FIKHIMIZ; HAKLARIMIZ VE ÖDEVLERİMİZ GENCİZ, MÜKELLEFİZ VE SORUMLUYUZ.

FIKHIMIZ; HAKLARIMIZ VE ÖDEVLERİMİZ
GENCİZ, MÜKELLEFİZ VE SORUMLUYUZ.
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İslâm Hukuku Anabilim Dalı BAŞKANI

Gençlerle fıkıh köşesinde buluşalım. Nöronlarınıza azıcık dokunalım. İnsanlığın geleceği gençler, neredesiniz? İlmihâl, ilmi mâzi oldu hala kimlesiniz? Fıkıh sizin karargahınızdır. At koşturacağınız meydanınızdır. Meydanınız mı yok yoksa ölümüsünüz?
Hiç düşündünüz mü gece ile gündüz bir olur mu? Kuru ile yaş, yokuş ile iniş, karanlık ile aydınlık bir olur mu? Hiç pis ile temiz bir olur mu? Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Gençler, yaşamınızda duygularınız, düşünceleriniz, fikirleriniz her daim akıyor. Desenize dereler, ırmaklar, çaylar hep boşuna akıyor. Bari denizlerde, okyanuslarda buluşalım, kavuşalım. Yoksa Hıra dağında mısınız, itikâfa mı girdiniz? Neredesiniz? Bir gün güneş doğacaktır elbet güneşi gördüm.
Gençler; fıkha postu serelim. Habibim sana soruyorlar dediği gibi bizde neden, niçin ve nasıl diye naslara hep soralım. Haklarımızı ve ödevlerimizi bilelim. Soralım sorgulayalım. Düşünce ile düşünmek, bilgi ile bilim farkındalığını ortaya koyalım. “Her zamanın bir hakkı vardır.” En büyük ibadet zamanın hakkını vermektir.

SORU: 1

GENÇLER: Hiç düşündünüz mü? Kur’an’ın ilk emri, kitabının ana ismi neden Kur’an’dır? İslâm dininin birinci emri “iman etmek”, yani okumak, öğrenmek ve öğrendiğiyle amel etmektir. Hıra’dan doğan güneşin ilk emri okudur. (خَلَقَ الَّذِي رَبِّكَ بِاسْمِ اقْرَأْ ) “Yaradan rabbinin adıyla OKU” . Peki, ilahi iradenin neden okuma yazma bilmeyen peygamberine okuma yazma bilmediğini bildiği halde üstelik okumanın hiçbir işe yaramadığı bir dönemde neden ısrarla oku dediğini hiç düşündünüz mü? Okumanın hiçbir işe yaramadığı ve okuyacak metinlerin dahi olmadığı bir dönemde ısrarla oku diyen irade bugün yine tecelli edecek olsa size kaç kere ısrarla oku! Derdi!!! Hiç düşündünüz mü? Okumak, senin damarlarındaki kanındır. Okumak, senin derelerinden akan suyundur. Okumak, senin cehalete karşı kuşandığın kılıçtır. Okumak, senin oksijenin ve hayat kitabının adıdır. Hayat kitabının adı bunun için Kur’an’dır bilesin.
Bir dost kalemi şöyle der: “Ey hayat kitabımız Kur’an-ı Azimüşşan. Yüksek raflarda mısın, bu mu sana yakışan. Asli vazifen midir, namazlarda okunmak. Sana zülüm değil mi süslü raflara konmak. Bazen okurlar seni, bazen öpüp koklarlar. Bazen de çeyizlerde sandıklarda saklarlar. Ya mezar başlarında ölüye okunursun. Ya da satılsın diye vitrinlere konursun. Hürmet zannettikleri, altın harfle yazmaktır. Bilirim altın kılıf sana mezar kazmaktır. Kanı çekilen beden nasıl kansız ölüdür. İsmi hayattır ama hayat sensiz ölüdür.”
Gençler; Kur’an’sız hayat ölüdür. Kur’an-ı iyi okursan, kainat kitabını da iyi okursun. Gençler, öncelikle ana rehberimiz Kur’an’ı iyi öğreneceğiz. Ne diyor AKİF; “KADERMİŞ” öyle mi? haşa, bu söz değil doğru; belanı istedin, Allah da verdi, doğrusu bu. Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun. Onun hesabına birçok hurafe uydurdun! Sonunda bir te “TEVEKKÜL” sokuşturup araya, zavallı dini çevirdin onunla maskaraya! Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden, yorulma öyle ya Mevla Ecir-i Hâsır iken!” Mehmet Akif bu şiirinde insanların kader ve tevekkül algısına dikkat çekmiştir.
Belki de bu kavramlar, makas değişiminin odak noktasını oluşturmuştur. Çünkü kader ve tevekkül algısı, bireylerde tembelliğe bir barınak, tedbire karşı bir sığınak yapılmıştır. Devesini serbest bırakıp tevekkül etiğini söyleyen bir bedeviye Peygamberimiz (sav) “deveni bağla ve öyle tevekkül et” buyurmuşlardır. Desene tedbiri almak, taktiri sahibine bırakmak gerekir. Desene bugün belki de tekrar maddi ve manevi somut veya soyut putlar ve şirkler edinildi. Dinin emrettiği düzeni Peygamber kurmuştur. Onun kurduğu toplumsal düzen, dini ilkelere dayanmıştır. O’nun kurduğu toplumsal düzenin niteliği, sınıflı bir toplum yapısından, sınıfsız bir toplum yapısına, gücü değil hukuku esas alan adil bir tevhit toplumudur. Allaha imanın, Allah’ın birliğine, pratikte halkların eşitliğine, tevhidine dayanmıştır. Bugün de dün olduğu gibi Peygamberin yok edip kırdığı mücerret veya müşahhas putlar, tekrar dikilmiştir. Oysa Hz. Peygamberin hayatı, bu maddi ve manevi putlar ve şirklerle mücadele etmekle geçmiştir bilesiniz.
Bugün din adına söz söyleyenlere baktığımızda, nas ile aklı vuruşturanları görürsünüz. Nas ile akıl, biri genel diğeri de özel iki vahiy, asla birbirine tearuz etmezler. Biri diğerinin mütemmim cüzüdür. Gençler, akıl ile vahiy arasında H2O diye ifade edilen bileşik gibi bir birliktelik söz konusudur. Öyle ki iki hidrojen Kur’ân ve Sünneti, bir oksijen ise bireysel ve ortak aklı ifade eder. Nasıl ki suyun oluşumu iki hidrojen ve bir oksijenden meydana geliyorsa; İslâm’da Kur’an, Sünnet ve aklın birlikteliği ile meydana gelmiştir. Âdeta kâinatın ve insanlığın âbı hayatı bu esasa dayanmaktadır. Biri maddi diğeri manevi dünyamızın ana esaslarıdır. Keza İslâm dinînin yürürlüğü de vahiy (nas) ve içtihat gibi iki ana esasa dayanmaktadır. Tarihten günümüze akıl ve nakil çatışması önümüze bilinçli atılan bir fitnedir. Ne yazık ki kitaplarımız ve insanlarımız hala bu sakızı çiğner dururlar. Desene sakız çiğnemek orucu bozmaz.
فَكَبِّرْ وَرَبَّكَ فَأَنذِرْ قُمْ الْمُدَّثِّرُۙ اَيُّهَا يَٓا “Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar. Sadece Rabbini yücelt.” Sen de ey genç insan, okuyup öğren ve öğrendiklerinle amel et, yani yaşa ve anlat. Bu din hep gençlerin omuzlarında mekan bulmuştur. Çünkü hakikati arayanlar, genellikle gençlerdir. Genellikle gençler, aklı kullanmışlardır. Aklını kullanmayanlar, pislik içindedirler. Genç kardeşim unutma ki din, bir düzen kurma mücadelesidir. Adil ve hakça bir düzen kurma projesidir. Bu düzenin, rüknü tevhittir, eşitliktir. Bir olan Allah’ı yüceltme yoludur. Allah’u Ekber!

SORU: 2

GENÇLER: Hiç düşündünüz mü ki elbiseniz kirlenirse yıkarsınız ya vicdanınız kirlenirse ne yapar sınız? فَطَهِّرْ وَثِيَابَكَ “Elbiseni temiz tut.” Desene İslâm’ın yeryüzüne ikinci emri temizliktir. Rabbimiz bize böyle buyurdu. Bunun için bütün fıkıh kitaplarımızın hemen hepsi temizlik bahsini ilk konu yapmışlardır. Peygamberimiz de “temizlik imanın yarısıdır” buyurmuştur. Maddi ve manevi temizlik bize farz olmuştur. Bu da eski ve yeni lisanla,“hadesten taharet ve necasetten taharet”, görünen ve görünmeyen kirlerden temizlenmektir. Öyle ki elbiseniz kirlenirse yıkarsınız, lekelenirse temizlemeye verirsiniz. Suya, sabuna ve paraya kıyarsınız. Bilirsiniz ki su sabunla kiri çıkartır. Oysa kirli ve yırtık elbise ile halkın huzuruna çıkamazsınız.
Ey insan! Kişinin iyi elbisesi sizi şaşırtmasın. İyi kefen sahibine fazilet kazandırmaz bunu bilesin. Günah pazarında tüccarlık yaparak kefenin kalitelisini artırmayasın. Halk arasında suya sabuna dokunma sözü yaygındır. Bilesin ki su, sabunla kiri çıkartır. Hep kirli mi kalasın. Temiz bir beden, temiz bir giysi, temiz bir çevre, temiz bir koku, temiz bir dünya, desene maddi temizlik ve manevi temizlik imandandır.
Bugün Müslümanların en fazla dikkat etmesi gereken ilkelerden biri de temizliktir. Ölüm gelmeden, bedenimizi ve ruhumuzu temizlemeliyiz. Sadece beden temizliği gel gör ki dertlerimize derman olamadı. Ama yine de beden ve elbise temizliği işlerin başında gelir. Her Müslüman hafta da mümkünse duruma göre en az iki kere bedeninin ve elbisesinin temizliğine dikkat etmelidir. Dişlerinin fırçasından tırnağına, bedenine, elbisesine özen göstermeli ve güzel kokular sürülmelidir. Allah güzeldir, güzel olanı sever. Camiye öyle koşup güzel gelmelidir. Hani derler ya soğan sarımsak yiyenlerin, cami’ye gelmeleri hoş karşılanmaz. Bir de sigara içenlerin camideki durumları daha da gariptir. Camilerimizin temizliği olabildiğince önemlidir. Bastığın yere ayağını koyup rabbi için secdeye kapanan kişinin, secde makamının temiz bir mekân olması ne kadar da güzeldir. Güzel giyinmek, sağlıklı beslenmek, abdeste ve temizliğe dikkat etmek vücut emanetinin hakkıdır. Bunlar insanı sağlıklı ve kaliteli yaşama yönlendirir ve güven verir. Bunun için bilginler, klasik fıkıh kitaplarının temizlik bahsinde, tuvalet adabından, vücut temizliğine kadar hemen her konuda fikir beyan etmiş oldukları görülür.
Gençler, vicdanınız kirlenirse ne yaparsınız? Bugün kin, nefret, gıybet, adam kayırma, adaletten ayrılma, sû-i zan gibi her türlü kalbi hastalıklarımızın temizliği için ne yapmalıyız? Şunu unutmamalıyız ki manevi temizliğin manevi ilaçları vardır. Abdest, gusül, hayız, namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin her biri manevi temizlik ilaçlarıdır. Tüm bu ibadetler, kalbimizdeki kirleri temizleyen sabun ve su misali manevi dünyamızın abı hayatıdırlar. Bugün günahkâra ok atmak yerine, günahkârı gül bahçesine davet zamanıdır. Tövbe ile temizlenmek için hiçbir aracıya gerek yoktur bunu da bilesin. Temiz bir niyet, temiz bir kalp, temiz bir vicdan, temiz bir yürek, desene manevi temizlik, düşünce dünyamızın temiz olmasıdır. Vicdan temizliği de her müminin asli görevidir. Ruhumuzu manevi değerlerimizle sulayalım. Bakışlarımıza, sözlerimize, duygu ve düşüncelerimize abdest aldıralım. Güzel konuşup güzel duyalım, güzel bakıp güzel görelim, güzeli hissedip güzeli hissettirelim. İşte bu idi mirasın Yunus’u söyleten Mevlana’yı döndüren Hacı Bektaş’ı veli kılan. Bunun için eğitim ve öğretim elbette ki şarttır. Amman ha cehaletin tahsilini yapmayasınız.
Öyle anlıyoruz ki medeniyetin kendisi temizlikle başlar. Bunun için büyüklerimiz temizlik adabına büyük önem vermişlerdir. Kitaplarımız hep temizlik bahsiyle yazılmıştır. Beş vakitte suyu akan Fırat’ı adeta bahçemizi bağlamışız. Oysa bugün insanımızın çorabı veya takkesi Fırat’a düşse belki de Fırat’ı bulandırır. Camilerin temizliği bu anlamda ayrı bir problemdir. Hele birde tuvalet kültürümüz var ya. Bir milletin medeniyeti tuvaletten belli olur. Hele şu tuvaletler konusunda desene sınıfta kaldık. Bu maddi temizlik için ciddi bir proje geliştirmenin zamanı geldi de geçmektedir. Camilerin temizliği için de aynı kanaatteyim. Desene bu duruma Haliç’in Simonları gibi alıştık. Ne olmuş ki diyenleri duyar gibiyim.

SORU: 3
GENÇLER: Hiç düşündün mü ki şirke hayır, tevhide evet demenin gerekçesi nedir? فَاهْجُرْ وَالرُّجْزَ “Şirkten uzak dur.” Üçüncü emir ise “şirke hayır” “tevhide evet” demendir. Allah’ın kulları, eşit haklara sahiptirler. Birinin diğerinden üstünlüğü yoktur. Sınıfsal ayrıcalık, saf düzenine sokulmuştur. Üstünlük ancak ve ancak insan hakkına ve kamu hakkına saygı duymadadır. Cahiliye dönemi şirk düzeninde, sınıf farklılıkları, imtiyazlı ve ayrıcalıklı insanlar üretildi. Kadın ve erkek arasında haklarda eşitlik / tevhit yoktu. Devlet ve vatandaşları arasında denge / tevhit yoktu. Emek ve sermaye arasında tevhit yoktu. Köle ve efendi arasında tevhit yoktu. Zengin ve fakir arasında tevhit yoktu. Toplum mustazaflar ve müstekbirler diye ikiye ayrılmıştı. Şirkin taraftarları kendi düzenlerinin bozulmaması için mücadele ediyorlardı. Tevhit taraftarları ise eşitlik ve tevhit mücadelesi veriyorlardı. Adil ve hakça bir düzen kurmak bu mukavemet karşısında o kadar kolay değildi. Peygamber (sav) bu tevhit mücadelesini önce itikat ve ilkesel bir zihin terbiyesiyle başlattı. Önce zihinsel hicret sağlandı. Zihinsel gusül abdesti alındı. Ondan sonra fiili hicrete geçildi. Bugün insanlara bak ki bedeni ölene ağlıyorlar, yüreği ölene ağlamazlar. Desene felaket gönüldeki viranededir.
Gencim şirkten uzak güzel kul olma mücadelesi veresin. Maddi ve manevi temizlik senin asli görevindir bilesin. Hayatın anlamı bu maddi ve manevi temizliktir göresin. Desene genç arkadaş, bu menzil uzağa benzer hayatını ilkeli kılasın. Gençler, güneş sizinle anlamlı doğar, ay sizinle anlamlı batar. Desene hak gelince batıl zail olur.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir