
- PEYGAMBER’E BAĞLILIK, BİRLİK VE BERABERLİK
Prof. Dr. Sayın DALKIRAN
Bu yazımızda Mekke’nin fethi öncesi ve sonrasında dikkat çeken birkaç olaya işaret edeceğiz. Burada dikkat çeken konulardan biri Ebû Süfyan ile kızı arasında geçen bir olaydır. Müslümanlar ile Mekkeli müşriklerin arasında daha önce imzalanmış olan Hudeybiye anlaşmasının bozulmasının müşriklerin aleyhine olacağını düşünen Ebû Süfyan Mekke’den Medine’ye gelir. Medine’de Hz. Peygamber (s.a.v.) ile görüşecek ve onu barışı yenilemeye ikna edip, düşünülen savaştan vaz geçirmeye çalışacaktır. O henüz Mekke’ye gelmeden önce Allah Rasulü onun geleceğini ilahi vahiy vasıtası ile bilmiş ve ashabına da bildirmiştir.
Hz. Peygamber’in gayb ile alakalı pek çok mucizesi bulunmaktadır. Halk arasında “sen söyleyene değil söyletene bak” şeklinde bir söz vardır. İleride olacak olan olaylarla ilgili doğru bilgiyi vermek, olayın da haber verildiği tarzda cereyan etmesi şüphesiz ki olağan dışı bir hadisedir. Hz. Yakup (a.s.)’a nisbet edilen bir söz vardır:
Hz. Yakub (a.s.)’a Mısır’dan gelen gömleğin kokusunu aldığı halde neden çok daha yakında bulunan Kenan kuyusundaki Yusuf’u tespit edemediği sorulunca o şöyle cevap vermiş: “Bizim hâlimiz şimşekler gibidir; bazen görünür, bazen saklanır. Bazı vakit olur ki, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyoruz gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın üstünü göremiyoruz.” Buradan da anlıyoruz ki, gaybdan haber vermek peygamberlerin kul olarak bizatihi kendi tasarrufları değil, âlemlerin rabbi olan ve ezeli ve ebedi bilgiye sahip bulunan Allah’ın işidir. O bilir ve peygamberine bildirir ve peygamberi de diğer insanlara bu bilgiyi aktarır. Böylece gaybla ilgili verdiği bu doğru bilgiler peygamberlerin birer mucizesi olmuş olur.
Ebû Süfyan Medine’ye geldiğinde kimse onun yüzüne bakmamış ve ona iltifat etmemiştir. Zira Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yaptıkları baskın sonrasında pek çok Müslüman hem de namaz kılar vaziyette iken katledilmişlerdi. Dolayısıyla Mekkelilerin önde gelen temsilcisi olan Ebû Süfyan’a son derece kızmakta idiler. Öyle ki Hz. Peygamber’in eşi ve Ebû Süfyan’ın kızı olan Ümmü Habîbe babasına çok farklı bir tavır takınmış ve ona yüz vermemişti.
Ümmü Habîbe, evine gelen babası Ebû Süfyan mindere oturmak istediğinde altından minderi çekip almıştır. Ebû Süfyan kızına “Kızım, minderi mi bana, beni mi mindere layık germedin?” diyerek bu davranışını garipsediğini ve şaşırdığını belirtmiştir. Ümmü Habîbe, peygamber olan kocası Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sevgisinde fâni olduğundan dolayı babasına neden böyle davrandığını şöyle diyerek açıklar:
“Bu minder Allah Rasulü’ne aittir. Bunun için sen necis bir müşrik olarak ona oturmaya layık değilin.”
Ebû Süfyân işittiği bu cevap karşısında donup kalır ve şaşkınlığını şöyle ifade eder: “Kızım, sen bizden ayrılalı bir acâip olmuşsun!” Ümmü Habîbe ise “Hayır, Allâh beni İslâm ile şereflendirdi.” diyerek îmânın her şeyin üzerinde olan ulvî değerini belirtir.
Ümmü Habibe’nin bu bağlılığının yanında ashabın genellikle “anam babam feda olsun Yâ Rasulullâh” demeleri de onların Hz. Peygamber’e ne denli bağlı olduklarını göstermektedir. Bunun karşılığında da Hz. Peygamber’in ashabına olan düşkünlüğü ve onlara güvenip değer verdiği de bir vâkıadır. Konuyla ilgili şu hadis bu önemi göstermektedir:
“Benim ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız yanılmazsınız.”
Ayrıca onlar hakkında haksız olarak ileri geri konuşup, onların rencide edilmesine de asla gönlü razı değildir. Sahabeye sebbedilmesini, onlara dil uzatılıp haklarında çirkin şeyler söylenmesini de şu ifadeleri ile yasaklar: “Ashabıma sövmeyin! Çünkü sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infak etse, onların bir müd (avuç dolusu) kadar infakına, hatta onun yarısına bile ulaşamaz.”
Ebû Süfyân kızından bile yüz bulamayınca Mekke’ye döner ve oradakilere şöyle der: “Ben, kalpleri tek bir kalp üzere olan bir kavmin yanından geliyorum. Vallâhi, onlardan fayda umduğum küçük-büyük, kadın-erkek herkesle konuştum, ancak bir netîce alamadım!” diyordu.
Ebû Süfyan o dönemde henüz Müslüman olmamıştı ancak Müslümanların arasındaki ittihadı, birlik ve beraberliği çok iyi gözlemlemişti. Günümüzde bizlerin yani İslam ümmetinin en muhtaç olduğu şey şüphesiz ki birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik insanlara güç ve kuvvet kazandırır. Onları yıkılmaz bir kale şekline getirir. Konuyla ilgili şu örnek güzeldir: Dört tane bir alt alta konulsa toplamda dört eder, ancak yan yana konulursa bin yüz on dört eder ki büyük bir sayıya ulaşır. Müminler de ayrı ayrı olduklarında sadece kendi ferdi güçlerinden ibaret olurken, güçlerini birleştirip omuz omuza geldiklerinde ise güç ve kuvvetleri çok daha fazlalaşır.
Birlik ve beraberliğimizin perçinlenmesi, dosta güven ve düşmana korku salınması dileklerimle, Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder, Ramazan’ın şahsımız, ailemiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ederim.
