
Sevgili gençler, yaratılmışların en
güzeli ve en mükemmeli şüphesiz
insandır.
İnsan, topraktan yaratılmıştır. Ona,
canlılığını ruhu verir. Bu ruhu,
Yüce Allah, insana lütfetmiş ve onu
onurlandırmıştır.
İnsanın ruhu olmazsa hiçbir işe
yaramaz. Ruhsuz insan, toprak ve
su karışımından yapılmış cansız bir
heykel gibidir. Şeklen insana benzer
ama insanın işlevlerini yerine
getiremez. Oysa insan, canlıdır.
Yürür, düşünür, konuşur, sevinir,
üzülür, varlığını devam ettirmek
için evlenir, aile oluşturur, toplum
halinde yaşar, medeniyet kurar.
İnsan, maddi varlığı yönünden
kâinat içinde bir toz zerresi kadar
küçüktür ama mana yönünden
“Âlem-i Ekber (Büyük Âlem)”
olarak nitelendirilir. İnsan, başıboş
bırakılmamış, kendisine bazı
sorumluluklar yüklenmiştir.
İnsanın Yaratan’ına karşı ilk
sorumluluğu, O’na inanmak, iman
etmektir. Düşünen ve fikir yürüten
insan, bir noktaya kadar varmakta ve
oradan öteye geçememektedir. İşte
bu noktada, insanoğlunun imdadına
“iman” yetişmektedir.
Bilim adamları, Allah’ın varlığını
kabullenmede iki temel noktadan
hareket etmişlerdir. Bunlardan
birincisi, insan aklının bulduğu
deliller. İkincisi ise Allah’ın İlahi
vahyine dayanan nakli delillerdir.
Pozitif bilimler üzerinde ciddi
araştırmalar yapan İngiliz astronomi
bilgini Harşel şöyle demiştir:
“İlim alanı genişledikçe Allah’ın
varlığına ve kudretine olan kuvvetli
deliller de artmış olur. O Allah ki,
ezeli bir yaratıcı olup kudretinin
sınırı ve sonu yoktur”.
Ünlü bilgin Pastör bu konuda şöyle
demiştir:
“Eğer bugünkü bildiklerimden
daha çok bilgiye sahip olsaydım,
Allah’a imanım da o nispette daha
çok artardı. Çünkü kainatı inceleyip
gözden geçiren kimse, onda büyük
bir ustalık ve ince bir nizam görür.
Kainata bir göz atacak olursa çeşitli
hadiseler karşısında hayretler içinde
kalarak Allah’a inanır”.
