HİNT AVRUPA/ İNDO GERMAN / ARİ NAZARİYESİ İLE İLGİLİ YALANLARI BİTİRİYORUZ.

AVRUPALILARIN, TÜRK TARİHİNE AİT KAVİM DEVLETLERİ VE ESKİÇAĞ TÜRK TARİHİNİN BÜTÜNÜNE SAHİP ÇIKMAK İÇİN UYDURDUĞU HİNT AVRUPA/ İNDO GERMAN / ARİ NAZARİYESİ İLE İLGİLİ YALANLARI BİTİRİYORUZ.
OKUYUNUZ OKUTUNUZ
Değerli Arkadaşlarım,
Avrupalıların, Türk tarihine ait kavim devletleri ve Eskiçağ Türk tarihinin bütününe sahip çıkmak için uydurduğu Hint Avrupa teorilerinin, Zeki Velidi Togan başta Türk tarihçilerinin büyük çoğunluğu tarafından sanki gerçekmiş gibi kabul edilmesi, Kadim Türk Tarihine ait boy budun ulus- kavim Devletleri, Batı’lılara ve onların işaret ettiği topluluk veya uluslara mal etmeleri, kitaplarında ve tebliğlerinde buna yer vermelerinin çok vahim sonuçları olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Avrupalılar Eskiçağın M.Ö. iki binli yıllardan başlayarak daha eskiye doğru “Hint Avrupalı” – “Ari” -“Aryan” adı altında bir ırkın yaşadığı, bu ırkın Avrupalıların ataları olduğuna dair masa başında ürettikleri teoriler bu gün gerçek tarihmiş gibi anlatılmaktadır.
Hâlbuki gerçek tarih, atalarımızın yaklaşık 15.000 yıldır ortalama 44 milyon Km2 alanda sürekli hâkimiyeti ile devam etmiştir.
Med’ler, Hatti’ler, Hitit’ler, Hurri’ler, Mittani’ler, Urartu’lar, Sümerler, Guti’ler, Kassit’ler, Kimmerler, İskitler,Saka’lar, Massegetler, Sarmatlar, Partlar vd gibi Kadim Türk tarihinde Selçuklu ve Osmanlı Devletleri gibi önemli yerleri olan Kavim Devletlerimizin “Hint Avrupalı” denilerek bir kalemde silip geçilmesi Batı’nın farklı bir yoldan Türk tarihini etkisizleştirmek için hazırladığı tuzağa düşmek ve Türk Vatanına zarar vermekten başka bir şey değildir.
Avrupalıların medeniyete kavuşmasının sebebi Türklerdir. Hayali iddialar sebebiyle toprak istenildiği bir çağda Türkiye’nin 50 misli büyük bir alanda onlarca Kavim Devlet, devlet ve Cihan Devleti kurarak yaşamış atalarımızın şanlı mirası bizim en geçmişimiz değil geleceğimizdir. Bu sebeple tarihimizi çok iyi öğrenmek, ülkemiz üzerinde planlar yapanların tüm talep ve iddialarını başlarına geçirmek durumundayız.
Değerli Arkadaşlarım,
Dünyada en saf ırk Türk ırkıdır. Ancak Türkler kadar kendi ırkının meydana getirdiği topluluklardan veya sözde milletlerden ihanet görmüş başka bir ırk yoktur.
Mezolitik dönemin sonlarında, Neolitik dönem başlarında Avrupa’nın İngiltere gibi bir kısmı henüz buzul çağından çıkamamıştır. Avrupa’nın Buzul çağından çıkan kısımlarında ise dağınık ve küçük topluluklar halinde taş çağının en ilkel dönemini yaşanmaktadır.
Türkler ise Asya’da büyük kitleler halinde yaşamaktadır. Hayvanları ehlileştirmiş, Bitkileri ve tahılları tarımda kullanır hale gelmiş, Isınmalar sırasında suyu daha verimli kullanacak kanallar açarak kurdukları şehirlerde döneme göre emsalsiz bir yaşantı sürmektedirler. Aral’dan Hazar’a bitişen göller kurumuş, bol su veren nehirler zamanla küçük dereler haline gelmiş, sıcaklık arttıkça kısmi çölleşmeler ortaya çıkmıştır. Bu arada nüfus artmış, Türk toplumundaki yeni yerlere göç etme arzusu da eklenince Asya’daki yoğun Türk nüfusu, dünyanın diğer yörelerinde henüz dağınık küçük topluluklar halinde yaşayan insanların arasına akmıştır.
Türklerin gittiği bu yörelerde yaşayan henüz ilkel toplum yaşantısına bile yeni yeni geçmekte olan, ancak medeniyetten haberi bile olmayan insan toplulukları bir anda Batılıların Ari dedikleri, Beyaz ırkın en üstün özelliklerine sahip insanlarla karşılaşmışlardır.
Mezopotamya ve Avrupa’da ortaya çıkan kalıntılarından anlaşıldığına göre Türkler onlara ön ayak olmuşlar onları eğitmişlerdir.
İhtiyar dünyamız bu günkü modern yaşamın temeli olacak gelişimleri, mimari, hukuk, şehircilik matematik, geometri, biyoloji, eczacılık, tıp vd. gerekli tüm bilgi ve eğitimi Türklerden almıştır.
Sevgili Okurlar,
Yaşamının büyük bir bölümünü adadığı eski çağlar mimarisi çalışmalarının sonunda Ünlü Bilimadamlarından Fergusson, “6000 yıl önce Avrupa’da Aryanların değil, Asya kökenli Turanlıların egemen olduklarını; Kristof Kolomb’dan çok daha önce Bering Boğazı’nı geçerek Amerika kıtasını keşfetmiş olan bu Asya kökenli Turanlıların, kendi gelişmiş uygarlıklarını ve inançlarını, binlerce yıl önce, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Amerika kıtası dahil bütün dünyaya yaydıklarını” bilimsel kanıtlarla gözler önüne serecek, “Aryan Irkçılığına karşı Turan Irkını yücelttiği, Avrupalının atalarının Hint-Avrupalılar değil Turanlı Türkler olduğu”nu savunduğu çalışmalarından dolayı, “İngiltere Kraliyet Mimarlar Enstitüsü”nce (Royal Institute Of British Architects-R.I.B.A) Altın Madalya ile ödüllendirilecekti.
Londra’da yayımlanan “Tüm Ülkelerdeki Doğal Taş Anıtlar” (Rude Stone Monuments In All Countries) eserinde yazdığı 1 Aralık 1871 günlü önsözde “Turancı” James Fergusson; İngiltere, İrlanda, İskoçya, İskandinavya, Kuzey
Almanya, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Cezayir, Libya, Akdeniz Adaları, Malta, Sardunya, Balearic Adaları, Batı Asya, Filistin, Sina, Arabistan, Anadolu, Çerkezya, Asya çölleri, Kabil, Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Amerika ve Peru’daki bulunan 234 taş anıtı ve gömütü irdelediği bu basımını; İrlanda konusunda Sir W. Wilde, Eugene Conwell ve Mr. Moore’un, İskoçya konusunda Edinburg’lu John Stuart ve Sir Henry Dryden’in, İsviçre konusunda Prof. Save ve Mr. Hildebrand’ın, İspanya konusunda M. Riano ve Sir Bartle Frere’in, Malta konusunda C. Collinson’un, Madras konusunda Mr. Walhouse’un, Bombay konusunda Mr. Burgess’in görüşleri ve katkılarıyla oluşturduğunu bildiriyor.
Turan ırkının ve kültürünün bin yıllar önce tüm dünyada ve özellikle de Avrupa’ya egemen olduğu görüşünde yalnız olmadığını duyuruyordu. Binlerce yıl önce Avrupa topraklarında ilk mimari yapıtları, dolmenleri, tümülüsleri, kurganları inşa edenlerin Hint-Ari ırktan (Aryanlar) olmayıp, Türkçe konuşan Turanlılar olduğunu savunan Fergusson; bu savını, taş yapıların kurulduğu yerlerin adlarının, sonu “ak” sesiyle bilen Türkçe kökenli sözcükler olduğunu göstererek kanıtlamıştı.
Avrupa’da her nerede binlerce yıl önce dikilmiş taş anıt ve gömüt varsa, o yerlerin adları ezici çoğunlukla sonu “ak” sesiyle biten Türkçe sözcüklerden oluşuyordu. M. Bertrand’ın 1864’te Fransa’nın 31 yöresinde tespit ettiği 2225 dolmenin 517’si, adlarının sonu Türkçe “ak” ile biten yerlerde bulunmuştu. Yer adları üzerinde yapılan bu çalışma titizlikle sürdürüldüğünde, binlerce yıl önce kurulmuş dolmenlerin bulunduğu daha çok sayıda yer adının Türkçe olduğu ve Avrupa’nın Hint-Hint Avrupalılar öncesi Asya’dan gelen Turanlı Türklerin yurdu olduğu gerçeği ortaya çıkacaktı.
Hem dilbilimsel, hem tarihsel kanıtlarla Avrupalının atalarının Turanlı Türkler olduğunu savunan Fergusson, onları “Dolmenler İnşa Eden Turan Irkı” (özgün İngilizce metinde, aynen; “Dolmen building Turanian race”) ve “damarlarına Turanlı kanı bulaşmış bir ırk” (özgün İngilizce metinde, aynen: “a race with any taint of Turanian blood in their veins”) sözleriyle niteliyordu.
AVRUPALILARIN ATALARI İNDO GERMENLER DEĞİL TÜRKLERDİR.
Sevgili Okurlar,
H.C. Rawlinson, Medlerin ve Sakaların bugünkü İspanya’ya kadar hakim olduklarını ve bunun için de İspanya’nın eski çağlardaki adı “Iberia” sözünün, Sakaların meşhur boyu Avar (Abar ) adının bozması olabileceği üzerinde de durmuştur.
Marcellin Boule (1861-1942), Avrupa’ya medeniyeti Asya’dan göç eden brakisefallerin getirdiğini, ancak bu brakisefalleri beyaz derili Alp adamı ve sarı
derili Moğol ırkı olarak ikiye ayırarak ve medeniyetin inşasında bu beyaz brakisefalleri anahtar rol oynadığını ileri sürmüştür.
EUGÈNE PİTTARD
Sevgili Okurlar,
İsviçreli antropolog Eugène Pittard (1867–1962), “Irklar ve Tarih, tarihe etnolojik giriş” adlı eseri, makale ve bildirileri ile yeni bir çığır oluşturarak Avrupalıların ırkçı yaklaşımları ve Türk tarihi üzerinden yürüttükleri oyunlarına cevap vermiş, kendi sahasında gelmiş geçmiş en önemli otoritelerden birisidir.
Prof. Dr. Eugene Pittard 1911 yılından itibaren Türk ırkı üzerinde yoğunlaşıyor, arkeolojik bulgulardan antropolojik sonuçlar çıkararak Orta Asya-Anadolu Türklüğü arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak kurmak üzerinde çalışıyordu.
Örneğin Hattilere ait höyüklerden çıkan iskeletler inceleniyor, karşılaştırmalar yapılıyor ve bundan birtakım sonuçlar çıkarılıyordu.
Dönemin genetik bilimi yerine arkeoloji ve antropoloji bilimi, Batı’dakinin aksine emperyalist, sömürgeci amaçlar için değil, tam tersi antiemperyalist bir dava uğruna kullanılıyordu. Üstelik çıkan sonuçlar, Batı tezlerine kendi silahıyla vurma şansını veriyordu.
Pittard’a gore Etiler’den Selçuklu’ya, Selçuklulardan Osmanlılara, Osmanlı’dan da günümüz Türkiye Cumhuriyeti’ne Anadolu’da tek bir antropolojik ırk yaşamıştı.
Bu ırkın özelliği de yapılan kafatası ölçümleriyle sabittir ki büyük oranda brakisefal kafa tipine sahip olmasıydı.
Öne sürülen teze göre brakisefallerin ana yurdu da Orta Asya’ydı. Orta Asya’nın kadim dönemde, bölgesel olarak dışa kapalı izole bir yapısı olmasından dolayı burada tek bir “antropolojik ırk” yaşamıştı ve bunlar da Anadolu’ya gelen, geliştirdikleri teknik ve yarattıkları medeniyeti Anadolu’dan Avrupa’ya taşıyan insanlardı.
Pittard’ın batı merkezli tarih tezine aykırı görüşleri tüm dünyada yankı bulmuştur. hatta “EUGENİSME” adıyla yeni bir bilim dalı olarak Avrupa’yı ve Türk aydınını etkilemiştir.
Pittard, Türkleri ve Türk dünyasını iyi tanıyordu. Batılı ırkların üstün, Doğulu ırkların geri olduğu görüşüne katılmıyordu; tam tersine, doğulu Türklerin de ileri olduğuna inanıyordu. bu inancını da hiç çekinmeden her yerde dile getiriyordu.
Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz başbakanı Lloyd George‘un: “Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu’da nesi var? Orada medeniyet vesikası olarak ne
kalmışsa, Yunan’ın, Roma’nın, Bizans’ındır. Türklerin Anadolu’daki evleri sazdan ve kerpiçten, harabelerden ibarettir. şimdi böyle bir alemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?”
Demesi üzerine Eugene Pittard, Cenevre’nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George’a şu tarihi cevabı vermiştir:
“Efendiler, Konya’daki ince minarenin kapısı ile, İstanbul’daki muhteşem Süleymaniye’nin kubbelerini yapan millete karşı, böyle söylenemez. Haddinizi biliniz…”
Sayfamızda resmine yer verdiğimiz Prof. Dr. Eugene Pittard, 1931 yılında Türklerin Avrupa’daki kötü imajını düzeltmek amacıyla, “Küçük Asya’ya Seyahat” adlı bir kitap yayımlamıştı. 1935’te, İsviçre’de doktora yapan Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan‘la tanışmasından sonra, 1937 yılında Türkiye’ye gelip İkinci Türk Tarih Kongresi‘nde onur başkanı olmuş, Türk Tarih tezini savunan konuşmalar yapmış ve Türkiye’de büyük bir saygınlık kazanmıştı.
Afet İnan, antropoloji alanındaki doktora tezini 1939 yılında onun gözetimi altında hazırlamıştı…
Nitekim bu konuda dünyanın en kıdemli ve bilgili bilim adamlarından “Les Races et l’histoire” ismindeki eserinde Hint-Avrupa nazariyesini öne sürenlerle alay eden İsviçreli Antropolog Prof. Dr. Eugene Pittard’ın II. Türk Tarih Kongresine sunduğu “Neolitik Devirde Küçük Asya ile Avrupa Arasında Antropolojik Münasebetler” isimli tebliği tüm dünyada ses getirmiş, muarızlarınca ilmi bir cevap verilememiş, Türk tarihine yeni bir aydınlanma getirerek bir çok bilim adamına ilham kaynağı olmuştur.
Nitekim, Göbeklitepe 12.000 yıl öncesine ait çok sayıda, Türk tamgaları ve sembolleri bulunmaktadır. Sadece Asya ve Anadolu değil Avrupa’nın her tarafı Türklere ait mezarlarla, eserlerle, tamgalarla ve mağara resimleri ile doludur.
26 Ekim 2017 günü Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı’nın hemen yanında süren metro istasyon inşaatında çıkan buluntular İstanbul tarihini değiştirecek bilgileri gün ışığına çıkarmıştır. Metro kazısında şu anda yaklaşık 3 bin 500 yıllık, İstanbul’un en eski mezarlığı kazılıyor.
Şimdiye kadar 35 mezar tespit edildi. Kuzey Karadeniz step kültürüne yani eski Türk ve Altay kültürüne ait kurgan tipi mezarlığın ortaya çıktığından bahsediliyor, mevcut bulgular ışığında tarihlemenin son tunç çağı ile demir çağının başlangıcı (MÖ 1200 – 1500) olduğu düşünülüyordu. Bir sonraki yazımızda Batı’nın Hint Avrupa nazariyesini yerle bir etmeye devam edeceğiz.
Tüm Değerli Arkadaşlarımıza takipleri, beğenileri, paylaşımları ve yorumları için çok teşekkür eder Sevgi ve Saygılar sunarım.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir