ENFLASYON: MODERN DÖNEMİN GÖRÜNMEYEN EMEK HIRSIZILIĞI

ENFLASYON: MODERN DÖNEMİN GÖRÜNMEYEN EMEK HIRSIZILIĞI

(Enflasyon: Modern Dönemin Gizli Ribâ ve Faiz Mekanizması)

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Enflasyon, modern ekonominin teknik bir çıktısı olmanın ötesinde, paranın satın alma gücünü görünmez biçimde aşındıran yapısal bir adalet problemine dönüşmüştür. Bugün her hanede hissedilen bu değer kaybı, sadece fiyat artışlarıyla açıklanamayacak kadar derin bir iktisadî ve ahlâkî kırılmaya işaret etmektedir. Zira Kur’ân’ın “وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا” (Allah alışverişi helâl, ribâyı haram kılmıştır) ilkesi (Bakara, 2/275), ekonomik düzenin temelini karşılıklı rıza, üretim ve adalet üzerine kurarken; enflasyonun yol açtığı sistematik değer kaybı, geniş toplum kesimleri aleyhine işleyen örtük bir transfer mekanizması üretmektedir. Bu yönüyle mesele, yalnızca ekonomik bir gösterge değil; hukuk devleti ve gelir adaleti bağlamında yeniden düşünülmesi gereken yapısal bir sorundur.

Diğer taraftan, paradan para kazanma pratiklerinin reel üretimden koparak yaygınlaşması, klasik ribâ tartışmalarını günümüz şartlarında yeniden gündeme taşımaktadır. Hz. Peygamber’in “لا يؤمن أحدكم حتى يحب لأخيه ما يحب لنفسه” (Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz) (Buhârî, Îmân, 7) ilkesi, ekonomik ilişkilerde ahlâkî simetriyi zorunlu kılarken; “التاجر الصدوق الأمين مع النبيين والصديقين والشهداء” (Dürüst ve güvenilir tüccar peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir) (Tirmizî, Büyû‘, 4) hadisi ticaretin sadece kâr değil, emanet ve sorumluluk olduğunu vurgular. Bu çerçevede, bireyin kendisine yapılmasını istemediği bir kazanç biçimini başkasına yöneltmesi; gabn, garar ve ribâ yasağının özünde yer alan adalet ilkesini ihlâl etmektedir. Dolayısıyla enflasyon, sadece ekonomik bir olgu değil; ahlâk, merhamet ve vicdan ekseninde çözülmesi gereken bir medeniyet meselesidir.

ENFLASYON FAİZİ (RİBÂSI) MİLLETİ PERİŞAN EDİYOR

1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: “RİB” NEDİR?
İslâm hukukunda “ribâ”, “الزيادة” (artış, fazlalık) anlamına gelir ve karşılıksız, haksız kazancı ifade eder. Kur’ân’ın “وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا” (Allah alışverişi helâl, ribâyı haram kılmıştır) hükmü (Bakara, 2/275), ekonomik düzenin ahlâkî ve hukukî temelini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yasak, yalnızca bireysel bir günah değil; servetin belirli ellerde yoğunlaşmasını önleyen, toplumsal dengeyi koruyan yapısal bir ilkedir. Ribâ yasağının özünde, emeğin korunması ve karşılıksız kazancın engellenmesi bulunmaktadır.

2. ENFLASYON FAİZİ: MODERN BİR RİBÂ TÜRÜ MÜ?
Modern ekonomilerde “enflasyon faizi” olarak adlandırılan uygulamalar, paranın zaman içindeki değer kaybını telafi etme iddiasıyla meşrulaştırılmaktadır. Ancak bu telafi, çoğu zaman reel üretimden kopuk, risksiz ve garantili bir kazanç mekanizmasına dönüşmektedir. Bu durum, ribânın klasik tanımında yer alan “karşılıksız artış” unsuruyla örtüşmektedir. Paradan para kazanma yöntemlerinin yaygınlaşması, ekonomik faaliyeti üretimden uzaklaştırarak finansal spekülasyonlara yönlendirmekte; böylece iktisadî dengeyi zedelemektedir.

3. ENFLASYON: HER EVİN VE CEBİN SESSİZ HIRSIZI
Enflasyon, günümüzde neredeyse her hanede hissedilen bir “sessiz aşındırma” mekanizmasına dönüşmüştür. Paranın nominal değeri korunuyor gibi görünse de, reel satın alma gücü sürekli gerilemektedir. Bu durum, bireyin cebindeki değerin fark ettirilmeden eksiltilmesi anlamına gelmektedir. Bu yönüyle enflasyon, klasik anlamda bir hırsızlık olmasa da sonuç itibariyle değeri eksilten bir müdahale niteliği taşımakta ve ciddi bir ahlâkî sorgulamayı beraberinde getirmektedir.

4. TOPLUMSAL YIKIM: GELİR ADALETSİZLİĞİ VE FAKİRLEŞME
Faiz ve enflasyon sarmalı, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler üzerinde ağır bir baskı oluşturmaktadır. Borçlanan kesimler enflasyon karşısında ezilirken, sermaye sahipleri bu süreçten görece daha az etkilenmekte hatta çoğu zaman kazanç sağlamaktadır. Böylece “zengin daha zengin, fakir daha fakir” döngüsü derinleşmektedir. Oysa İslâm iktisadının temel hedeflerinden biri “عدالة التوزيع” (gelir dağılımında adalet) ilkesinin tesisidir.

5. ÖLÇÜM KRİZİ: ENFLASYON VERİLERİ VE GÜVEN SORUNU
Enflasyonun kendisi kadar, onun ölçülme biçimi de kritik öneme sahiptir. Farklı kurumlar arasında ortaya çıkan oran farklılıkları, toplumda güven bunalımına yol açmaktadır. Enflasyonun eksik ya da hatalı ölçülmesi; ücret politikalarından sosyal yardımlara kadar geniş bir alanda adaletsiz sonuçlar doğurmakta, dolaylı olarak bir kesimin kaybını diğerinin kazancına dönüştürmektedir. Bu durum, ribâ tartışmasını yalnızca finansal araçlarla sınırlı olmaktan çıkarıp kurumsal güven ve adalet meselesine dönüştürmektedir.

6. TİCARET AHLAKI: PEYGAMBERÎ ÖLÇÜ VE FIKHÎ SINIRLAR
İslâm iktisadının özü, teknik düzenlemelerden önce ahlâkî ilkelere dayanır. Hz. Peygamber’in “لا يؤمن أحدكم حتى يحب لأخيه ما يحب لنفسه” (Kişi kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz) (Buhârî, Îmân, 7) hadisi, ekonomik ilişkilerde ahlâkî dengeyi zorunlu kılar. Yine “التاجر الصدوق الأمين مع النبيين والصديقين والشهداء” (Dürüst ve güvenilir tüccar peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir) (Tirmizî, Büyû‘, 4) hadisi, ticaretin yalnızca kazanç değil, aynı zamanda emanet ve sorumluluk olduğunu ortaya koyar.

Bu çerçevede, kişinin kendisine yapılmasını istemediği bir kazancı başkasına yöneltmesi, gabn (aldatma), garar (belirsizlik) ve ribâ yasağının ihlâli anlamına gelir. Fakihlerin bu tür işlemleri “fasit” olarak nitelendirmesi, sadece hukukî değil; aynı zamanda vicdanî bir reddiyedir.

7. ÇÖZÜM ARAYIŞI: AHLAKÎ İKTİSAT VE YAPISAL DÖNÜŞÜM
Enflasyon ve faiz sorununu yalnızca teknik araçlarla çözmek mümkün değildir. Sorunun temelinde, ekonomik ilişkilerin ahlâkî zeminini kaybetmesi yatmaktadır. Bu nedenle çözüm; üretim temelli ekonomi, adil gelir dağılımı, şeffaf veri politikası ve en önemlisi ahlâkî iktisat anlayışının yeniden inşası ile mümkündür. “الْغُنْمُ بِالْغُرْمِ” (kazanç, riskle birlikte olur) ilkesi, bu dönüşümün temelini oluşturmaktadır.

8. SONUÇ: AHLAK VE ADALET EKSENİNDE YENİDEN DÜŞÜNMEK
Enflasyon, modern dünyada yalnızca ekonomik bir gösterge değil; adalet, hukuk ve ahlâk ekseninde yeniden ele alınması gereken yapısal bir sorundur. Ribânın yasaklanmasındaki hikmet bugün daha açık görülmektedir: emeği aşındıran, alın terini değersizleştiren ve serveti belirli ellerde toplayan her sistem, adı ne olursa olsun aynı sonucu üretir.

Bu nedenle asıl soru şudur:
“Bu sistem kimin lehine, kimin aleyhine işlemektedir?”
Cevap verilmeden, enflasyonun ve onun doğurduğu tahribatın önüne geçmek mümkün görünmemektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir