Amerika ile Çin Neden Birbirinden Kopamıyor?
Yazan: Murat Öztarhan
Dünya artık eski dünyanın diliyle yürümüyor.
Eskiden büyük güçler ya açık müttefik olurdu ya da açık rakip.
Bugün ise daha karmaşık bir düzen var.
Birbirine güvenmeyen ama birbirinden de kopamayan ülkeler dönemi.
Amerika ile Çin tam olarak böyle bir ilişkinin iki büyük tarafı.
İlk bakışta tablo sert görünüyor. Ticaret savaşları yaşandı. Tarifeler yükseldi. Teknoloji alanında kısıtlamalar geldi. Güvenlik ve Tayvan başlığı iki ülke arasında sert rekabet alanı olmaya devam etti. Mayıs ayındaki Trump–Xi görüşmelerinden sonra da büyük bir kırılma ya da köklü bir barış çıkmadı; Reuters bu tabloyu “istikrar ama aynı zamanda çıkmaz” olarak özetledi. Yani ilişki kopmadı ama normalleşmedi de.
Ama asıl hikâye burada başlıyor.
Çünkü sertliğe rağmen bağ hâlâ çok büyük.
ABD ile Çin arasında 2025 yılında toplam mal ticareti 414,7 milyar dolar oldu. ABD’nin Çin’e ihracatı 106,3 milyar dolar, Çin’den ithalatı ise 308,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. ABD’nin Çin’e karşı mal ticareti açığı 202,1 milyar dolar oldu. Bu rakamlar önceki yıla göre düşmüş olsa da, iki ülkenin birbirinden çıkmış değil, hâlâ birbirine güçlü biçimde bağlı olduğunu gösteriyor.
İşte bu yüzden bugün yaşanan şeyi doğru isimlendirmek gerekiyor.
Bu bir dostluk değil.
Bu bir güven ilişkisi de değil.
Bu, ayrılığın maliyeti çok yüksek olduğu için sürdürülen zorunlu beraberlik.
Mayıs 2026 temaslarında taraflar yaklaşık 30 milyar dolarlık “stratejik olmayan” ürün grubunda tarife indirimi ihtimalini görüştü. Aynı süreçte Çin tarafı, ABD ile tarım ticaretinde tarife indirimine işaret etti; ancak uygulamanın ayrıntılarının hâlâ netleşmediği de açıkça görüldü. Bu tablo büyük bir anlaşmadan çok, kontrollü maliyet yönetimine benziyor.
Burada çok önemli bir değişim var.
Taraflar artık birbirinin sistemini dönüştürmeye çalışmıyor.
Birbirinin maliyetini yönetmeye çalışıyor.
Reuters’ın aktardığına göre Washington’daki yaklaşım, Çin’i kendi ekonomik modelini değiştirmeye zorlamaktan çok, daha sınırlı ve sayısal hedeflere dayalı bir “managed trade”, yani yönetilen ticaret anlayışına kayıyor. Bu da bize yeni dönemin ruhunu anlatıyor: büyük güçler artık birbirini sevmeye çalışmıyor; kopmanın bedelini azaltmaya çalışıyor.
Ama bu yumuşama sınırsız değil.
Ticarette ton bir miktar düşse de, güvenlik alanında sert rekabet sürüyor.
Reuters’a göre ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Çin’in askeri yığınağı için “haklı alarm” ifadesini kullandı ve bölgedeki müttefiklere daha fazla savunma harcaması çağrısı yaptı. Aynı haberde, iki ülke arasındaki askeri iletişimin geçmişe göre daha düzenli işlemeye başladığı da vurgulandı. Yani güvenlik tarafında dil yumuşamış değil; sadece kontrollü temas korunuyor.
Bu yüzden Amerika ile Çin arasındaki ilişkiyi “yakınlaşma” diye okumak hatalı olur.
Daha doğru ifade şudur:
Sınırlı ticari gevşeme, stratejik alanda süren sert rekabet ve iki tarafın da tam kopuşun bedelinden kaçınması.
Çünkü artık mesele sadece iki ülkenin ne istediği değil, dünyanın bu ayrılığı ne kadar taşıyabileceği meselesidir. Tedarik zincirleri, üretim ölçeği, tarım ticareti, teknoloji bağımlılığı ve finansal beklentiler, iki tarafı aynı sistemin içinde tutmaya devam ediyor. Taraflar birbirine güvenmediği halde, birbirinden vazgeçemiyor.
Bence yeni çağın en önemli gerçeklerinden biri budur.
Dünya artık büyük dostluklarla değil, büyük mecburiyetlerle ayakta duruyor.
Amerika ile Çin bunun en büyük örneği.
Barışmıyorlar.
Ama kopamıyorlar.
Çünkü artık bazı ilişkileri güven değil, maliyet taşıyor.
Ve bazen yeni çağın en gerçekçi cümlesi de budur:
Büyük güçler birbirine inanmadığı halde, birbirinden çıkamıyor.
Murat Öztarhan

