Fransa’nın Transkafkasya Politikalarının Türkiye’ye Stratejik Etkileri

Fransa’nın Transkafkasya Politikalarının Türkiye’ye Stratejik Etkileri

Fransa’nın Transkafkasya’daki Varlık Türleri ve Amaçları

Fransa, Güney Kafkasya’da çok yönlü bir varlık göstermektedir. Diplomatik olarak Paris, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’da büyükelçilikleriyle aktif olup, bölgesel barış ve istikrar çabalarına katılmaktadır. Örneğin Nisan 2023’te Fransız Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde barışın tesis edilmesinin Fransa ve AB’nin “tek amacı” olduğunu vurgulamıştır. Fransa, ayrıca AB aracılığıyla bölgeye gözlemci misyonu göndererek çatışma izleme rolü üstlenmiştir.

Askeri alanda ise Fransa, özellikle Ermenistan’a güvenlik yardımı sağlamaktadır. 2023’te Ermenistan Savunma Bakanı Grigoryan ve Fransız Silahlı Kuvvetler Bakanı Lecornu arasında imzalanan mutabakatlara göre, Ermenistan Fransa’dan gelişmiş hava savunma radarları (GM200) ve Mistral sistemleri alacak. Şubat 2024’te Fransa Savunma Bakanı Lecornu’nun Ermenistan’ı ziyaretinde zırhlı araçlar, mühimmat ve hava savunma takviyesi anlaşmaları yapılmış, savunma ataşesi ve danışmanları görevlendirilmiştir. Bu askeri işbirliği, Fransa’nın bölgedeki jeopolitik etkisini artırma amacı taşımaktadır.

Kültürel alanda Fransa, bölgede önemli bir aktör olan büyük Ermeni diasporasıyla yakın bağlar kurmuştur. Avrupa’nın en büyük Ermeni diasporasına ev sahipliği yapan Fransa’da Ermeni topluluklarının etkin lobi faaliyeti ve devlet desteği görülür; Paris 1998’de ilk “soykırım” tanıyan Batı ülkesi olmuş ve inkârı suç sayan yasayı çıkarmıştır. Bu tarihi ve toplumsal bağlar, Fransa’nın Ermenistan’la ilişkilerini güçlendirerek bölgedeki nüfuzunu pekiştirmesine zemin hazırlar.

Enerji alanında ise Fransız şirketleri bölgede aktif rol oynamaktadır. Total Energies, Azerbaycan’daki petrol ve doğalgaz projelerinde ana paydaşlardan biridir. Şahdeniz gaz sahasındaki %10’luk payını 2014’te Türkiye’ye satmış olsa da, halen Absheron sahasında işletmeci konumundadır. Fransa, Azeri petrolünü Türkiye ve Gürcistan üzerinden Avrupa’ya taşıyan BaküTiflis-Ceyhan (BTC) boru hattında da başta Total olmak üzere ortaklıklar geliştirerek rol almıştır. Bu yatırımlar Fransa’nın Avrupa’nın enerji güvenliği ve Asya-Avrupa bağlantılarındaki çıkarlarıyla örtüşmektedir. Genel olarak Fransa’nın amaçları arasında Güney Kafkasya’da Rusya etkisine karşı denge unsuru oluşturmak, tarihsel olarak Türkiye ile siyasi rekabetini sürdürmek, ve Ermenistan üzerinden Avrupa ile entegrasyonu desteklemek gibi hedefler sayılabilir.

Fransa–Ermenistan İlişkileri ve Türkiye’ye Yansımaları

Fransa ile Ermenistan arasında uzun yıllardır stratejik yakınlaşma vardır. Ermeni yönetimi, özellikle 2018’de Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesinden sonra Batı ile ilişkilerini güçlendirme eğilimine girmiş ve Fransa bu dönemde önemli bir müttefik olmuştur. Macron yönetimi, 2018’den itibaren Ermenistan’ın Avrupa ile entegrasyonunu teşvik eden politikalar izlemiş, Fransa’nın La Francophonie etkinliklerini Ermenistan’da düzenlemiş ve Paşinyan yönetimine destek mesajları vermiştir. Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Şubat 2024’te Paşinyan’ı Pantheon’da onurlandırılan Ermeni direniş simgeleri anısına ağırlamış ve Fransa’nın Ermenilere desteğini yeniden teyit etmiştir.

Bu yakınlaşmanın Türkiye açısından önemli yansımaları vardır. Fransa’nın Ermenistan’a silah satması ve siyasi desteğini artırması, Türkiye’nin bölgedeki denge arayışını olumsuz etkileyebilmektedir. Fransa’nın Ermenistan’a sattığı radar ve hava savunma sistemleri gibi askeri yardımlar (örneğin GM200 ve Mistral) yalnızca Erivan’a stratejik avantaj sağlamamış, aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğine yönelik de endişe yaratmıştır. Fransa, Ermenistan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdide karşı uyarıda bulunmuş, savunma işbirliği anlaşmalarında ‘Ermenistan’ın kendini savunma ihtiyacına cevap verme’ gerekçesini öne sürmüştür. Bu durum, Türkiye ile Fransa arasındaki gerilimin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’nin bölgedeki politikaları da bu gelişmelere paralel şekillenmiştir. Fransa-Ermenistan yakınlığı, Türkiye’yi Azerbaycan ve Gürcistan ile ilişkilerini daha da derinleştirmeye itmiştir. Diğer yandan Eski Bakan Çavuşoğlu gibi Türk yetkililer, “Güney Kafkasya’da Azerbaycan ile Ermenistan’ın refahını sağlayacak kalıcı barışı birlikte destekleyebiliriz” ifadesiyle, Türkiye ile Fransa’nın Ermenistan konusunda diyalog içinde olmasının önemini vurgulamıştır. Ancak aynı kaynakta, Fransız siyasetindeki “aşırıcı Ermenilerin temelsiz taleplerinin Türk-Fransız ilişkilerini rehin alması” halinde işbirliğinin zorlaşacağı da belirtilmiştir. Kısacası, Fransa-Ermenistan yakınlaşması Ankara açısından risk oluştururken; diyalog zemini bulunsa da gergin bir ortam yaratmaktadır.

Fransa’nın Azerbaycan Politikası ve Türkiye’ye Yansımaları

Fransa’nın Azerbaycan politikası son dönemde büyük oranda gerilim odaklıdır. 2020 Karabağ Savaşı sonrasında Fransa, Azerbaycan’a yönelik eleştirilerini artırmış, Lahey’de müzakereleri etkinleştiren rolünü geriletmiş, aksine Ermenistan’a desteğini belirginleştirmiştir. Bu tutumun en somut örneklerinden biri, Ocak 2024’te Fransız Senatosu’nun 2023 Eylül’deki Azerbaycan harekâtını kınayan bir karar almalarıdır. Karar metni, Dağlık Karabağ Ermenilerine yönelik etnik temizliği ve sınır bölgelerindeki işgalleri kınamış, Azerbaycan’ı tek sorumlu olarak göstermiştir. Aynı dönemde Fransa Cumhurbaşkanı Macron da ortak basın toplantısında Aliyev’e “Ermenistan’ın toprak bütünlüğüne herhangi bir tereddüt olmaksızın saygı gösterilmesi” çağrısı yapmıştır.

Bu sert tutum, Azerbaycan tarafında öfke ve tepkilere yol açmıştır. Devlet lideri İlham Aliyev, Fransa’nın Ermenistan’a silah sevkiyatını barışı baltalamakla suçlamış, Fransa’yı tarafgir olmakla itham etmiştir. Bunu takip eden aylarda Azerbaycan, Fransa ile Türkiye’yi de içeren eleştiri kampanyasını yoğunlaştırmış; Fransa’nın Ermenistana yönelik desteğinin bölgedeki dengeyi bozacağı uyarısında bulunmuştur. Bu nedenle Paris-Bakü ilişkileri giderek soğumuş, büyükelçi geri çağrılmaları ve diplomatik gerilimler yaşanmıştır. Genel değerlendirmeler, Fransa’nın Azerbaycan’a karşı izlediği tutumun hem Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığını daha da pekiştirdiğini, hem de Türkiye açısından Karabağ meselesinde ilave zorluklar yarattığını göstermektedir.

Gürcistan Üzerinden AB/NATO Bağlantılarının Stratejik Anlamı

Gürcistan, bölgenin stratejik omurgası konumundadır. Türkiye ve Azerbaycan’ın enerji ve ulaşım koridorları Gürcistan üzerinden geçmekte, ülke güçlü bir Avrupa-NATO yanlısı yönelim içindedir. Fransa da Gürcistan’ı Batı’ya entegrasyon sürecinde desteklemektedir. Aralık 2024’teki Fransa– Almanya–Polonya Dışişleri Bakanları ortak açıklamasında, Gürcistan’ın yönetime AB üyelik sürecini yeniden başlatma çağrısı yapılmış, seçim sonuçlarına yönelik kaygı dile getirilmiş ve bu ülkenin “Avrupa yoluna” dönmesi tavsiye edilmiştir. Böylece Fransa, NATO ve AB politikaları çerçevesinde Gürcistan’ın demokratik değerlerine vurgu yapmış, ülkenin Avrupa perspektifini korumaya çalışmıştır.

Gürcistan’ın stratejik konumu, enerji ve ulaşım koridorları nedeniyle de kritiktir. Hazar’dan çıkarılan Azeri petrolü ve gazı, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ile Türkiye’nin Akdeniz kıyısına; Güney Gaz Koridoru (Bakü-Tiflis-Erzurum) üzerinden ise Türkiye yoluyla Avrupa’ya iletilmektedir. Gürcistan ayrıca Baku-Tbilisi-Kars demiryolu ile Türkiye üzerinden Orta Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli bir raylı ulaşım hattıdır. Türkiye’deki Ceyhan terminalinde Azeri petrolünün yüklendiği BTC hattı, Karadeniz bölgesini doğrudan Akdeniz’e bağlayan benzersiz bir projedir. Bu altyapıların korunması ve güvenliği, bölgeyi Rusya kontrolünden bağımsızlaştırma amacına hizmet eder. Sonuç olarak Fransa ve AB, Gürcistan üzerinden geçen uluslararası koridorları bir istikrar faktörü olarak görmekte, bölgenin Batı ile entegrasyonunu stratejik önemde değerlendirmektedir.

Türkiye’nin Bölgesel Denge Arayışına Etkileri

Fransa’nın Güney Kafkasya’daki artan faaliyeti, Türkiye’nin bölgesel denge arayışını doğrudan etkilemektedir. Türkiye için Güney Kafkasya, doğuya açılan kapıdır ve Azerbaycan–Türkiye stratejik ortaklığı aracılığıyla hem enerji projeleri hem de Türk Dünyası ile bağlantı kurulmaktadır. Uzmanlara göre Hazar’dan çıkan enerji, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve TANAP boru hatları ile Akdeniz’e, Baku-Tbilisi-Kars hattıyla ise Türkiye üzerinden doğu-batı eksenine ulaşmaktadır. Bu koridorların ekonomik değeri kadar taşıdığı siyasi ağırlık da büyüktür. Hangi güç bölgeyle entegre olursa, coğrafi yönelimden öte bölgenin kimliği de o tarafa kayacaktır. Bu nedenle Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan ile olan ilişkilerini özellikle enerji ve ulaşım projeleri çevresinde güçlendirmiştir.

Türkiye açısından fırsat yaratacak bir unsur, Fransa ile diyaloğa açık olunmasıdır. Dışişleri Eski Bakanı Çavuşoğlu’nun belirttiği gibi, “aşırıcı Ermenilerin temelsiz talepleri” iki ülke ilişkilerini zedelemediği ölçüde, Türkiye ve Fransa ortak çabalarıyla Güney Kafkasya istikrarına katkı sağlayabilir. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’la kurduğu işbirliğini Ermenistan’ı da kapsayacak şekilde genişletmeye çalışmaktadır. Örneğin Nahçıvan üzerinden Orta Asya’ya uzanacak Zengezur koridorunun açılması, Türkiye ile Türkistan arasında kesintisiz bir kara bağlantısı sağlayacak, bölgesel işbirliğine yeni olanaklar tanıyacaktır.

Öte yandan Fransa’nın bölgedeki çıkarlarını doğrudan Türkiye karşıtlığı üzerinden kurması, Türkiye için risk oluşturabilir. Fransa’nın Ermenistan merkezli askeri inisiyatifleri, Türkiye’yi Azerbaycan’la ittifakı sıkılaştırmaya ve Rusya nüfuzuna karşı alternatif arayışlarını hızlandırmaya itmiştir. Ayrıca, Fransa’nın AB içinde Türkiye’ye karşı aldığı tavırlar (örneğin Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki mesafeli tutum) bölge politikalarına da yansıyabilmektedir. Türkiye, bu koşullarda denge politikasını sürdürmek için bölge ülkeleriyle çok taraflı diplomasi, ekonomik ilişkiler ve savunma işbirliklerini daha da çeşitlendirmek durumundadır.

Enerji Koridorları ve Transit Hatlar Üzerindeki Rekabet

Güney Kafkasya’da enerji koridorları hem bölgesel hem küresel aktörler için önde gelen rekabet alanlarıdır. Türkiye’nin öncülüğünde hizmete giren BTC boru hattı, Azeri petrolünü doğrudan Akdeniz’e ulaştırarak geleneksel Rus rotasına alternatif yaratmıştır. Benzer şekilde TANAP/TAP projeleri, Azeri gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşımaktadır. Fransa bu projelerde doğrudan lider rol üstlenmese de, Avrupa enerji güvenliğini destekleyen politikalar izlemekte ve Fransız şirketleri bölgedeki kaynakların Avrupa’ya ulaşımına yatırım yapmaktadır. Örneğin Total Energies’in Absheron gaz sahası işletmeciliği ve daha önce Şahdeniz’deki hissesi, Fransız varlığının enerji cephesini gösterir.

Enerji nakil hatlarının stratejik önemi büyüktür. Yaklaşık on yıl önce faaliyete geçen BTC boru hattı, Hazar’ın kıyısındaki petrolü ilk kez Rusya ve İran rotalarını bypass ederek Türkiye’nin Ceyhan limanına ulaştırmıştır. Bu sayede Güney Kafkasya, “bir neslin en büyük enerji projesi” olarak nitelendirilmiş ve bölge ülkelerine Batı pazarlarına doğrudan erişim imkânı sağlamıştır. Fransa da Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu üzerinden, bu tür koridorları desteklemiş, enerji arzının çeşitlenmesine vurgu yapmıştır.

Enerji rekabeti aynı zamanda Türkiye–Fransa arasında dolaylı bir rekabet oluşturur. Türkiye, Azerbaycan gazını Avrupa’ya ulaştıran TANAP/TAP hattıyla stratejik önemini artırırken; Fransa’nın ağırlıklı olarak desteklediği projeler (örneğin Nabucco gibi diğer alternatif rotalar) bu koridorların dağılımını değiştirmeye çalışmıştır. Örneğin Bakü-Tiflis-Kars demiryolu da enerji projelerine paralel olarak vize ve lojistik kolaylıkları artırmaktadır. Sonuç olarak Fransa ve Türkiye, Güney Kafkasya üzerinden geçen enerji ve ulaşım hatlarının kontrolü ve güvenliği konusunda farklı eksenlerden hareket etmektedir; bu da bölgedeki stratejik rekabeti derinleştirmektedir.

 

Fransa’nın Türkiye Karşıtı Pozisyonlarının Transkafkasya Yansıması

Fransa’nın bölgedeki hamleleri, büyük ölçüde Türkiye’ye karşı stratejik bir rekabet ortamı oluşturmuştur. Uzmanlara göre Paris’in Güney Kafkasya’da Ermenistan merkezli aksiyonları, Fransa–Türkiye yüzyıllık tarihsel rekabetinin bir uzantısıdır. Fransa tarihi olarak Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu sınırlamayı hedeflemiş, “Fashoda sendromu” çerçevesinde Britanya’ya olduğu gibi Türkiye’ye karşı da jeopolitik hamleler yapmıştır. Bu durum günümüz Fransa politikasına da yansımış, Türkiye’nin bölge müttefiki Azerbaycan ile yakınlaşması karşısında Fransa Ermenistan’a odaklanarak bir denge arayışı içinde görünmüştür.

Ayrıca Fransa’daki güçlü Ermeni lobisi bu durumu pekiştirmektedir. Avrupa’da en büyük Ermeni diasporasına sahip olan Fransa’da siyasette birçok Ermeni kökenli figür etkilidir; bu nedenle Paris, 1998’de Ermeni “soykırımı”nı tanıyan ilk ülkelerden biri olmuş ve 2006’yı “Ermenistan Yılı” ilan etmiştir. Dolayısıyla Fransa kamuoyunda Ermenistan lehine güçlü bir konsensüs vardır. Bu koşullarda Fransa’nın Türkiye ile gergin konuları (Doğu Akdeniz, Libya vs.) Güney Kafkasya’ya yansımış; Paris’in Türkiye karşıtı tutumu Karabağ gibi konularda dolaylı olarak Azerbaycan’a karşı da tavır almasına neden olmuştur. Özetle, Fransa’nın Türkiye karşıtı pozisyonları Transkafkasya’da Ermenistan yanlısı bir politika şeklinde tezahür etmiş, iki ülke ilişkilerine bölgesel düzeyde yansımıştır.

Olası Senaryolar: Türkiye Açısından Fırsatlar ve Riskler

Fransa’nın bölgedeki duruşu ve Türkiye’nin politikaları, gelecek için hem fırsatlar hem de riskler içermektedir. Olumlu senaryoda, Türkiye ile Fransa’nın işbirliğine dayalı bir çözüm arayışı öne çıkabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Macron’un diplomatik temasları bu ihtimali güçlendirmiştir. Dışişleri Eski Bakanı Çavuşoğlu’nun belirttiği gibi, Ermenistan-Azerbaycan barışına Türkiye ve Fransa birlikte katkı sağlayabilir; eğer taraflar arasındaki aşırılıklar asgariye indirilirse “Türkiye ve Fransa, ortak çabalarıyla Güney Kafkasya’nın istikrarına daha iyi katkıda bulunabilir”. Böyle bir ortamda Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’la mevcut ilişkilerini koruyup Ermenistan’la yumuşama zemini arayarak bölgedeki etkinliğini artırabilir. Zengezur koridorunun faaliyete geçmesi halinde Türkiye, Orta Asya’ya kesintisiz kara bağlantısı elde edecek; bu da Türk Dünyası ile entegrasyonu güçlendirecek bir fırsat yaratacaktır.

Öte yandan risk senaryosunda Fransa’nın Türkiye karşıtı çizgisini sürdürmesi Türkiye’yi daha da zorlu bir konuma sokabilir. Ermenistan merkezli bir güvenlik paketinin güçlenmesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki köprüleri zorlayabilir. Ayrıca Fransa’nın AB içinde izlediği sert tutumların (örneğin Kıbrıs veya Doğu Akdeniz konularında Türkiye’ye yaklaşımı) Kafkasya’daki müttefikler cephesinde benzer tepkilere yol açması muhtemeldir. Böyle bir durumda Türkiye’nin bölgedeki politikasını dengelemek için çok taraflı diplomasi ve ekonomi odaklı adımları artırması gerekecektir.

Sonuç olarak, Türkiye açısından Güney Kafkasya’da jeopolitik manevra alanı hem işbirliği hem rekabet imkânlarıyla doludur. Fransa’nın bölgedeki yeni rolü, Ankara’ya hem uyarıcı bir tehdit hem de diplomatik açılımlar için bir motivasyon kaynağı sunmaktadır. Stratejik düzlemde Türkiye, bölgedeki rotasını belirlerken Fransa’nın hamlelerini göz önünde bulundurarak hareket etmeli; diplomatik diyalog imkânlarını kullanmaya devam ederken gerektiğinde savunma ve enerji işbirliklerini kuvvetlendirmelidir.

Fahir ÖNER

IPPC Gn.Bşk.Yrd.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir