
YÜREĞİN ZAFERİ: ÇANAKKALE
Bugünün savaşlarına baktığımızda gökyüzünü delen füzeler, görünmeyen elektronik harp sistemleri ve uzaktan verilen ölüm kararları görüyoruz. Artık savaşlar çoğu zaman bir düğmeye basmak kadar soğuk, bir ekranın arkasından izlemek kadar uzak. Güç; teknolojinin, ekonominin ve silahın elinde. Kim daha zenginse, kim daha güçlü silahlara sahipse o daha “üstün” kabul ediliyor. Oysa bir zamanlar bu topraklarda savaşın kaderini belirleyen ne makineydi ne de para… Yalnızca yürek, yalnızca inançtı.
Çanakkale’de savaş, demirle değil imanla verildi. Karşısında dünyanın en güçlü ordularını bulan Mehmetçik, eksikliğini değil, görevini düşündü. Açtı, yorgundu, imkânsızlıklar içindeydi ama geri adım atmadı. Çünkü onun omzunda sadece bir tüfek yoktu; bir milletin onuru, bağımsızlığı ve geleceği vardı. Mermisi biten süngü taktı, süngüsü kırılan göğsünü siper etti. Bir adım geri çekilmemek için canını hiçe saydı. O gün tarihe kazınan gerçek şuydu: Ekonomik güç değil, yürek kazanır.
Çanakkale, sadece bir cephe savaşı değildi; aynı zamanda insanlığın sınandığı bir yerdi. Kurşunların havada uçuştuğu, top seslerinin yeri göğü inlettiği o cehennemde bile vicdan ölmemişti. Yaralı bir düşmana su veren, cebindeki son lokmayı paylaşan askerler vardı. Hatta zaman zaman, karşılıklı siperlerde bekleyen askerlerin birbirine seslenip hal hatır sorduğu, aynı tas çayı paylaştığı anlatılır. Çünkü o zamanlar savaşın bile bir ahlakı vardı. Düşman düşmandı ama insan yine insandı.
Bugün ise savaşlar çoğu zaman cephede değil, şehirlerin ortasında yaşanıyor. Artık hedef sadece asker değil; masum siviller, kadınlar, çocuklar… Güçlü olanın zayıfı ezdiği, teknolojinin merhametin önüne geçtiği bir çağdayız. Savaşın kuralları silinmiş, vicdan geri plana itilmiş durumda. Oysa Çanakkale bize şunu öğretti: Zafer sadece kazanmak değildir; nasıl savaştığın, neyi koruduğun ve neyi kaybetmediğin de en az zafer kadar önemlidir.
Çanakkale Zaferi, Türk milletinin yalnızca askeri bir başarısı değil, karakterinin, ruhunun ve inancının da en büyük göstergesidir. O gün, imkânsız denileni başaran bir millet vardı. O gün, “Ben değil biz” diyenlerin destanı yazıldı. Her biri birer kahraman olan o insanlar, isimlerini tarihe altın harflerle yazdırdı ama çoğu mezar taşına bile sahip olamadı. Onların mezarı bu vatanın kendisi oldu.
Bugün bizler, özgürce nefes alabiliyorsak, bayrağımız bu göklerde dalgalanıyorsa, çocuklarımız yarınlara umutla bakabiliyorsa; bu, Çanakkale’de gözünü kırpmadan can veren o yiğitlerin sayesindedir. Onlar sadece bir savaşı değil, bir milletin kaderini kazandılar.
Şimdi bize düşen, o ruhu anlamak, o fedakârlığı unutmamak ve o ahlakı yaşatmaktır. Çünkü Çanakkale yalnızca geçmişte kalmış bir zafer değil; her zaman hatırlanması gereken bir duruş, bir vicdan, bir insanlık dersidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm Çanakkale kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Biz bugün buradaysak, onların sayesinde buradayız.
Ruhları şad olsun.
