TÜRKLÜK KAVRAMI

Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhakim Arvasi
için: “Kurtarıcım, mürşidim,” der. Necip
Fazıl, bu konuyu Büyük Kapı adlı eserinde
anlatır. Daha sonra eserin adını değiştirmiş
“O ve Ben” yapmıştır. Osman Yüksel
Serdengeçti’den bizzat dinlemiştim. Bu
esere önce “Ben ve O” adını vermiş. Osman
Yüksel, buna itiraz etmiş ve şöyle demiş.
“Hem Şeyhim, Kurtarıcın, diyorsun hem
de kendi adını onun önüne koyuyorsun. Hiç
olmazsa burada kendini ikinci sıraya koy…”
Bunun üzerine eserin adı “O ve Ben” olmuş.
Osman Yüksel’den dinlediğim Necip
Fazıl ile ilgili hatıraları yazsan, sayfalar
yetmez. Burada bir hatıramı anlatmadan
geçemeyeceğim.
Bir gün Osman Yüksel ile o zamanlar
tanınmış bir dağıtım şirketi ANDA’dan çıktık
ve Sultan Ahmet meydanında yürüyoruz. O,
Necip Fazıl ile olan hatıralarını anlatmaya
başladı ve kendisine kırgın olduğunu, uzun
süredir görüşmediğini söyledi. Ben, birlikte
gitmeyi teklif ettim. Israrcı olduğumu
görünce kabul etti. İyi ki buna vesile
olmuşum. Necip Fazıl’ın ölümü üzerine
yazdığı yazıda şu ifadeleri kullanmıştı:
“Ölenin ardından yeri doldurulamaz derler.
Necip Fazıl, boşluk bırakmadı ki, kafaları
doldurdu gitti, gönülleri doldurdu gitti…”
Necip Fazıl’dan birkaç kez
duyduğum, aynı zamanda birkaç yerde de
yazdığı Abdülhakim Arvasi’nin şu ifadeleri
dikkat çekicidir: “Ben Seyyidim ve Arabım
ama yeryüzünde üç Türk kalsa biri ben olmak
isterim, iki Türk kalsa yine biri ben olmak
isterim.” Buradan neyi anlamalıyız? Türk
kelimesinin bir ırkı ifade etmediğini, tarihle
başlayan bir kavram olduğunu düşünmeliyiz.
Nitekim Abdülhakim Arvasi’nin oğlu Ahmet
Arvasi, ki kendisini tanıdım, milliyetçi bir
insandı. Eserleri ortada… Necip Fazıl da
ünlü Sakarya Destanı şiirinde: “Rabbim
isterse sular büklüm büklüm burulur/
Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur…”
diye yazar. Burada da kastedilenin bir ırk
olmadığı tarihin derinliklerinde gelen bir
millet kavramı olduğu açıktır.
Bütün bunlar ortadayken Türk
kelimesinden kaçmaya çalışmanın altında
yatan nedir? Türklük kavramı bir ırka
indirmeye çalışanların maksadı neydi?
Bence Süleyman Nazif’in şu ifadesi de
ilginçtir: “Nasıl ki ekmekçi ekmek değil,
fırıncı fırın değilse Türkçü de Türk değildir.”
Hangi ırktan olursa olsun
Fransadakiler Fransız; İgilteredekiler
İngiliz olmakla övünüyor ama Türkiye’ye
gelince aynı insanlar Kürt, Rum, Ermeni…
oluyorlar. Oysaki bin yıl önce ne Fransız
vardı, ne İngiliz ama tarihin bilinen bütün
devirlerinde Türk vardır. Tekrar vurgulamak
gerekirse Türk bir ırk değil, bir kavramdır
ve bir milleti ifade eder. Bu milletin içinde
her devirde çeşitli etnik gruplar olagelmiştir.
Batılı emperyalistler, Türk sözcüğünü
unutturmak için ellerinden geleni yapıyorlar
çünkü bu, onları aşağılık duygusu veriyor.
Bin yıl geriye gidince Fransızın da İngilizin
de adları, sanları yok… Bunlar kendilerini
var etmenin yolunu, Türk adını unutturmakta
görüyorlar ve buna inanıyorlar.”Türküm”
demek, bilinen tarihin bütün safhalarında
var olmak ve bu tarihe ortak olmak demektir.
Kendini bir ırka indirgemek ise küçülmek ve
yok olmaktır. Fransızım, İngilizim demekse,
sömürülen ve aşağılanan milletlerin vebaline
ortak olmak demektir; tarihin bin yıl önceki
safhalarında yoktum, demektir.
Türk dili de tarihin bütün safhalarında
vardır. Fransızca on üçüncü yüzyılda,
“Gülün Romanı” şiiriyle İngilizce ise çok
daha sonra ortaya çıkmaya başlamıştır.
Türküm demek, Türkçenin bütün birikimine
ortak olmaktır. Bir zamanlar, Balkanlar’da
Müslüman olana “Türk oldu” dendiğini de
hatırlayalım. Demek ki Türk milletinden
olmak, Kur’an ifadesindeki İbrahim Milleti
ifadesine eşdeğer görülüyormuş.
Nitekim Vatan Şairimiz Namık
Kemal, Tahrib-i Harabat eserinde: “Ben ki
Arnavut’um, Harabat’taki ciğer kokusundan
rahatsız oldum,” diyerek etnik kökenini
söyler ama Türkçeyi her şeyin önünde tutar
ve Türk edebiyatını yeni bir katkı sağlamak
için çırpınır. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet
Akif de öyledir. Bunlar, Türkçenin en güzel
eserlerini yazmışlardır. Bunlar bizim milli
değerlerimizdir. Yahya Kemal’in ifadesiyle
Türkçe konuşulan her yer Türk vatanıdır.
Elbette Türkçe yazan ve konuşan da, kökeni
ne olursa olsun Türk’tür. Tarih öncesinden
günümüze gelerek zenginleşen Türk dili ve
kültürü, Orta Asya bozkırlarından, Çine,
pagan Sümer, Hıristiyan Bizans, Müslüman
Selçuklu ile Osmanlı Anadolusuna ve
Balkanlara uzunan, her ırktan ve her
inançtan insanın ortak ürünüdür. Bunu
idrak edemeyenler, küçülmeye ve ırkçılık
çamurunda boğulmaya mahkûmdur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir