ÖZGÜR İRADE OLMADAN SANDIK, DEMOKRASİ DOĞURMAZ

ÖZGÜR İRADE OLMADAN SANDIK, DEMOKRASİ DOĞURMAZ

Sandığın Olduğu Her Yerde Demokrasi Var mıdır?

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Sandığın kurulması, tek başına demokrasinin doğduğu anlamına gelmez. Korkunun düşünceyi susturduğu, baskının vicdanı esir aldığı, açlığın insan iradesini zayıflattığı, aşiret, kabile veya modern grup bağlılıklarının bireyin aklının önüne geçtiği toplumlarda seçim yapılabilir; fakat gerçek demokrasiden söz etmek zordur. Demokrasi; yalnızca oy kullanan insanların değil, hür düşünen, doğru bilgiye ulaşabilen, ekonomik olarak onurlu bir hayat sürebilen ve güce değil hakka teslim olan özgür bireylerin eseridir.

Demokrasinin en büyük imtihanı sandığın kurulması değil, sandığa giden iradenin gerçekten özgür olup olmadığıdır. Korkuyla yönlendirilen, açlıkla terbiye edilen, ekonomik bağımlılıklar içinde bırakılan, yalan haberler ve propaganda araçlarıyla algısı şekillendirilen toplumlarda seçim yapılabilir; ancak özgür iradenin tecellisinden söz etmek her zaman kolay değildir. Gerçek demokrasi, sadece oy verenlerin değil; hakkı güçten üstün tutabilen, sorgulayabilen ve vicdanıyla karar verebilen özgür bireylerin eseridir.

Demokrasi, yalnızca belli aralıklarla sandığa gidip bir oy pusulasını kutuya bırakmak değildir. Demokrasi, insanın kendi korkularından, bağımlılıklarından ve zihinsel esaretinden kurtulmasıdır. Çünkü zincire vurulmuş bir akıl, baskı altında kalmış bir vicdan ve iradesini başkasına devretmiş bir insanın tercihi, şeklen seçim olsa bile öz itibarıyla özgür bir tercih değildir.

Tarih boyunca krallar, derebeyleri, aşiret reisleri, ideolojik otoriteler ve çeşitli güç merkezleri değişmiş; fakat insanın iradesini başkasına teslim etmesi sorunu farklı biçimlerde devam etmiştir. Aşiretçilik, kabilecilik, feodal ilişkiler veya modern dönemde farklı isimler altında ortaya çıkan mutlak grup bağlılıkları, bireyin aklını ve vicdanını bir otoritenin gölgesine teslim ettiği ölçüde demokratik kültürün gelişmesine engel olur.

Bir toplumda insanlar kendi muhakemeleriyle değil, bir liderin, bir grubun veya herhangi bir otoritenin yönlendirmesiyle hareket ediyor; bireyler kendi kanaatlerini oluşturacak eğitim ve özgür düşünce imkânından mahrum bırakılıyorsa, orada sandık bulunması tek başına gerçek demokrasi için yeterli değildir. Çünkü demokrasi, yalnızca sayısal çoğunluk değil; aynı zamanda bireyin şahsiyetini, onurunu ve bağımsız karar verme hakkını koruyan bir medeniyet anlayışıdır.

Demokrasi aynı zamanda ekonomik özgürlük meselesidir. Açlık sınırında yaşayan, yarınından endişe duyan, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlardan tamamen özgür siyasi tercihler beklemek kolay değildir. İnsanın midesini kendisine bağımlı hâle getiren, ekonomik imkânları siyasi sadakatin aracı hâline dönüştüren sistemlerde demokratik ahlâk zarar görür. Özgür birey, yalnızca konuşma hakkına sahip olan değil; aynı zamanda insan onuruna yaraşır şartlarda yaşayabilen bireydir.

Çağımızın en önemli sınavlarından biri de bilgi ve medya gücüdür. Yalan haberlerin, sistemli propagandanın, algı operasyonlarının ve küresel ya da yerel güç merkezlerinin toplumları yönlendirme çabalarının yoğunlaştığı bir ortamda demokrasinin ruhu zedelenir. Çünkü gerçek demokrasi, aldatılmış kitlelerin değil; doğru bilgiye ulaşabilen bilinçli bireylerin tercihleri üzerine yükselir.

Bu nedenle siyaset felsefesi tarihinde asırlardır şu soru tartışılmıştır: Devleti yönetme hakkı yalnızca halk çoğunluğuna mı aittir, yoksa bilgi, ehliyet ve tecrübe sahibi seçkin bir heyetin de yönetimde rolü olmalı mıdır? Platon’dan günümüze uzanan bu tartışma, aslında demokrasi ile liyakat arasındaki denge arayışıdır. Ancak hangi sistem benimsenirse benimsensin değişmeyen temel ilke şudur: İnsanların korkularını, yoksulluklarını ve bilgisizliklerini kullanarak elde edilen güç, kalıcı adalet ve huzur üretemez.

Gerçek demokrasi, gücün değil hakkın üstün olduğu düzendir. Çünkü çoğunluk her zaman hakikatin ölçüsü olmayabilir; hakikatin ölçüsü adalet, hukuk ve insan onurudur. Sandığın görevi gücü kutsamak değil, gücü hukuk ve ahlâk sınırları içerisinde denetlemektir.

Kur’ân’ın hedeflediği insan modeli de şahsiyet sahibi, aklını kullanan, sorumluluk taşıyan ve özgür iradesiyle karar veren insandır. Kur’ân yönetimde şûrâ ilkesini esas alarak şöyle buyurur: “Onların işleri aralarında şûrâ iledir.” (Şûrâ, 42/38). Yine adalet ilkesini temel ölçü olarak belirler: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8). Dolayısıyla İslâm’ın hedeflediği toplum, insanı kula kul yapan değil; onu yalnızca Allah karşısında sorumlu kabul ederek diğer bütün beşerî tahakkümlerden özgürleştiren bir toplumdur.

Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu toplumsal düzen, farklı inanç ve toplulukların hukuk, sözleşme ve ortak sorumluluk temelinde bir arada yaşayabileceğini gösteren tarihî bir örnektir. Ne var ki tarih boyunca kabileci, çıkarcı ve şahıs merkezli yönetim anlayışlarının yeniden güç kazanması, devleti toplumun ortak emaneti olmaktan çıkarıp belirli güç odaklarının aracı hâline getirmiştir.

Modern ve kâmil devlet, yalnızca seçim mekanizmalarıyla değil; hukuk, ahlâk ve kurumsal adaletle inşa edilir. Gerçek devlet önce insanın vicdanında kurulur. Hukukun üstün olmadığı, liyakat yerine sadakatin hâkim olduğu, eleştirinin ihanet sayıldığı toplumlarda demokratik kurumlar bulunsa bile demokratik ruh eksik kalır.

Sonuç olarak demokrasi, her toplumun üzerine zorla giydirilecek bir elbise değildir. O, asırlar süren insanlık tecrübesinin, hukuk mücadelesinin ve özgürlük arayışının ortaya çıkardığı bir medeniyet birikimidir. Eğitim, adalet, ekonomik bağımsızlık, ahlâk ve en önemlisi özgür düşünebilen bireylerle hayat bulur. Unutulmamalıdır ki insanlığın kurtuluşu, güçlü insanların hükmettiği toplumlar kurmak değil; hakkın ve adaletin güçlü olduğu toplumlar inşa etmektir. Çünkü gücün hukuk oluşturduğu yerde istibdat, hukukun gücü yönettiği yerde ise medeniyet doğar. Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir