GÖRÜŞ – Küresel iklim değişikliğinde çevre faktörü

AK Parti İstanbul Milletvekili, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Murat Kurum, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle iklim kriziyle mücadelede Türkiye’nin rolünü AA Analiz için kaleme aldı.

***

Son yıllarda, çevre ve iklim temalı etkinlikler tüm dünyada daha geniş bir katılımla kutlanıyor. Bu etkinliler arasında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1972’de Stockholm’de düzenlenen Çevre Konferansında Dünya Çevre Günü olarak ilan edilen 5 Haziran, küresel çevre organizasyonları arasında oluşturduğu yüksek farkındalık bakımından ön plana çıkıyor. Her yıl farklı bir temayla organize edilen Dünya Çevre Günü, bu yıl “Bizim toprağımız, bizim geleceğimiz” sloganı ve “Toprak Restorasyonu, Çölleşme ve Kuraklığa Direnç” teması ile tüm dünyada kutlanıyor. Bu vesileyle bugün yaşadığımız küresel ısınma ve çevre ilişkisini kısaca değerlendirmeyi yerinde ve anlamlı buluyor; iklimin doğal çevremizin bir parçası olduğu gerçekliğinden hareketle konuya, her şeyin başladığı yerden “çevre”den başlamanın daha doğru olacağına inanıyorum.

Afet çağı ve çevre faktörü

Doğal çevre, istikrar ve sürdürülebilirliği kendi döngüsü içerisinde sağlayan eşsiz bir varoluş dengesidir. Bu denge aynı zamanda insan yaşamının da kaynağı. Var olduğundan bu yana insanlık bu denge ile uyum içerisinde yaşamıştır. Ancak Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla doğa ile insan arasında yüz binlerce yıldır kusursuz bir şekilde süregelen uyum/denge son bulmuştur. Bu durum nüfus artışı, şehirleşme, sera gazı salımının artması gibi nedenlerle önce çevre kirliliği, sonrasında ise küresel ısınma gibi bir soruna yol açmıştır. Sanayi devrimi ile başlayan yeni dönemin sosyo-ekonomik pratikleri doğayla uyumu değil doğaya hükmetmeyi amaç edinmiştir.

Maalesef, bu hakimiyetle birlikte insanoğlu, kalkınma ve gelişmişlik adına yegane yaşam alanı olan dünyamızı iklim krizine bağlı afetlerin sıkça yaşandığı bir yer haline getirdi. Bu nedenle günümüzde ani ve aşırı hava olayları, orman yangınları, sel ve kuraklık gibi birçok afeti eş zamanlı olarak yaşıyoruz. Rekor seviyelere ulaşan sıcaklıklar, olağan çevre ve iklim koşullarının yaşandığı bölgelerin artık olağan dışı koşullara maruz kalması toplumların gündelik yaşamını bozuyor ve tehdit ediyor. Kısa zaman öncesinde Rusya ve Kazakistan’da nehir buzullarının ani erimesi sonucu insanlık tarihinde eşi görülmemiş su baskınları yaşandı. Bunun sonucunda milyonlarca insan yaşam alanlarını geçici de olsa terk etmek zorunda kaldı. Her yıl aynı dönemde çöl koşullarının yaşandığı Dubai’de, Suudi Arabistan’da bu yıl ortaya çıkan sel manzaraları iklim krizinin boyutlarını göstermesi bakımından dikkat çekici. Dünyanın bir tarafı, çöl toprakları, sel suları altında kalırken on binlerce yıldır varlığını sürdüren ormanlarımız iklim krizine bağlı yangınlar sonucunda yok oluyor. Elbette bu kriz yalnızca insanları değil bütün canlıların yaşam alanlarını tehdit ediyor, türlerin yok olmasına yol açıyor. Bu örnekler artık hepimizin iklim krizinin sonuçları ile yüzleşmesi gerektiğini gösteriyor. Çevrenin tahrip olması iklim krizini tetikliyor, iklim krizi ise çevreyi yok ediyor. Bu denklem afetlerin döngüsel bir nitelik kazanmasına ve sürekliliğine yol açıyor. Bu durum insan yaşamı ve dünyanın geleceği için sürdürülebilir değil.

Bugün dünyamız 1,5 derecelik kritik bir eşikten geçiyor. Küresel emisyonların 2030 yılında 2019 yılına göre yüzde 45 azaltılması 2050 yılında ise net sıfıra ulaştırılması gerekiyor. Bu hedeflere ulaşmak ve karşı karşıya kaldığımız tüm tehditleri bertaraf etmek için çevre tahribatına dur demeliyiz. Yine sera gazı salımını, emisyon üretimini azaltarak küresel ısınmayı önce yavaşlatmalıyız ardından da durdurmalıyız. Bu noktada Türkiye, iklim değişikliğiyle ve iklim krizine bağlı afetlerle mücadele kabiliyeti yüksek bir ülke. Giresun, Kastamonu, Sinop, Bartın’da sel, Marmara Denizinde müsilaj, Antalya ve Muğla’da yaşadığımız orman yangınları sonucu oluşan afetlere karşı milletimizle, hep birlikte büyük mücadeleler verdik. Ancak asıl hedefimiz bu afetlerin oluşmasına neden olan sebepleri ortadan kaldırmak ve ülkemizi dirençli hale getirmek.

Türkiye olarak Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde çevre ve şehircilik çalışmalarının tamamında iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayacak, afetlere karşı ülkemizi dirençli hale getirecek çok önemli adımlar attığımızı ve atmaya da devam edeceğimizi açıkça ifade etmek isterim. Bu noktada medeniyet tarihimiz bize geçmişin derinliklerinden çözüm reçeteleri sunuyor. Bu tarihi bilinç ve sorumlulukla ülkemizin 81 ilinde filizlenen millet bahçeleri, mavi bayraklı plajlar, ekolojik koridorlar, çevre koruma projeleri, yeşil alanların artırılması, su kaynaklarının ve ormanların korunması, çölleşme ve erozyonla mücadele, iklim dostu şehircilik projeleri, yenilebilir enerji üretiminde Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ülkesi arasına sokacak yatırımlar, Türkiye’nin ilk İklim Şurası, yeşil OSB’ler, sıfır atık sanayi siteleri, ekolojik iyileştirme ve koruma programları, yeşil tribün/stat uygulamaları, yeşil dönüşüm alanında farkındalık yaratacak bilimsel yayınlar, eğitim portalları, yeşil dijital kütüphane ve Türkiye’nin 208 üniversitesinde iklim elçisi öğrencilerin görevlendirilmesi gibi birçok alanda dünyada eşi görülmemiş yatırımlar yaptık. Yine milli eğitim müfredatına çevre ve iklim değişikliği ile ilgili derslerin girmesiyle hemen hemen her alanda çocuklarımızı, gençlerimizi iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında eğitiyor, onları geleceğe hazırlıyoruz.

Küresel bir Türkiye markası: Sıfır Atık

Dünyamızın kirlenmesinde, bugün yaşadığımız iklim krizinde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kıyasla Türkiye’nin tarihi sorumluluğu yok denecek kadar azdır. Buna rağmen ülkemiz, Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm insani konularda olduğu gibi bu bağlamda da yeni sorumluluklar yüklenmeye devam ediyor. Türkiye iklim değişikliği konusunda yaşanan sorunların çözümü için yeni enstrümanlar geliştiriyor. Bunlardan en önemlisi Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayeleri ve destekleri sayesinde hayata geçirdiğimiz Sıfır Atık Hareketi. Bu hareket ülkemiz için olduğu kadar tüm insanlık için de çok kıymetli bir çözüm mekanizması. İnsaf ile israf arasındaki çizgiyi tüm insanlığa yeniden hatırlatan bu hareket, kısa sürede bir yaşam felsefesine dönüşmüş, medeniyetimizin kadim değerleri üzerine inşa edilen küresel bir politika haline gelmiştir. Türkiye’nin diplomatik girişimleri ile 30 Mart tüm dünyada “Uluslararası Sıfır Atık Günü” olarak kutlanıyor. Sıfır atık modeli aynı zamanda Türkiye Yüzyılı’nın ekonomi politikalarında ihtiyaç duyulan bir kalkınma ve büyüme mekanizması, yeşil ekonomi modeli çerçevesinde geliştirilen finansal politikalar için yenilikçi bir yaklaşımdır.

Diğer kritik ve tarihi adım ise ülkemizin yürüttüğü iklim diplomasisinin bir sonucu olarak 2021 yılında taraf olduğumuz Paris İklim Anlaşması’dır. Bu anlaşma ile az önce değindiğim çalışmalara uluslararası alanda yeni bir ivme kazandırdık. Cumhurbaşkanı’mızın öncülüğünde Türkiye Yüzyılı’nın İklim Politikalarını belirledik. Şehirlerimiz ve ortak evimiz dünyamız için 2053 Net Sıfır Emisyon, Yeşil Kalkınma hedeflerini ortaya koyduk. Bu hedeflerle birlikte bir yandan anlaşmadan doğan yükümlülüklerimizi yerine getirirken diğer yandan milli kalkınma seferberliğimize ara vermeden devam ediyoruz. Küresel ısınma neticesinde her gün çok çeşitli risklerle karşı karşıya kalan sosyo-ekonomik hayatımızın zarar görmesini engellemek, sürdürülebilir bir üretim ve küresel ticaretteki payımızı korumak zorundayız. Bu kapsamda Türkiye ulusal ve uluslararası karbon fiyatlandırma mekanizmalarından yararlanarak sera gazı emisyonlarını ve maliyeti en etkin yollarla azaltacaktır. Dünyanın halen yaşanabilir bir yer olarak kalmasını sağlayacak son nesil olduğumuz, restorasyon nesli olduğumuz bilinciyle bu çabalarımızı azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz.

Türkiye İklim Kanunu çalışmaları

Şüphesiz yeşil dönüşüm çalışmalarında en önemli ve tarihi adım İklim Kanunu’nun çıkarılması olacaktır. İklim dirençli bir toplum ve ülke için tüm alanlarda ve sektörlerde çevre odaklı bir yaklaşım sergiliyor, milletimiz için Türkiye Yüzyılı’nda bir güvence kaynağı oluşturuyoruz. Bu güvencenin yasal dayanağı İklim Kanunu olacaktır. Ülkemizin ve tüm dünyanın ortak sorunu olan iklim değişikliği ile mücadele kapsamında çıkaracağımız İklim Kanunu ile tüm vatandaşlarımızın, gelecek nesillerimizin çevre ve iklim hakkını koruyacak, çevre ve iklim adaletini en güzel şekilde sağlayacağız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla işbirliği içerisinde, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefinin gerçekleşmesi için, ülkemizin iklim yapısının korunması ve en doğal haline yeniden kavuşması için çalışmalarımızı büyük bir hassasiyet, özveri ve azimle sürdürüyoruz. Bu çalışmanın sonunda kazanan doğamız, başaran ülkemiz, sevinen insanımız olacaktır. Bu vesileyle 5 Haziran Dünya Çevre Gününü kutluyor, savaşların, işgallerin, soykırımların, afetlerin, açlığın, kıtlığın ve adaletsizliklerin hüküm sürdüğü dünyamıza daha merhametli, daha vicdani, daha insani bir anlayışla bakılması gerektiğini savunan bir medeniyetin temsilcileri olarak bu yılki kutlamaların Gazze’de yaşanan katliamın gölgesinde kalacağını da tüm dünya kamuoyunun bilmesi gerektiğine inanıyorum.

[Murat Kurum, AK Parti İstanbul Milletvekili, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir