21. yy’da kalkınma; otomobil, tekstil, petrol, televizyon ve benzeri gibi ürünleri üreterek değil, akla gelmeyecek yeni teknolojiler, icatlar ve yöntemler geliştirmekle sağlanacaktır.
21. yy ekonomisi kavramı ile vurgulanmak istenen, ekonominin “üretim” ve “tüketim” yönünün aynen devam ettiği, buna karşılık üretim malları ve yöntemleri ile gıda ürünleri dışındaki tüketim malları ve yöntemlerinde meydana gelen değişikliklerdir.
Bu ekonomide üretimin temel girdisi, “nitelikli bireydir” ve “bilgi ekonomisi üretimi” söz konusudur. Temel becerileri ise, teknoloji, bilişim ve iletişim teknolojileri, akıl, hayal gücü, merak, cesaret, uluslararasılaşma, markalaşma, icatçılık, liyakat ve benzeri kavramlar ve uygulamalar bütünüdür.
21. yy ekonomisi ile önceki ekonomik sistem arasındaki temel fark; 21. yy öncesindeki ekonomik yapı “satranç sahnesi veya oyunu” şeklindeydi. Bu ekonomik yapıda, çok düşünmek, doğru düşünmek ve doğru hamleler yapmak yoluyla ekonomik kazançlar elde edilebilmekteydi. Bu yapı, 1. Sanayi devrimi ile 4. Sanayi devrimi arasını temsil edebilir niteliktedir. 21. yy’da ise; “bilgisayar ve bilgi oyunu” şeklinde bir ekonomik yapı söz konusudur. Bu modelde, hız ve hıza ayak uyduracak ekonomik ve sosyal hamleler gerekmektedir. İşte bu hıza ayak uyduranlar üretenler, diğerleri ise tüketenler konumunda olacaklardır.
21. yy öncesinde, var olan bir şeyi geliştirmek ve ilerletmek şeklinde bir süreç yaşanıyorken, 21. yy ekonomisinde, olamayan veya bilinmeyen bir mal veya hizmeti üreterek yüksek katma değerler yaratma süreci işlemektedir. Örneğin, 53 kişinin kurup, yaklaşık 20 milyar dolara sattıkları WhatsApp bu yüzyılın üretimlerinden bir örnektir. Kısaca; yenilik getirip bunu uzun vadeli kılmak günümüzün üretim ya da iş hayatı için hayati bir öneme sahiptir. Devletler, şirketler veya yöneticilerin yenilikleri takip edememeleri durumunda hayatlarının son bulması tehlikesi büyük olacaktır. Örneğin; Osmanlı imparatorluğu 1. Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan gelişim ve değişimi kendi yapısına adapte edemediği için ekonomik çöküş süreci yaşamıştır. El feneri üreten fabrikalar, cep telefonlarında fener özelliği ortaya çıktığında, üretim yapılarını değiştirmedilerse yok olmaya mâhkum olmuşlardır.
Türkiye ve Azerbaycan böyle bir ekonomik üretim yapısına ulaşma potansiyeline sahip olmalarına rağmen, henüz bu düzeye ulaşamamışlardır. 21. yy ekonomik yapısının ileri ekonomiler açısından yaşandığı sanayi süreci 4. Sanayi devrimi ya da Endüstri 4.0 dönemidir. Oysa Türkiye ve Azerbaycan’ın Endüstri 3.0 civarında olduğu kabul edilmektedir.
Gelişmelerin gerisinde kalmamak için yapılması gerekenleri kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür.
Türkiye ve Azerbaycan arasında kurulma kararı verilen üniversite, uluslararası standartların üstünde teknoloji üreten ve bilimsel icatlar yapan bir merkeze dönüştürülmelidir.
Her iki ülkenin ekonomik politikaları, batılı ülkelerin modellerini taklit etme üzerine kurulu olmaktan ziyade kendi iç dinamiklerini ve potansiyellerini dikkate alan özgün politikalar olarak şekillendirilmelidir. Örneğin ABD, 1980’li yıllarda kendi ekonomisi üzerine araştırma yapan Arthur Laffer’in çalışmalarını uyguladığı “Arz Yanlı İktisat Politikaları”nın temel dayanağı yaptığı gibi, Türkiye ve Azerbaycan da kendi modellerini ve politikalarını geliştirebilmelidirler. Örneğin, “gen araştırmaları” veya kandaki hastalıkları haber verecek bir vücut çipi üretmek gibi yenilikler üretilmesi, Türkiye ve Azerbaycan gibi ülkeler için gelişmelerin gerisinde kalınmamasını sağlayacaktır. Bu konularda kendilerine özgü çalışma modelleri ve buluşları ile dünya bilim ve ekonomisini etkileyici alanlarda yoğunlaşmaları yararlı olacaktır.
Karabağ Zaferinin olumlu etkisini devam ettirmek için iki ülke arasında, amaç ve beklentileri gelecekte devam ettirecek icatçı ve yenilikçi gençler için “işte ve fikirde birlik” anlayışı çerçevesinde organizasyonlar ve düzenlemeler yapılmalıdır. Böylece hem Karabağ ve Ermenilerin yaptıkları konusunda farkındalık oluşması sağlanacak hem de Türkiye ve Azerbaycan’ın gençlik potansiyeli birlikte değerlendirilmiş olacaktır.
Gelişmiş ülkelerin uzayda avantaj elde etme çabalarının gerisinde kalmamak için eğitime ve Ar-Ge harcamalarına daha çok kaynak ayırmalıdırlar. Çünkü her iki ülkede de eğitime ayrılan kaynak OECD ortalamasının altındadır.
Son olarak Türkiye ve Azerbaycan’ın Türk ülkeleri arasındaki birliğin tam bir ekonomik ve siyasi birliğe dönüşmesi için büyük projeler geliştirmeleri gelecek için önem arz etmektedir.
