ANADOLU’DAN YÜKSELEN SESSİZ ÇIĞLIK: GÖLGEDE BIRAKILAN KALEMLER

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SESSİZ ÇIĞLIK: GÖLGEDE BIRAKILAN KALEMLER

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Bilginin ve düşüncenin toplumsal dolaşımı, yalnızca üretim kapasitesiyle sınırlı değildir; asıl belirleyici olan, bu üretimin hangi mekânsal, siyasal ve kurumsal imkânlarla desteklendiğidir. Merkezî yapılarda bulunanlar yalnızca daha görünür değil; aynı zamanda daha etkili, daha erişilebilir ve daha hızlı çözüme ulaşabilir durumdadır. Taşrada üretilen düşünce ise çoğu zaman niteliğinden bağımsız biçimde sessizliğe mahkûm edilmekte; değer, içerikten ziyade konum üzerinden tayin edilmektedir.

Bu eşitsizlik yalnızca akademik alanla sınırlı değildir. Medya erişimi, siyasal temas kanalları, bürokratik hız ve kurumsal imkânlar da aynı merkezî yoğunlaşmanın parçasıdır. Merkezde bulunanlar problemlerini yalnızca yazarak ya da düşünce üreterek değil; görünür kılarak, gündem oluşturarak ve doğrudan temas kurarak çözebilmektedir. Taşrada ise sorunlar çoğu zaman dile getirilse bile karşılık bulmaz; talep, haklı olduğu için değil, duyurulabildiği ölçüde sonuç üretir. Bu durum, gündelik hayatın adaletini zedeleyen çok katmanlı bir eşitsizlik doğurmaktadır.

İmkânlara erişimin, temsil gücünün ve karar süreçlerinin bu denli dengesiz dağılması, liyakat ilkesini işlevsiz hâle getirmektedir. Görünürlük, niteliğin önüne geçtiğinde; emek, ürettiği değerle değil, ulaştığı merkezle ölçülür. Bu yapı yalnızca bireysel motivasyonu değil; toplumsal güveni ve ortak aklı da aşındırır. Taşrada biriken talepler karşılıksız kaldıkça, sessizlik derinleşir; sessizlik derinleştikçe çözüm iradesi zayıflar.

Bilgi, tabiatı gereği güneş gibidir: Belirli alanlara hapsedildiğinde yakar; adil biçimde yayıldığında ise hayat verir. Gölgeye mahkûm edilen her düşünce alanı zamanla solmaya başlar. Anadolu’da unutulan kalemler, görülmeyen sorunlar ve dikkate alınmayan talepler bu solgunluğun açık göstergesidir. Bu, bir yeteneksizlik değil; imkân ve görünürlük dağılımındaki yapısal adaletsizliğin sonucudur.

Anadolu’dan yükselen bu sessiz çığlık bir serzeniş değil, bir uyarıdır. Bilim, medya ve siyaset yalnızca merkezden beslendiğinde tek tipleşir; toplumla temasını kaybeder. Taşradaki sesler duyulmadıkça, problemler çözülmedikçe ve talepler karşılık bulmadıkça bu eşitsizlik derinleşmeye devam edecektir. Bu nedenle ciddi, bağımsız ve ilkeli bir denetim mekanizması artık kaçınılmazdır. Çünkü bir toplum, ancak sesi merkeze ulaşabilenlerle değil; sesi bastırılmayan herkesle ayakta kalır.

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir