GÖRÜŞ – Anormal hava olayları neden arttı?

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, atmosferin aşırı ısınmasıyla tetiklenen yağış dengesindeki dengesizliğin kuraklığı nasıl tetiklediğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

İklim değişikliğinin sebebi, atmosferdeki oranı gittikçe artan bazı gazların yeryüzünden yayılan ısıyı uzaya bırakmayarak Dünya’nın atmosferini ısıtmasıdır. Biz bu gazlara sera gazları diyoruz ve karbondioksit bu gazların açık arayla en önemlisidir. Yeryüzünün ortalama sıcaklığı çok uzun süredir fazla değişmedi. Son Buzul Çağı’ndan sonra sıcaklıkların neredeyse sabit kalması insanlığın bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşabilmesindeki başlıca etkendir.

Atmosferin aşırı ısınması

Son 150 sene içerisinde gittikçe artan kömür, petrol ve doğal gaz tüketimi yüzünden atmosfere oldukça fazla karbondioksit saldık ve bu, atmosferin sıcaklığını yaklaşık 1,5 derece artırdı. Bazılarınıza 1,5 derece artış fazla gelmeyebilir ama insanlık tarımla uğraşmaya başlamadan hemen önceki Buzul Devri’nde yeryüzü sadece 6 derece daha soğuktu. Yani 6 derece azalma yeryüzünü bir buzul çağına sokmaya yeterli oluyor. 1,5 derece artış ise dünyayı bir cehennem yapmaz ama kolayca doğanın alıştığımız çoğu dengesini bozabilir.

Bu dengelerin en önemlileri içinde olan ortalama sıcaklıklar ve yağışların değişmesinin ötesinde, sıcaklık ve yağışlardaki anormal olayların da artması bizim yaşam düzenimizi kolayca değiştirebilir. Atmosferdeki anormal olayların sayısında, şiddetinde, sıklığında ve görüldükleri alanların artmasındaki en önemli neden, bizim atmosferi yavaş yavaş ısıtmamızdır. İçine soğuk suyu dökerek ateşe koyduğumuz bir tencerenin içinde pişirmeye başladığımız nesneler, önce sakin sakin dururken sıcaklığın artmasıyla birlikte oradan oraya savrulmaya ve tahmin edilemez biçimde hareket etmeye başlarlar. Aynı şey tüm atmosfer için de geçerlidir. Atmosferin ortalama sıcaklığı alıştığımız değerler içerisindeyken sakin geçen günler, ortalama sıcaklık artmaya başlayınca daha ilginç olaylara sahne olmaya başlar, aynı tencerede olduğu gibi. Yağışların ve fırtınaların şiddetlerinin artmasının ötesinde bunların önceden tahmini de zorlaşmaya başlar. Gene tencerede olduğu gibi bu hareketlilik, ortam soğumaya başlamadan da azalmaz.

Tencere örneğini fazlaca kullandık ama atmosferin durumu da gerçekten tencereden fazla farklı değil. Bizler atmosfere her geçen gün daha fazla karbondioksit salıyoruz. Sonra da kısa bir sürenin ardından atmosferdeki aşırı hava olaylarının azalıp eskiye dönmesini bekliyoruz. Nasıl tenceredeki suyun kaynamasını durdurmanın yolu tencerenin altını kapatmaksa, atmosferde yaşadığımız anormal koşulları durdurmanın tek yolu da kömür, petrol ve doğal gaz yakarak karbondioksit salmayı bırakmaktır. Aksi takdirde şu anda yaşamakta olduğumuz anormal hava olayları daha şiddetlenerek devam eder.

Düzensiz, şiddetli yağışlar ve kuraklık tehdidi

Ülkemizde ve yeryüzünün çoğu yerinde son yıllarda artmakta olan düzensiz ve şiddetli yağışların en önemli sebebi, iklim değişikliğine bağlı olarak atmosferin fazlaca ısınmış olmasıdır. Elbette bu yağışlardaki değişiklik, yeryüzünün her tarafında eşit biçimde dağılmaz. Bazı bölgelerde bu değişikliklerin şiddeti diğer yerlere oranla oldukça fazladır. Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, bu şiddetli değişikliklerden en fazla nasibini alacak yerlerden biridir. Bu bölgede beklenti, uzun ve şiddetli kuraklıkların ardından gelen ani ve şiddetli yağışlardır. Uzun süren şiddetli kuraklıklar öncelikle toprağın nemini kaybetmesine neden olur. Kuruyan topraktaki canlılık da uzun süre varlığını sürdüremez. Kuru ve karbon miktarı zaten azalmış olan toprak ise üzerine düşen yağışı emerek alt tabakalara geçiremez, bu da yağışın toprak tarafından emilmeden hemen akmaya başlamasına neden olur. Hızla akışa geçen yağmur suyu da doğaya fazla bir fayda sağlamadan derelere, ırmaklara ve sonrasında da denize ulaşır. Elbette bu çok yönü olan bir sorunun en basit şekliyle anlatımıdır. Bu problemin üzerine son yıllarda gittikçe artan nüfus baskısı ile çarpık kentleşmenin de etkileri bindiğinde çoğu yerde çözülebilecek bir sorun afete dönüşüyor.

Sorunun bir diğer yüzü de kuraklıktır. Ancak kuraklığı aşırı yağışlardan farklı değerlendirmek gerekir. Aşırı yağışlara karşı alınacak önlemler oldukça kapsamlı ve uzun vadeli çalışmalar gerektirir. İstanbul gibi bir şehre yağan yağmurun toplanarak şehrin kullanımına sunulması oldukça büyük bir altyapı projesidir. Benzer sorun diğer çoğu kent için de geçerlidir. Bu yağışların can kaybına yol açmaması hususu oldukça kolay çözülebilse de hasar yaratacak bir akışın faydaya dönüştürülebilmesi zordur. Bundan dolayı da çoğu bölgemizde yağış ne derece fazla olursa olsun, bu yağış, ihtiyacımız olan su kaynağını artırmıyor.

Bunun başlıca birkaç sebebi vardır. Öncelikle, yukarıda belirttiğimiz gibi kurumuş ve organik maddesi azalmış bir toprak, suyu emerek alt katmanlara kolaylıkla geçiremez. Bunun için sağanak yağış değil daha az şiddetli ama daha uzun süren bir yağış gereklidir. Aslında bu tanıma en uygun yağış türü de kardır. Kar her ne kadar çabuk yağıp birikebilse de eriyerek akışa dönüşmesi oldukça uzun sürer ve bu süre içerisinde de toprağın nemini kalıcı olarak tazeler. Ancak, son senelerde çoğu bölgemizdeki yağışların kardan çok yağmura dönmüş olması bu sorunu da oldukça artırıyor. Sadece yağmurla beslenen topraklar yaz mevsimi gelmeden kurumaya yüz tutar ve hızlı kuruyan bu toprakların aşırı yağışlarla gelen suyu tutmaları da zorlaşır.

Ama bunun ötesinde 2 büyük sorunumuz bulunuyor. Bunların ilki tarımda bilinçsizce yapılan sulamadır. Ülkemizdeki tatlı suyun yaklaşık dörtte üçü tarımsal sulamada kullanılıyor. Tarımsal sulamada kullanılan bu suyun da gene dörtte üçünden, salma sulama şeklinde faydalanılır. Salma sulama da hem toprağın yapısına zarar verir hem de suyun boşa gitmesine neden olur.

Ancak diğer sorunumuz çok daha büyüktür. Bundan 100 sene önce ülkemizde kişi başına düşen tatlı su miktarı yaklaşık 8 bin tondu. Nüfusumuzdaki artışla birlikte bu miktar, bin tonun az üstüne kadar düşmüş durumda. Yani ülkemiz artık su zengini bir ülke değildir, hatta nüfus artışı ile birlikte giderek su fakiri olmaya doğru gitmektedir. Bundan dolayı da başta tarım olmak üzere hepimize düşen en önemli görev suyumuza sahip çıkarak onu korumaktır.

İçinde yaşamakta olduğumuz iklim krizi geçici değildir ve daha da kötüye doğru gidecektir. Kuraklık ve aşırı yağışlar da bu değişiklikle birlikte artacaktır. Bu nedenle de su politikamız, ülkemizin en öncelikli konularından biri olmalıdır.

[Prof. Dr. Levent Kurnaz, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir