
1 MAYIS: EMEĞİN İSYANI, RİBANIN REDDİ
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Tarih boyunca “mülk Allah’ındır” ilkesi, adaletin ve emanet bilincinin en yüksek normu olarak vazedilmiş; ancak kimi dönemlerde bu ilke, beşerî tahakkümün meşruiyet aracına dönüştürülmüştür. Ortaçağ Avrupa’sında kilise merkezli mülkiyet rejimi, papazlara tahsis edilen geniş arazilerin ekonomik yükünü halkın omuzlarına yüklemiş; bu yükü taşıyamayan kitleler borç sarmalı, bağımlılık ve nihayetinde fiilî kölelik ilişkileri içine sürüklenmiştir. Böylece mülkiyet, ilahî bir emanet olmaktan çıkarak insanın insan üzerindeki hâkimiyetini pekiştiren bir araca dönüşmüş; ekonomik bağımlılık, toplumsal hiyerarşiyi katılaştıran görünmez zincirler üretmiştir.
Tam da bu tarihsel kırılma zemininde Kur’an’ın ribaya karşı getirdiği tedricî yasaklama, salt bir finansal düzenleme değil; köleleşme üreten ekonomik yapılara karşı köklü bir hukuk devrimidir. Nitekim bu yasak, en çarpıcı ifadesini şu ilahî beyanda bulur: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ * فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ” (Bakara 2/278–279). Bu ayet, ribayı yalnızca bireysel bir günah olarak değil; Allah ve Resûlü’ne karşı savaş ilanı sayarak, onun toplumsal yıkıcılığını en üst düzeyde ifşa etmektedir.
Riba yasağı, emeği değersizleştiren ve sermayeyi risksiz kazançla tahkim eden sistemi hedef alarak, insan onurunu merkeze alan yeni bir denge düzeni inşa etmiştir. Bu yönüyle riba, yalnızca faiz değil; aynı zamanda emek sömürüsü, haksız kazanç ve yapısal adaletsizlik üreten bütün ilişkilerin ortak adıdır. Dolayısıyla bu yasağın özü, insanı nesneleştiren her türlü ekonomik tahakkümü reddeden bir adalet manifestosudur.
1 Mayıs, bu tarihsel ve ahlaki zeminin günümüzdeki en güçlü sembollerinden biridir. O, yalnızca bir bayram değil; alın terinin gaspına, emeğin değersizleştirilmesine ve insanın araçsallaştırılmasına karşı vicdanın kolektif itirazıdır. Çünkü emek sömürüsü, mahiyeti itibariyle ribanın modern tezahüründen başka bir şey değildir. Sermayenin garanti altına alındığı, emeğin ise risk ve belirsizlik içinde değersizleştirildiği her yapı, ribanın ruhunu taşır ve adalet terazisini bozar.
İslam, sosyal hayatı bir denge ve tevhid düzeni üzerine kurar. Bu düzen; kadın ile erkek, zengin ile fakir, devlet ile vatandaş, suç ile ceza ve nihayet emek ile sermaye arasında adil bir muvazene tesis etmeyi hedefler. Bu dengenin bozulduğu her durumda yalnızca ekonomik krizler değil; aynı zamanda derin bir ahlaki çözülme ortaya çıkar. Zira adalet, yalnız mahkeme salonlarında değil; pazar yerinde, ücret politikasında ve emek-sermaye ilişkisinde tecelli eder.
Bugün emekçiler ufka bakmaktadır. Sözleşmeliler, ücret adaletsizliğine maruz kalanlar, emeğinin karşılığını alamayan milyonlar… Hepsi uzaklara çevrilmiş bakışlarında aynı soruyu taşımaktadır: Adalet ne zaman tecelli edecektir? Tarih göstermiştir ki, biriken adaletsizliklerin “uzak depremi” geldiğinde sarsıntı kaçınılmaz ve derin olur.
İslam hukukunda gabn, garar ve riba yasakları; yalnızca teorik ilkeler değil, toplumsal barışın hukuki teminatıdır. Edimler arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmak, taraflar arasında güveni tesis etmek ve ekonomik ilişkileri ahlaki zemine oturtmak bu ilkelerin asli amacıdır. “Sen çalış, ben yiyeyim” anlayışı ise yalnızca bir adaletsizlik değil, açık bir ahlak iflasıdır. Başkasının emeğinden, mağduriyetinden ve mazlumiyetinden beslenen her kazanç biçimi, insan onuruna yönelmiş bir ihlaldir.
Toplumlar, emek ile sermaye arasındaki dengeyi kurabildikleri ölçüde huzur ve barışı tesis edebilirler. Bu denge bozulduğunda ise adaletin terazisi şaşar, güven duygusu yıkılır ve sosyal düzen çözülmeye başlar. Eğer bir toplumda vicdani adaletin terazisi sarsılmışsa, orada artık yalnızca ekonomik değil, ontolojik bir krizden söz edilir. Ve o noktada ifade yerindeyse: “Tuz kokmuştur.”
1 Mayıs, emeğin sömürüsüne karşı bilinç, riba düzenine karşı itiraz ve adil bir ekonomik sistem arayışının adıdır. Bu bilinçle, alın terinin kutsallığını savunan tüm emekçilerin ve emeklilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü en kalbi duygularımla kutluyorum.
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
