
BORÇLANMA ANALİZİ
Victor Hugo “borç köleliğin başlangıcıdır” demektedir. IV. Murat ise fethedilen yerlerdeki halka hazineyi boşaltırcasına para dağıtınca veziri “kendi tebaamız aç” dediğinde şu tarihi sözü söylemiştir; “Hiç sesini çıkarma. Bugün para almaya alışan yarın emir almaya alışır”. Batının hem İmparatorluk döneminde hem de Cumhuriyet döneminde uyguladığı borçlandırma politikası tamda IV. Murat’ın sözündeki gibi olmuştur. Borçlanmanın olumlu yönünü vurgulayan ise “borç yiğidin kamçısıdır” sözüdür. Olumlu yön, alınan borcun etkin kullanılması veya yatırım yapılması anlamındadır. Eğer alınan borç verimli yatırımlarda kullanılırsa etki kişi veya ülkeye pozitif olacaktır. Aksi takdirde çöküşün başlangıcıdır.
Borçlanma ülke içinden veya ülke dışı kaynaklardan yapılabilir. Ülke sınırları içerisinden yapılan borca “iç borç”, ülke dışından yapılan borca ise “dış borç” denir. İç borç ülkenin kendi sınırları içerisinden olduğu için alınan kaynak ister bankalar olsun, ister işletmeler olsun devletin sosyo-ekonomik bağımsızlığı için sorun teşkil etmez. Ancak, dış borçlanmada durum farklılaşabilmektedir. Alınan borç özelliğine göre ülkenin sosyo-ekonomik bağımsızlığını tehdit edebilmektedir. Çünkü bu tür borçlanmalarda borç veren ülke veya ülkelerin mutlaka bir “siyasi beklentisi” olmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iç borçlanmalarda da bu sorun olmuştur. Çünkü İmparatorluğa iç borç verenler maalesef dış ülkeler ile hep işbirliği içerisinde olmuşlardır.
Borçlanmada üç duruma bakarak alınan borcun olumlu veya olumsuz etkisinin olacağına karar verilir. 1-Ekonominin içinde bulunduğu durum. Eğer ekonomide makroekonomik istikrar sağlanmamışsa ve alınan borç ekonomideki açıkları kapatmak için yapılırsa bu tür borçlanma ekonominin işleyişini daha da bozmaktadır. 2- Borcun harcama yeri. Eğer alınan borç eski borçların ödenmesi, cari açıkların ve harcamaların kapatılması veya siyasi amaçlar ile harcanırsa bu tür borçların olumsuz etkileri daha çok olacaktır. Buna karşılık alınan borç verimli yatırımlarda veya 21. yüzyıla özgü ileri teknoloji üretimi yatırımlarında kullanılırsa bu tür borçların ülkeye katkısı olumludur ve alınması tavsiye edilir. 3- Borcun alınan kaynağına bakmak gerekmektedir. Eğer alınan borç devlet, şirket veya herhangi bir kaynaktan siyasi beklenti ve baskı yapma amacıyla verilmişse bu tür borçlar ülke için zararlıdır. Kısacası devlet borçlarının ülke ekonomisi için olumlu yanlarının olmasının yanında önemli olumsuz yanları da olabilmektedir. Bu olumsuzlukları kısaca yazmak gerekirse; devletin iktisadi, mali ve siyasi yetkilerini sınırlandırabilir, enflasyonist etki doğurabilir, sermaye teşekkülünü dolayısıyla ülkenin üretim kapasitesini düşürebilir ve milli gelir dağılımını bozabilir veya bozuksa daha da kötüleştirebilir. İşte bu olumsuzluklardan dolayı borçlanma süreci dikkatli ve temkinli yaklaşılması gereken bir süreçtir.
Cumhuriyet dönemine baktığımızda; Atatürk döneminde uygulanan bütçe politikası “denk bütçe” politikasıdır. Bu nedenle, borçlanmaya çok sıcak bakılmasa da ülkenin içinde bulunduğu durum zaman zaman borçlanılmasını gerekli kılmıştır. Bu çerçevede, 1934-1938 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı çerçevesinde ekonomik kalkınma amacıyla 1930 yılında ABD’den 10 milyar dolar tutarında ilk dış borçlanma gerçekleştirilmiştir. Alınan bu borç tamamen ülkenin sanayileşmesi ve KİT’lerin oluşturulmasında değerlendirilmiştir.
1939 yılında yaklaşık 311 milyon sterlin olan Türkiye’nin dış borçları, 1946 yılı sonunda 643 milyon sterine ulaşmıştır.
1947 yılında kurulan IMF’ye Türkiye aynı yıl üye olmuş ve 5 milyon dolarlık ilk kredi kullanılmıştır. 1950-1960 döneminde, dış borçların artmasında liberalleşme politikaları ve dışa bağımlılık sürecinin başlaması belirleyici olmuştur.
Türkiye’de dış borç yükü 1980 yılında %22,9 iken 1988 yılında %44.9’a yükselmiştir. Buna göre belirtilen dönemde Türkiye, orta derecede borçlu ülke görünümündedir.
Türkiye 2017 yılına kadar orta derecede borçlu ülke görünümündeyken bu yıldan sonra çok borçlu ülke kategorisine geçmiştir. Bu durumun temel nedeni ise 2008 yılından sonra, özel sektör tarafından gerçekleştirilen dış borçlanmanın belirgin bir şekilde artması ve pandemi nedeniyle uygulanan genişleyici politikalar olarak ifade edilebilir (konuya ilgi duyanlar, ayrıntılar için Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Türkiye Ekonomisi kitabının onuncu bölümüne bakabilir).
Günümüzde ise, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’nin 2025 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla toplam dış borç stoku 564,9 milyar dolardır. Bu rakamın 301,4 milyar doları özel sektöre, geriye kalanı ise kamuya ait borçtur.
Borç yükü, bir ülkenin toplam borç stokunun o ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasına oranlanmasıyla elde edilir. Buna göre Türkiye’nin Dış borç yükü yaklaşık %37’dir. Bu oran 2020 sonrası dönemde düşüş eğilimi göstermiştir. Örneğin, 2022’de %49,5, 2023’te %43,4 ve 2024’te %39’dur. Bu nedenle, 2025 sonundaki %37’lik oran diğer yıllara göre olumlu, ancak GSYH’nın önemli bir bölümünü kapsadığı için Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için dikkatle izlenmesi gereken bir göstergedir.
