tutulmalıdır.

 


AĞUSTOS 2021

AHLAKLI DAVRANIŞ

Ahlak bir toplumda bireylerin toplum kurallarına göre iyi ve güzel davranması, yanlış ve kötü davranışlardan uzak durmasıdır. Belli bir gelişmişlik düzeyi gösteren toplumlarda; bireylerin davranışlarıyla ahlakları arasında bağlantılar vardır. Bu toplumlarda bireyin nasıl davranacağı genelde bellidir. Kişi ve toplumların davranışlarını etkileyen çok çeşitli faktörler vardır. İnançlar, gelenek ve görenekler, çevrenin şahıslar üzerindeki etkileri, kişilerin ve toplumun eğitim düzeyi, kanunu işlemlerin uygulanması bunlardan bir kaçıdır. Tüm bu faktörler birbirini etkilemektedir. Ahlaklı davranış topluma, bölgeye, zamana göre de değişebilmektedir.

Eğitimli toplumlarda ahlak anlayışı daha yüksek olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Dini inançlar da kişi davranışlarını önemli derecede etkilemektedir. Eğitimi düşük toplumlarda dini inançları ne olursa olsun ahlaklı davranış beklenmeyebilir.

Ahlaklı davranış bireyin ve toplumun gelişip ilerlemesine katkı sağlayabilir ama yeterli değildir. Birçok etken gereklidir. Örneğin son zamanlarda ülkemizde yaşanan doğal afetleri ve bunların meydana getirdiği ölüm ve maddi- manevi kayıpları ahlaki yönden birlikte irdeleyelim. Deprem ve heyelan bölgelerinde, dere yataklarında düzensiz yapılaşma; vatandaşların bilinçsiz ve ahlaki yönden yanlış bir şekilde davrandığını göstermektedir. Vatandaş çeşitli yapılar yapmak isteyebilir, ama bunlara izin veren yerel yönetim, taşeron, mühendis, yapan usta ve diğer kontrol mekanizmaları bilinçli olmadığında ve ahlaklı davranılmadığında zincirleme hatalar oluşmakta ve sonucu felaketle biten olaylar meydana gelmiştir. Bölgesi ve zemin etüdü iyi yapılan bir deprem bölgesinde ona uygun yapılar olduğunda ne kadar kuvvetli bir deprem felaketi olursa olsun can ve mal kayıpları az olmaktadır. Dünyada bunun birçok örneğini görmekteyiz. Dere yataklarına bina ve çeşitli engelleyici yapılar yapılmaz ise yağmur ve sel ne kadar fazla olursa olsun zarar o denli az olacaktır. Yine özellikle bu yıl yaşadığımız orman bölgelerindeki yangınların, kişilerin duyarsızlığı ve çevre bilincinin yetersizliği, ilgili yöneticilerin ahlaklı davranmaması ve birçok yan faktörlerin olduğu ve gerekli tedbirlerin alınmamasıyla istenmeyen can ve mal kayıpları olmuştur. Bazı ülkelerde orman bölgelerinde piknik yapıldığında ateş yakılması yasaktır. Bu nedenle yangınların daha az olabileceği düşünülmektedir. Tüm bunlar yapılırken eğer iyi ve işletilebilen, zamanında, tarafsız uygulanabilen kanunların olması da ahlaklı olmayan davranışları azaltabilir.

Çiftçilik-hayvancılık yapan vatandaş tarlasını iyi bir şekilde işliyor, toprağına attığı tohumu, verdiği gübre ve ilaçları dürüstçe ve eğitimli bir şekilde yapıyor ise ahlaklı davranıyordur.  Ziraat mühendisi, görevli kişiler: çiftçiyi iyi bir şekilde eğitiyor ise; yöneticiler hayvancılığı ve çiftçiliği kanunlar çerçevesinde destekliyor ve onlara yardımcı oluyorlar ve dürüstçe davranıyorlarsa ahlaklı davranmış sayılırlar. Bu şekilde ülkenin gıda beslenme ve problemleri azalır ve gelir düzeyi artabilir.

Eğitim ve öğretim için çocuğunu okula götüren veli: çocuğuna eğitim veren öğretmenin ne kadar ücret aldığını ve evini nasıl geçindirebildiğini ayrıca diğer öğrenci ve velilerinin ne imkanlarla yaşadıklarının bilinciyle davranabilmelidir. Toplumdaki bu kargaşa, gözü körlük; eğitim ve öğretimin yeterli ve bir arada yürütülmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Toplumun en alt kesimlerinden en üst düzeydeki kesimlere; en cahilinden en bilginine kadar herkes ahlaklı davranış içinde olmalıdır.

Dersini iyi yapan çalışkan öğrenci, öğrencisini iyi eğiten öğretmen; rant peşinde koşmayan müteahhit; komşusu açken tok yatmayan zengin;  hastasını güler yüzle karşılayan ve onu iyi bir şekilde tedavi eden doktor-hemşire; çürük ve defolu mal satmayan esnaf; üretilen malların fiyatlarını değerinin üstünde artırmayan aracılar, hakkıyla çalışan ve aldığı ücreti hak eden memur; işini dürüstçe yapan küçük esnaf ve sanatkar ahlaklı davranmış olur. Yine kişilere iyi bir şekilde hizmet eden, dert dinleyen, kendi siyasi görüşünü empoze etmeyen yerel yöneticiler; ehil olan ve alın teriyle makamlar alan, siyasetin oyuncağı olmayan idareciler; toplumun inanışlarını göz önünde bulundurarak dini; akıl, mantık ve bilimle birleştiren diyanetçiler; doğruya doğru, eğriye eğri diyebilen, bilimin ışığında yürüyen üniversiteler; hür- bağımsız ve etkili bir şekilde iş yapan, ülke menfaatlerini ön planda tutan kurumlar; yerinde ve zamanında, adil bir şekilde kararlar veren adalet-hukuk kurumları ve hakimler; halkı kandırmayan ve toplumu kutuplaştırmayan siyasetçiler istemek Türk toplumunun hakkı değil midir?


 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir