
KUR’ÂN’I ANLAMANIN ANAYASASI
Kat‘îyi Korumak Zannîyi Yorumlamak İçtihadı Yenilemek
BİR TOPLUM HAKİKATİ TERK ETTİĞİ İÇİN DEĞİL
HAKİKATE GÖTÜREN USÛLÜN YÖNÜ DEĞİŞTİRİLDİĞİ İÇİN ROTASINI KAYBEDER
Başlangıç Hükmü Sorun Vahiyde Değil Usûldedir
İslâm hukukunun temel meselesi nasların yetersizliği değil, nasları anlamaya yön veren usûlün tarih içinde yer değiştirmesidir. Vahyin genel ilkeleri ile somut düzenlemeleri; sübûtu ve delâleti kat‘î hükümler ile yoruma açık zannî hükümler aynı hukukî düzleme yerleştirilmiştir. Sonunda değişmez olan tartışmaya açılmış, değişebilir olan kutsallaştırılmış; anayasa yasa seviyesine indirilirken tarihî yasa anayasa seviyesine yükseltilmiştir.
Bu yer değiştirme yalnız ilmî bir tasnif hatası değildir; din ile şeriatın, nas ile içtihadın, lafız ile maksadın ve araç ile amacın sınırlarını etkileyen tarihî bir rota kaybıdır. Bir uç kat‘î ilkeleri çağın rüzgârına bırakırken diğer uç beşerî içtihadı vahyin yerine koymuştur. Biri sabiteyi aşındırmış, diğeri değişkeni dondurmuştur.
Birinci Esas Kat‘î ile Zannîyi Ayırmadan Kur’ân Anlaşılamaz
MADDE 1 Sübût ve delâlet birlikte araştırılır. Bir sözün kaynağa aidiyeti sübût; sabit metnin belirli bir hükme işareti delâlet meselesidir. Kur’ân’ın sübûtu kat‘îdir; fakat her ayetin her hukukî sonuca delâleti kat‘î değildir. Sünnet ise hem sübût hem delâlet bakımından farklı dereceler taşır.
MADDE 2 Metin ile yorum ayrılır. Nas ilahîdir; tefsir, fetva ve içtihat beşerîdir. Metnin kutsallığı, ondan çıkarılan her sonucu kutsal kılmaz. Hiçbir fakih, mezhep veya çağ kendi yorumunu vahyin ontolojik seviyesine yükseltemez.
MADDE 3 Nass-ı kat‘î üst normdur. Sübûtu ve delâleti birlikte kat‘î olan hüküm değiştirilemez anayasal çekirdektir. Adalet, emanet, insan haysiyeti, temel haklar ve zulmün reddi; kanunu, yönetimi ve içtihadı bağlar.
MADDE 4 Nass-ı zannî meşru içtihat alanıdır. Sübûtu veya delâleti kesinlik taşımayan hüküm delilsiz ve değersiz değildir; birden fazla ilmî yoruma elverişlidir. Bu alanda dil, bağlam, illet, maksat, örf, maslahat ve sonuç birlikte değerlendirilir.
VAHİY SABİTTİR FAKAT VAHYİN HER BEŞERÎ YORUMU SABİT DEĞİLDİR
Birinci Tarihî Makas Değişimi Kat‘î ile Zannînin Yer Değiştirmesi
Nasların sosyal hukuk alanındaki işlevi iki ana düzeyde okunmalıdır. Genel normlar; adalet, emanet, ehliyet, sözleşmeye sadakat, canın, aklın, inancın, neslin, malın ve haysiyetin korunması gibi çağlar üstü ilkelerdir. Kur’ân’ın sosyal alandaki baskın dili bu kurucu normlardır. Bunlar belirli bir dönemin ayrıntılı kanunları değil, bütün dönemlerin hukukunu yöneten anayasal üst normlardır.
Özel normlar ise belirli olay, ilişki ve uyuşmazlıklara doğrudan çözüm getiren düzenlemelerdir. Bu tasnif açısından Kur’ân’ın sosyal hukuk alanındaki özel normları bir elin parmaklarını geçmeyecek ölçüde sınırlı; sünnetin ekserisi ise yaşayan toplumun somut meselelerine cevap veren özel norm niteliğindedir. Özel norm, amacı ve illeti terk edilerek salt tarihî şekle indirgenemez; muhatabı, bağlamı ve gerçekleştirmek istediği adaletle birlikte okunur.
Tarihî makas tam burada değiştirilmiştir. Kur’ân’ın genel normları hukuk düzeninin merkezinde tutulacağı yerde soyut nasihatlere dönüştürülmüş; belirli şartlarda doğan özel çözümler ise bütün çağların tek değişmez biçimi gibi sunulmuştur. Pusula uygulamanın emrine verilmiş, anayasa yasaya tâbi kılınmıştır. Böylece adaleti gerçekleştirmek için kurulmuş araçlar, adaletin kendisi sanılmıştır.
Tarihî Makas Değişiminin Hukukî Hükmü
MADDE 5 Genel norm pusuladır. Özel hüküm, genel normun istikametinde anlaşılır. Hiçbir tarihî uygulama adaletin, emanetin ve insan haysiyetinin önüne geçirilemez.
MADDE 6 Özel norm bağlamıyla yaşar. Somut düzenlemenin illeti, amacı, muhatabı ve şartları araştırılır. İllet değişmişse uygulama aynı adalet maksadıyla yeniden değerlendirilir.
MADDE 7 Araç amaç yerine konulamaz. Bir çağın kurumu, yöntemi veya yaptırımı; evrensel ilkenin tek mümkün şekli sayılamaz. Değişen araç korunarak değil, değişmeyen amaç gerçekleştirilerek vahye sadık kalınır.
MADDE 8 Alt norm üst norma aykırı olamaz. Kıyas, örf, maslahat ve kanun meşruiyetini kat‘î ilkelerden alır. Üst norm alt düzenlemeyi yönetir; alt düzenleme üst normu daraltamaz.
Anayasa ile Yasanın Sınırı İlke ile Uygulamanın Ayrılması
Kat‘î ve genel ilkeler anayasa mahiyetindedir: vazgeçilemez, terk edilemez ve bütün düzenlemeleri bağlar. Özel, zannî ve içtihadî hükümler ise yasa mahiyetindedir: toplumun sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, bilimsel ve kurumsal şartları içinde üst normun maksadını gerçekleştirmek üzere düzenlenir. Yasa üst norma aykırı olamaz; fakat belirli bir tarihî yasa da üst norm adına ebedîleştirilemez.
GENEL NORM İSTİKAMETTİR ÖZEL NORM O İSTİKAMETTE KURULAN HUKUKTUR
İkinci Tarihî Makas Değişimi Zannî İçtihadın Naslaştırılması
Zannî alandaki içtihat, toplumun ihtiyacını karşılamak üzere maddî norma dönüştürülebilir. Yetkili şûrâ veya yasama organı bir içtihadı kanunlaştırdığında o hüküm hukuk güvenliği gereği bağlayıcı olur. Fakat bağlayıcılık ona ilahîlik ve süreklilik kazandırmaz. Kanunlaşan içtihat nas değil, yürürlükteki yasadır.
İkinci tarihî makas, bu geçici bağlayıcılığın değişmezlik sanılmasıyla değiştirilmiştir. Bir müçtehidin zannî görüşü mezhep hükmüne, mezhep hükmü değişmez kabule, değişmez kabul de dinin kendisine dönüştürülmüştür. İçtihat naslaştırılmış; onu doğuran illet ortadan kalksa, örf değişse ve hüküm adalet üretmese bile yürürlükten kaldırılması dinin değiştirilmesi gibi görülmüştür.
Oysa içtihadın görevi geçmiş çözümü sonsuza kadar taşımak değil, değişmez ilkeyi değişen hayatta gerçekleştirmektir. Şartlar, bilgi, örf veya kamu yararı değiştiğinde eski düzenleme aynı yetki ve usûlle kaldırılır; daha isabetli yeni içtihat kanunlaştırılır. İçtihadın kanunlaşması başka, naslaşması başkadır.
Kur’ân’ın Bıraktığı Alan Eksiklik Değil İçtihat İmkânıdır
Vahyin sosyal hayatın bütün ayrıntılarını tek tek düzenlememesi eksiklik değildir. Sınırlı naslarla sınırsız olaylara cevap verme kudreti, bilinçli bırakılmış içtihat alanında doğar. Akıl burada vahyin rakibi değil, muhatabı ve emanetçisidir. Kıyas, te’vil, istihsan, maslahat, örf, zaruret ve istishâb keyfîliğin değil; genel normu yeni olaya taşıyan denetlenebilir hukuk yöntemlerinin adıdır.
Sorumlu içtihat meseleyi uzmanlık bilgisiyle doğru tanımlar; delilin sübût ve delâlet derecesini belirler; genel norm ile özel normu ayırır; lafzı bağlam ve deliller bütünü içinde okur; illet, hikmet ve maksadı tespit eder; çözümü adalet, insan haysiyeti ve zarar vermeme ölçüleriyle sınar; kararı şûrâ ile kurar ve sonuç değiştiğinde yeniden değerlendirir. Yanlış tasvir üzerine doğru fetva kurulamaz.
Usûl Kaybolursa Kavramlar Savaşa Dönüşür
Genel ile özel, kat‘î ile zannî, nas ile içtihat, din ile fıkıh ayrılmadığında ilmî ihtilaf iman ve kimlik kavgasına dönüşür. Bir taraf tarihî içtihadı dinin özü sayar; öteki taraf değişebilir hükmü reddederken kat‘î ilkeyi de aşındırır. Maddî savaş bedeni yaralar; usûlsüz kavram savaşı ortak aklı, güveni ve hakikat duygusunu nesiller boyunca parçalar.
Toplum böylece okyanusun ortasında pusulasız bir gemiye döner. Bir gün beşerî yorumu değişmez nas sayar, ertesi gün değişmez nassı tarihî kanaate indirger. Usûl gemiyi kıyıya bağlamak için değil, rotasını tayin etmek için vardır: kat‘î üst normu korumak, zannî yasa alanını yenilemek ve her ikisini adalet maksadında buluşturmak.
İÇTİHADI NASLAŞTIRMAK KUR’ÂN’IN İÇTİHADA BIRAKTIĞI ALANI KAPATMAKTIR
Kur’ân’ı Anlamanın Anayasası Kat‘îde Sebat Zannîde Yenilenme
MADDE 9 Kat‘î olan korunacaktır. Sübûtu ve delâleti kat‘î hükmün özü hiçbir güç ve içtihatla kaldırılamaz.
MADDE 10 Zannî olan yenilenebilecektir. Birden fazla meşru yoruma açık hüküm tek görüşe ebediyen kapatılamaz.
MADDE 11 İçtihat vahiy sayılmayacaktır. Hiçbir kişi, mezhep veya tarihî ittifak beşerî hükmünü Allah’ın hükmü seviyesine çıkaramaz.
MADDE 12 Kanun bağlayıcı fakat değişebilir olacaktır. Yürürlükteki içtihat uygulanır; şartlar değiştiğinde daha isabetli içtihatla yenilenir.
MADDE 13 Örf ve maslahat denetimli işleyecektir. Toplumsal gerçeklik dikkate alınır; fakat kat‘î üst norm ihlal edilemez.
MADDE 14 Bilimsel veri hükmün parçası olacaktır. Olay uzmanlarca doğru tasvir edilmeden fetva ve kanun kurulamaz.
MADDE 15 Şûrâ ortak aklı kuracaktır. Toplumsal sonuç doğuran içtihat açık gerekçe, ehliyet, katılım ve denetimle oluşturulur.
MADDE 16 İhtilaf düşmanlığa dönüşmeyecektir. Zannî alandaki farklı görüş iman sorgusuna ve dışlamaya konu edilemez.
MADDE 17 Hukuk zayıfı koruyacaktır. Güçlü sınırlandırılır; hak sahibine hakkı ayrım gözetmeden teslim edilir.
MADDE 18 Otorite yanılabilir kabul edilecektir. İlmî ve siyasî otorite hakka bağlıdır; hata usûl ve edep içinde düzeltilir.
Tarihe Bırakılan Son Hüküm
Ey Müslümanlar! Makası yeniden doğru hatta çevirin. Kat‘îyi zannîleştirmeyin; zannîyi kat‘îleştirmeyin. Genel normu ayrıntıda kaybetmeyin; özel normu bağlamından koparıp bütün zamanların tek şekli yapmayın. Geçmişi küçümsemeyin; geçmişin her çözümünü geleceğin değişmez kanunu da saymayın. Vahyi koruyun, aklı sorumlulukla işletin, ihtilafı edep içinde yönetin ve hukuku her çağda adalet üretecek şekilde yenileyin.
Bu manifestonun hükmü açıktır: Kat‘iyyâtta birlik, zanniyyâtta ilmî çoğulculuk; ilkelerde devamlılık, uygulamada yenilenme; yönetimde şûrâ, hukukta adalet, yorumda sorumluluk. Kur’ân’ın kapısını açan anahtar usûldür. Usûl yaşarsa vahiy rehber, akıl muhatap, içtihat köprü, hukuk emniyet olur.
MAKAS DOĞRU HATTA DÖNMELİDİR
VAHİYDE SEBAT İÇTİHATTA HAREKET HER HÜKÜMDE ADALET
Prof. Dr. Hadi SAĞLAM
İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Fikrî dayanak Nasların Mahiyeti Çağdaş Problemler Karşısında İslâm Hukukuna Dinamizm Sağlayan Metotlar Sosyal Hukuk Alanındaki Problemlerin Çözümünde İçtihat İslâm Hukuk Metodolojisindeki Te’vilin Hüküm İstinbâtında Yeri
