TÜM YAZILAR

 

 


EKİM 2021

DOĞU AKDENİZ’İN KİLİT ADASI: KIBRIS’IN FETHİ

Doç. Dr. Zübeyde Güneş Yağcı[1]

Kıbrıs’ın tarihi Akdeniz dünyasındaki diğer adaların çoğunda olduğu gibi ilkçağlara dayanmaktadır. Konumu itibariyle yine ilkçağlardan itibaren Doğu Akdeniz’in kilidi mesabesindeydi.  Zaten bu konumu itibariyle Anadolu-Mısır-Avrupa arasında yapılan ticaretin odak nokta idi. Çünkü eski çağlardan modern çağlara kadar gemi teknolojisinin gelişmemiş olmaması ve pusulanın icat edilmemiş olması gemilerin kıyıları takip ederek ilerlemek zorunda kalmaları Kıbrıs’ın önemini bir kat daha artmaktaydı.  Kıbrıs Anadolu ve Suriye sahillerine yakın olması, hatta Mısır’a da çok uzak olmaması nedeniyle Akdeniz ticaretinin merkezi konumundaydı. Bu ticaretin hinterlandı Mezopotamya, Hindistan ve Çin’e kadar geniş bir alanı kapsamaktaydı. Uzun kervan ticareti gittikçe adanın ehemmiyetini artırmaktan öteye gitmedi. Bu sebepler Persler, Romalılar Kıbrıs’a hâkim olmuşlardır.  Şimdiye kadar pagan dinlerin hâkim olduğu Kıbrıs’a Hıristiyanlığın gelişi Roma İmparatorluğu’nun Kıbrıs’a hâkim olduğu dönemdir. Hıristiyanlığın ortaya çıkışından kısa süre sonraya tekabül eden bu sürecin temsilcileri havarilerden Paulus ve Barnabas’tır. Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığı kabul etmesine daha uzun zaman vardır. Hıristiyanlığın Katolik ve Ortodoks mezhepleri olarak ikiye ayrıldığı süreçte Kıbrıs’ta Ortodoks mezhebi hâkim olmuştur. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır. Batı Roma İmparatorluğu Katolik mezhebinde karar kılarken Ortodoks mezhebinde karar kılmıştır. Dolayısı ile Kıbrıs’ın Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalması dini yapısının belirlenmesinde etkili olduğu görülmektedir. Kıbrıs’ın Ortodoks yapısı Rumlar açısından devam etmektedir. Uzun süren Bizans hâkimiyeti sırasında adaya Müslümanlar da ele geçirmek üzere faaliyetlerde bulunmuşlardır. Müslümanların Kıbrıs’ı ele geçirmek için ilk defa Hazreti Osman döneminde yapılmıştı. Çünkü Mısır ve Suriye’yi fethiyle Müslümanlar için Kıbrıs’ın stratejik önemi artmıştı.648-649 yılında Muaviye’nin komuta ettiği bu sefere askerlerin katılımı gönüllülük esasına göre idi. İlk defa deniz seferine çıkılacaktı. Sefere katılanlar arasında ashaptan Ubâde b. Sâmit ve eşi Ümmü Harâm bulunmaktaydı. Bu bize kadınların bizzat seferlere katıldıklarını göstermesi bakımından dikkate değerdir. İslam orduları Konstantia önünde karaya çıktığında Ümmü Haram bindiği hayvanın tökezlemesi nedeniyle düştü ve şehit oldu. Şehit olduğu yere defnedildi. Ümmü Haram’ın türbesi Hala Sultan Tekkesi adıyla Kıbrıs Rum kesiminde Larkana’nın güneyindedir. Müslümanların Kıbrıs’a yerleşmeleri yine Muaviye tarafından yapılmıştı. Ancak 680 yılında Müslümanlar Kıbrıs’tan tamamen geri çekilseler de Kıbrıs yöneticileri Muaviye döneminde ödemeye başladıkları vergiyi vermeye uzun süre devam ettiler. Kıbrıs’ın üzerindeki Bizans ile yaşanan mücadele Abbasiler döneminde de devam etti. Halife Harun Reşid adaya donanma sevk eden halifeydi. Seferlerin başarısı kısmendi. Zira Kıbrıs’ta Bizans hâkimiyeti sona erdirilememiştir.

Haçlı savaşları Kıbrıs’ın kaderini bir kez daha değiştirdi. Ada haçlılara lojistik destek sağlayan bir üs vazifesi görmeye başladı. Bu boşluktan yararlanmak isteyen Kilikya’daki Ermeniler, Antakya Haçlı Kontluğu, Trablus Haçlı Kontluğu ve Mısır’daki Şii Fatimi Devleti arasında mücadeleye deprem de eklenince Kıbrıs neredeyse harabe durumuna geldi. Bizans valisinin bağımsızlığını ilan etmesi ile sonuçlanan müstakil Kıbrıs krallığı ile adadaki Bizans egemenliği sona erdi. Fakat bu krallık üçüncü haçlı savaşına komutanlık eden İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard ile son buldu. Richard adayı üs edinmişti. Adanın Ortodoks halkı ise Katolik yönetimden hiç memnun kalmamıştı. Ama yapabilecekleri bir şey yoktu. Hatta Arslan Yürekli Richard adayı dönemin en güçlü askeri Katolik tarikatı olan Tapınak Şövalyelerine sattı. Şövalyeler duruma hâkim olamayınca bu defa Kudüs Kralı Guy de Lusignan, Richard’ın izniyle adayı satın aldı. Bu sırada Mısır’da Fatimiler yerine Eyyubiler, Eyyubiler yıkılınca ise Memluklar devlet kurmuşlardı. 1370 yılından itibaren Lusignan yönetimi Memluklara vergi vermeye başladı. Bu sırada adaya kısa bir süre İtalyan şehir devletlerinden biri olan Ceneviz hâkim oldu. Ceneviz egemenliğinden adayı Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ı fethine kadar diğer bir İtalyan şehir devleti olan Venedik Lusignanlar yönetimi üzerinde etkili oldu.

Venedik için Kıbrıs Adası’nın önemi çok büyüktü. Doğu ticareti ile zengin olan bir devlet için ada önemli bir durak noktasıydı. Doğu ticaretini sürdürebilmek için adaya duyduğu ihtiyaç nedeniyle Memluk Devleti ile savaşı göze alamayan Venedik vergi verme yoluna gitti. Zaten Doğu ticareti dediğimizde akla ilk gelen bölgeler Mısır ve Suriye idi. Venedik bu sebeple Suriye ve Mısır’a hâkim olan Memluk Devleti ilişkileri iyi tutmak zorundaydı. Sonunda Venedik 1489 yılında adayı tamamen yönetimi altına aldı. Memluk Devleti’ne Kıbrıs’ı elinde bulundurduğu için vergi vermeye devam etti. Bu vergi Yavuz Sultan Selim tarafından Kıbrıs’ın Osmanlı egemenline geçmesi ile Osmanlı Devleti’ne ödenmeye başlandı. Bir taraftan Kıbrıs’ı yöneten Venedikliler Doğu öncelikle Akdeniz’deki ticarette Müslüman tüccar gemilerine saldıran korsanlara yolcu ve hacı gemilerine saldıran korsanlara yardım ve yataklık yapmaya devam ettiler.

Bütün bunlar neredeyse bütün Akdeniz’e hâkim olan bir devlet için kabul edilemez bir durumdu. Mısır ve Suriye ile yapılan her türlü faaliyette Venedik’e ait bir Kıbrıs çıbanbaşı demekti. İspanyollar daha erken dönemlerde Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’a yönelik hazırlıklar yaptığına dair casusları vasıtasıyla haberler almaktaydı. Venedik de bu ihtimali güçlü görmekle birlikte Malta Adası’nın fethinin söz konusu olabileceği ihtimalini göz ardı etmemekteydi. Osmanlı Devleti’nin donanmayı büyük bir sefer için hazırlamak adına yaptıkları İspanya’daki Moriscolara[2] yardım olabileceği şeklinde varsayımlar da konuşulmuyor değildi. 1566-1573 yılları arasında Venedik’te Papa’nın elçisi Giovanni daha Sultan Selim’in tahta geçer geçmez Kıbrıs’ın fethini istediğini rapor etmekteydi. Hatta elçi bu meyanda hazırlıkların bile başladığı kanaatinden söz etmektedir. Fakat sefer son ana kadar seferin Kıbrıs üzerine yapılacağı kesin olarak açıklanmamıştır.

Öncelikle konu Divan-ı Hümayun’da seferin yapılmasına dair karar verilmesi gerekiyordu. Divan-ı Hümayun’da yapılan görüşmelerde Vezir-i azam Sokullu Mehmed Paşa sefere karşı çıkmıştı. Avrupa devletlerinin bir haçlı ordusu ya da haçlı donanması oluşturmasının mümkün olduğu ileri sürmekteydi. Bu hiç de geçersiz bir argüman değildi. Diğer taraftan seferin yapılmasını isteyen vezirlerden başta Lala Mehmed Paşa gelmekteydi. Paşa, seferin yapılması gerektiğini, Venedik’in Müslüman gemilerine saldıran korsanları koruduğunu ileri sürmekteydi. Dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Sultan II. Selim idi. Sultan Selim bütün tarafları dinledikten sonra Kıbrıs seferinin yapılmasına karar verdi. Kıbrıs seferinin bir başka sebebi ise Katolik Venedik yönetiminden memnun olmayan Ortodoks haklın Osmanlı Devleti’nden yardım istemesinin önemi büyüktür.

Bu gerekçelerle Venedik’e adayı teslim etmesi için elçi gönderildi. Venedik senatosu bu teklifi reddetti. Ama senatoda şiddetli tartışmaların yapıldığı kaynaklara yansımıştır. Amaç savaş yapılmadan adayı ele geçirmekti. Bu sırada Vezir-i azam Venedik’in İstanbul’daki Balyos’u (elçisi) M. Antoni Barbaro ile yaptığı görüşmede bu kadar uzakta bir ada için iki ülke arasında savaşın olmasının gerekmediği üzerinde durmaktaydı. Zaten adanın Türk toprakları ile kuşatılmış vaziyet olduğunu belirtmekten de geri kalmamıştı. Elçi bu talebi reddetmesinin haricinde Venedik olayı sadece kendisine karşı bir hareket olmaktan çıkararak uluslar arası boyuta taşımak için faaliyete geçti. Bu anlamda başarılı olduğunu zaman gösterecektir.

İşte bunlardan sonra sefer için. 1570 yılının başlarında donanma başta olmak üzere hazırlıklar hızlandırıldı. Bütün vilayetlere baharda askerin toplanması, askerin ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla başta buğday olmak üzere zahire, peksimet temin edilmesi yönünde emirler gönderildi. Tabii aynı yönde emir donanmanın ihtiyacı olan alatçı, kürekçi temin edilmesi ve diğer eksikliklerin giderilmesi amacıyla yapılmıştı. Sefer için her şey hazırdı.

Seferin komutanlığına Lala Mustafa Paşa getirildi. Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa idi. İstanbul’dan hareket eden donanma komutanlığına Piyale Paşa getirildi. Piyale Paşa’nın görevi Şam ve Halep’ten takviye birliklerin adaya taşınması görevinin yanı sıra denizden adaya gelebilecek yardımı engellemekti. Donanma İstanbul’dan yola çıktıktan sonra hiçbir engelle karşılaşmadan Kıbrıs Tuzla kıyılarına varmış ve burada demirlemişti. Zaten Anadolu askeri Kıbrıs’a çıkarılmıştı.

Serdar Lala Mustafa Paşa ilk önce Limasol üzerine yüründü. 2 Temmuz 1570’de neredeyse hiç bir direnişle karşılaşılmadan ele geçirildi. Aynı durum Larnaka’da da yaşandı. Ortodoks halkın Osmanlı kuvvetlerine yardım etmesi Larnaka’nın alınmasında etkili olmuştu. Hatta adanın diğer bölgelerinin fethinde Osmanlı kuvvetlerine kılavuzluk bile yapmışlardı. Sıra stratejik konumu ve Kıbrıs’ın en büyük şehri olan Lefkoşa’nın alınması için harekete geçti. Lefkoşa Kalesi ve Magosa kaleleri Venedik yönetiminin adadaki dayanak noktalarıydı. Lefkoşa’nın valisi Dandolo şehri savunmak amacıyla yerli halktan istediği desteği sağlayamamıştı. Buna rağmen şehri sonuna kadar savunacaktır. Lala Mustafa Paşa 25 Temmuz 1570’de Lefkoşa’yı kuşattı. Dandolo 9 Eylül’e kadar ancak 45 gün dayanabildi. Sonunda yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. Lefkoşa’nın düşmesi Baf ve Girne valilerinin serdara gelerek itaat bildirmeleri ile sonuçlandı.

Kıbrıs’ta ikinci büyük kale adanın doğusunda deniz kenarında yer alan Magosa Kalesi idi. Kalenin surları çok müstahkemdi. Öncelikle kalenin barışçı yollarla ele geçirilmesi amacıyla teslim olması için teklif yapıldı. Fakat kale komutanı amacıyla Marc Antonio Bragadino teslim teklifini kabul etmedi. Bu savaş anlamına geldiğinden kalenin kuşatıldı. Ancak kış gelmişti. Kış şartları nedeniyle serdar lala Mustafa taarruzun bahara bırakılmasına karar verdi. Nisan ayı geldiğinde top atışlarıyla kalenin fethi için taarruza başlandı. Bütün tedbirlere rağmen kaleye az da olsa yardım ve destek gelmesi engellenememişti. Bu direnişin uzaması ile sonuçlandı. Fakat kale komutanı Marc Antonio Bragadino ne yaparsa yapsın fethin önüne geçemeyeceğini anladığından 31 Temmuz 1571 günü teslim olmaya karar verdi. Teslim için yapılan anlaşmada başta kendisi olmak üzere şehrin savunmasında yer alan askerlerin aileleri ve yakınları ile birlikte gitmelerine izin verilecekti. Fakat şehre girildikten sonra savaş sırasında esir düşen Türk esirlerin anlaşma şartlarına aykırı olarak şehit edildikleri ortaya çıktı. Bunun üzerine Serdar Lala Mustafa Paşa kale komutanı Marc Antonio Bragadino ve ileri gelen 11 beyin idam ettirerek Türk askerlerinin şehit edilmelerine mukabelede bulundu. Bunlardan baş kimseye de dokunulmadı.

Magosa Kalesi’nin fethi ile Kıbrıs’ın fethi tamamlanmış oldu. Daha Lefkoşa’nın fethiyle Kıbrıs beylerbeylik haline getirilmişti. Lala Mustafa Paşa’nın ruznamçe defteri bize bu konuda bilgi vermektedir. Beylerbeyliğin merkezi Lefkoşa şehri yapıldı. Beylerbeyliğe de Avlonya Sancak Beyi Muzaffer Paşa tayin edildi. Adanın Türk nüfusunun yerleşmesini sağlamak üzere Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden, ama özellikle Karaman Beylerbeyliği’nden halkın bir kısmı iskan edildi. Adanın iskânına bazen de problem çıkaran aşiretlerin sürgün edilmesiyle devam edildi. Bugün adanın Türk nüfusu bu göçler ile oluşturulmuştur.

Bu suretle fethedilen Kıbrıs bugün de stratejik özelliğini devam ettirmektedir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Kıbrıs Doğu Akdeniz’in kilidi mesabesinde olup, Türkiye için de vazgeçilmez bir konumdadır. Zira Kıbrıs’ı kaybetmek Türkiye’nin tamamen karaya hapsedilmesi, denizlere çıkışının kapanması demektir. Buna bir de Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerini eklediğimizde adadaki Türk varlığının nedenli önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

KAYNAKÇA

AKSU, Ali, Emeviler ve Abbasiler Döneminde Kıbrıs” Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, s. 79-88.

ALGÜL, Hüseyin, “Osmanlılar Devrinde Kıbrıs Seferinin Mânevî Cephesi ve Ebussuud Efendi’nin Seferle İlgili Fetvası”, UÜİFD, II/2, Bursa 1987, s. 37-42.

BİLGİN, Feridun, “Kıbrıs’ın Fethi İçin Yapılan Hazırlıklar (Arşiv Belgelerine Göre)”, Mukaddime, VI/1, 2015, s. 79-100.

CHAGHLAYAN, Yegana, “The Crusade Phase of the History of Cyprus”, Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, s. 75-78.

DEMİRKENT, Işın, “Kıbrıs”, DİA, XV; 2002, s. 371-373.

DEMİRYÜREK, Mehmet, Kıbrıs Hala Sultan Tekkesi şeyhleri Üzerine Bir Araştırma (1570-1878)”, Belleten, LXXXII/294, Ankara 2018, s. 483-510.

GÜNEŞ-YAĞCI, Zübeyde, “Kıbrıs’ın Fethi ve Ele Geçirilen Esirler”, Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, s. 305-318.

JORGA, Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, III, Çev: Nilüfer Epçeli, İstanbul 2005.

KAÇAR, Turhan, “Erken Hıristiyanlık Tarihinde Kıbrıs Üzerine Bazı Notlar”, Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, s. 69-74.

KILIÇ, Orhan, “Kıbrıs Beylerbeyileri: Sistematik Bir Analiz”, Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, S. 271-290

MANTRAN, Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, Çev: Server Tanilli, İstanbul 1992.

OKKAR, Remziye, “Eski Çağlardan Roma Dönemine Kıbrıs/Alashiya Adasında Hükümranlık Mücadelesi: Genel Bir Bakış”, Tarihte Kıbrıs, I, Ed: Osman Köse, İstanbul 2017, s. 29-42.

ÖZKUL, Ali Efdal, Kıbrıs’ın Sosyo-Ekonomik Tarihi (1726-1750), Ankara 2010.

Peçevî İbrahim Efendi, Peçevî Tarihi, I, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, Ankara 1999.

YILMAZÇELİK, İbrahim-TATAR, Özcan, “Osmanlı Döneminde Çukurova Bölgesinden Kıbrıs’a Aşiretlerin İskânı (1700-1750)”, S. 327- 380.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, III, 1995.

ZINKEISEN, Johann Wilhelm, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, II, Çev: Nilüfer Epçeli, İstanbul 2011.

[1] Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

[2] Moriscolar, İspanya’daki son İslam Devleti düştükten sonra baskı altında Katolik Hıristiyanlığı kabul eden Müslümanlardır. Fakat İspanyollar hiçbir zaman onların gerçek Hıristiyan olduklarına inanmamışlar, çeşitli sebeplerle işkence yapmışlar engizisyon mahkemelerinde yargılayarak diri diri yakılmak suretiyle idam etmişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir