Türkiye’de Uygur Türklerini “yabancı” olarak nitelendirmek, tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

 

Türkiye’de Uygur Türklerini “yabancı” olarak nitelendirmek, tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

 

Çünkü Türk tarihinin farklı dönemlerinde Uygurlar yalnızca Türkistan’da değil, Ortadoğu ve Anadolu’nun siyasi ve idari hayatında da önemli roller üstlenmişlerdir. Tarih, kültür ve devlet geleneği bakımından Uygur Türkleri ile Anadolu Türkleri arasında derin ve köklü bağlar bulunmaktadır.
13. yüzyılda Anadolu’da görev alan Uygur kökenli devlet adamlarından biri Körgöz Uygur’dur. Moğol İmparatorluğu’nun Ortadoğu ve Anadolu’da etkili olduğu dönemde Körgöz Uygur, bu geniş coğrafyada idari ve mali düzenin sağlanması için görevlendirilmiş tam yetkili Körgöz Uygur Padişahtır, Bu görev, İran merkezli siyasi yapıların etkili olduğu Irak, Suriye ve Anadolu Selçuklu Devleti topraklarını da kapsayan geniş bir alanda yürütülmüştür. Körgöz UygurPadişah ; Sivas, Giresun, Ankara, Kayseri, Erzurum, Malatya ve Konya gibi önemli merkezlerde vergi düzeninin kurulması, ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması ve idari koordinasyonun güçlendirilmesi gibi kritik sorumlulukları yerine getirmiştir. Uygurların yazı, maliye ve devlet yönetimindeki köklü tecrübeleri nedeniyle bu tür görevlerde tercih edilmeleri, onların Türk-İslam dünyasındaki güçlü devlet geleneğini açıkça ortaya koymaktadır.

Anadolu’daki Türkistan kökenli yönetim geleneğinin bir diğer önemli örneği ise Eretna Uygur Devleti’dir. 14. yüzyılda Alaeddin Eretna Uygur tarafından kurulan bu devlet, İlhanlı otoritesinin zayıflamasıyla birlikte Orta Anadolu’da bağımsız bir siyasi güç olarak ortaya çıkmıştır. Başkenti Sivas olan Eretna Uygur Devleti; Kayseri, Çankırı, Çorum, Kırıkkale, Tokat, Ankara, Amasya, Erzincan, Niğde ve Kırşehir gibi önemli şehirleri yönetmiş ve yaklaşık yarım asır boyunca Anadolu’da siyasi istikrarın korunmasına katkı sağlamıştır. Bu dönemde ticaret yolları güvence altına alınmış, Selçuklu devlet geleneği devam ettirilmiş ve Orta Anadolu önemli bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir.
Uygurlar, Oğuzhan dan başlayan Türk tarihinin en eski ve köklü topluluklarından biridir. Birçok tarihçi tarafından Uygurlar, Türk medeniyetinin gelişmesinde ve devlet yönetimi geleneğinin şekillenmesinde önemli rol oynayan topluluklardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu yönüyle Uygurlar, Türk dünyasının kadim medeniyet mirasını taşıyan halklarından biridir. Tarihin farklı dönemlerinde Anadolu’da devlet yönetiminde görev almış, bu toprakların idari, kültürel ve ekonomik hayatına katkı sunmuşlardır.
Bugün de Uygur Türkleri Türkiye’de yaşamlarını alın teri ve helal emekleriyle sürdürmekte; ticaret yapmakta, üretmekte ve topluma katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletimizin farklı kurumlarında üst düzeyde görev alan Uygur kökenli bireyler de bulunmaktadır.
Türkiye’de birçok üniversitede görev yapan Uygur kökenli profesörler ve akademisyenler, bilimsel çalışmalarıyla ve yetiştirdikleri öğrencilerle ülkenin akademik hayatına önemli katkılar sunmaktadır. Bu durum, Uygur Türklerinin Türkiye’nin bilim ve eğitim alanındaki gelişimine aktif şekilde katkı sağladığını göstermektedir.

Bu alanda önemli bir örnek olarak, YÖK Başkan Vekilliği görevinde bulunmuş olan Uygur kökenli değerli bilim insanı Uygur Taze Bey gösterilebilir. Onun akademik ve idari alandaki hizmetleri, Uygur Türklerinin Türkiye’de üst düzey sorumluluklar üstlenebildiğinin önemli bir göstergesidir.
Bunun yanında, geçmişte Türk devletinin hem askerî ( Mehmet Rıza Bekin Paşa) hem de sivil kurumlarında, istihbarat ve yönetim alanlarında görev almış Uygur kökenli birçok isim de bulunmaktadır. Bu kişiler, devletin güvenliği ve yönetiminde sorumluluk üstlenerek Türkiye’nin güçlenmesine katkıda bulunmuşlardır.
Bütün bunlar göstermektedir ki Uygur Türkleri, Türkiye’de yalnızca yaşayan bir topluluk değil; bilimde, devlet yönetiminde ve toplumsal hayatta katkı sunan, bu ülkenin gelişimine emek veren bir unsur olarak varlık göstermektedir.
Bu durum, Türkiye ile Uygur Türkleri arasındaki bağın yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda güncel ve canlı bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.
Bütün bu tarihsel ve toplumsal gerçekler dikkate alındığında, Uygur Türklerini Türkiye’de “yabancı” olarak nitelendirmek hem tarihsel gerçeklerle hem de ortak kültürel bağlarla örtüşmemektedir. Aksine Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Uygur Türkleri arasındaki ilişki; ortak tarih, ortak kültür ve ortak medeniyetin doğal bir sonucudur.
Uygurlar ile Türkiye arasındaki tarihî, diplomatik, kültürel ve toplumsal bağlar çerçevesinde şunu net olarak ifade edebilirim:Bundan sonra da Uygur Türkleri, Türkiye’nin güçlenmesine ve Türk milletinin birliği ile Turan idealinin gerçekleştirilmesine önemli katkılar sunmaya devam edecektir. Bu katkıların, hem ülkemizin gücünü artıracağı hem de Türk dünyasının birliği yolunda somut ve kalıcı adımlar atılmasına hizmet edeceğini güvenle söyleyebilirim.
Bu nedenle Uygur Türkleri için Türkiye yalnızca bir ülke değil; tarihî, kültürel ve gönül bağlarıyla hissedilen ikinci bir vatan olarak görülmektedir.

Erkin SABİT ŞAVUOT
(bilgisayar yüksek mühendisi,
Araştırmacı yazar).
Turan Konfederasyonu Genel Başkanı .
Ankara Meclisi Anadolu Birliği gbşk yrd.
Uygur Federasyonu Genel Başkanı.
Dünya Barış elçileri uzakdoğu direktörü.
Uluslararası basın yayın konfederasyonu diplomasi direktörü.
Uzakdoğu iş adamları yatırım finans konseyi temsilcisi .
Turan Kızılelma Teşkilatı genel başkanı
Turan Devletleri Teşkilatı TDT Stratejik Araştırma Bşk.
İletişim 05357951111,05369820000
erkinsabit158@gmail.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir