ATATÜRK ve İSTİKLAL YOLU

ATATÜRK ve İSTİKLAL YOLU

1918 yılı sonlarında Anadolu hem karadan hem denizden işgal kuvvetlerinin kuşatması ve saldırısıyla karşı karşıya idi. Türk toplumu, kendisini tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen bu saldırılar karşısında çok güç durumdaydı. Devletin merkezi olan İstanbul işgal edilmiş, ordu dağıtılmış, silah ve cephanelere işgal kuvvetlerince el konulmuştu.

Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılı baharında Türk milletinin kaderini değiştirecek bir mücadeleye girişti. Amasya, Erzurum ve Sivas’taki çalışmaların ardından Ankara merkez olarak belirlendi. Türk milletinin ölmediğine bütün yüreğiyle inandı.

Hayatta kalmanın mutlak bir “İSTİKLAL MÜCADELESİ” ile mümkün olacağını düşündü, bu fikre inandı, arkadaşları ile birlikte dünyanın beklemediği bir kurtuluş mücadelesini başlattı.

Türk milleti savaş için en elzem ihtiyacı olan silahtan, cephaneden yoksundu. Açlık bir şekilde giderilir ama silahsız, cephanesiz savaşılamazdı. Bir savaşın silahsız cephanesiz kazanılması beslenmeyen bir vücudun hayatta kalması kadar zordu. İşte Milli Mücadele bu şartlarda yokluklar ve yoksulluklar içinde başladı.

Anadolu da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yer ise Kastamonu İnebolu Limanı idi.

Türk toplumunun yaşayabilmesi, mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, İnebolu Limanından gelecek mühimmata bağlı idi. Bu sebeple İnebolu- Ankara arasındaki bu yol Milli Mücadele için hayati bir önem taşıyordu.

O dönemde güvenliği açısından tercih edilen bu yol aslında han, yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yolu idi.

İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı yoktu. İnebolu açıklarına gemilerle gelen silah ve cephane, açıktan ve her türlü hava şartlarında kahraman demirciler tarafından kayıklarla İnebolu kıyılarına çıkarılıyordu. Bu malzemeler Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu.

O dönemde Anadolu’nun eli silah tutan erkekleri cephelerde düşmana karşı çarpışıyorlardı. Bu güzergahta yol alan nakliye kollarının ortak nitelikleri cephe gerisinde kalan çocuk kadın ve yaşlılardan oluşması idi.

İşte bu sebeplerden, İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” denilmektedir.

İSTİKLAL YOLU GÜZERGAHI

İstiklal Yolu’nun güzergâhı İnebolu – Küre – Seydiler – Kastamonu – Ilgaz – Çankırı – Kalecik ve Ankara olarak ilerliyor. Bu yol üzerindeki 2.357 dekar alan, 2018 yılında tarihi milli park olarak ilan ediliyor.

İstiklal Yolu, İnebolu sahilinden başlayıp Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara‘ya uzanan, Türk Kurtuluş Savaşı boyunca İnebolu’ya deniz yoluyla gelen cephanenin kağnılarla cepheye ulaştırılmasında kullanılmış olan 344 km’lik yoldur. 2018 de 2.357 dekar alan millî park ilan edildi. Savaş boyunca İnebolu açıklarına gemilerle gelen cephane ve silahlar kayıklarla İnebolu’ya taşınmış, Kastamonu kadınları tarafından zor şartlarda cepheye taşınmıştır.

 

MİLLİ MÜCADELENİN ANAHTARI

İSTİKLAL YOLU: Milli Mücadele boyunca at, eşek veya katır ile çekilen kağnı arabalarıyla cepheye silah ve erzak gibi malzemenin taşındığı; ayrıca Batı cephesine Osmanlı ordusundan terhis edilen gönüllü askerlerin götürüldüğü; yine TBMM hükümetiyle görüşmek isteyen sivil halkın, yabancı diplomatların ve basın mensuplarının kullandığı, İnebolu-Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Kalecik-Ankara hattıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın “Gözüm Sakarya da Dumlupınar da, kulağım İnebolu da” sözü bu yolun Milli Mücadele de oynadığı rolü ve ne anlama geldiğini kısaca anlatmaktadır.

NEDEN İSTİKLAL YOLU: TBMM Hükümetinin kurulmasına kadar Anadolu’ya cephane ve insan girişi çeşitli yollardan sağlanıyordu. Nisan 1920 tarihinden itibaren İngilizler, Kocaeli mıntıkasında denetimlerini artırarak bu bölgedeki bazı yerlere askeri müfrezeler yerleştirdiler. Böylece sevkiyat yavaş yavaş Karadeniz’e kaymaya başladı. Buna bağlı olarak İnebolu-Ankara yolu önem kazandı.

Milli Mücadele yıllarında “Anadolu da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yeri ise Kastamonu’nun İnebolu Limanı idi. Türk toplumunun yaşayabilmesi, mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, İnebolu Limanından gelecek mühimmata bağlıydı. Özellikle 28 Haziran 1921 de İzmit’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine Anadolu›nun giriş-çıkış kapıları Karadeniz limanları olmaya başladı. Bu sebeple İnebolu-Ankara arasındaki bu yol Milli Mücadele için hayati bir önem taşıyordu. O dönemde güvenliği açısından tercih edilen bu yol yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yoluydu. İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı yoktu. İnebolu açıklarına gemilerle gelen silah ve cephane, açıktan ve her türlü hava şartlarında kahraman demirciler tarafından kayıklarla İnebolu kıyılarına çıkarılıyordu. Bu malzemeler Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu. O dönemde Anadolu’nun eli silah tutan erkekleri cephelerde düşmana karşı çarpışıyorlardı. Bu güzergâhta yol alan nakliye kollarının ortak nitelikleri cephe gerisinde kalan çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşması idi. İşte bu sebeplerden, İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İstiklal Yolu” denilmektedir.”

Ankara hükümeti Batı cephesinde Yunan işgaline karşı ordunun lojistik ve asker desteğini sağlamak, dış dünya ile irtibata geçmek için Karadeniz’de güvenli bir liman olan İnebolu’yu seçmişti. Zira İstanbul-Bolu çevresi işgal altındaki İstanbul’a yakınlığı ve buralarda meydana gelen isyanlar sebebiyle güvenli bir bölge değildi. Doğu Karadeniz ise Ermeni ve Rum çetelerinin faaliyet alanıydı, İstanbul’a da uzaktı. İnebolu-Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Kalecik-Ankara hattı, Milli Mücadele’yi destekleyen halkın yaşadığı en güvenli hat durumundaydı. Bu hat ilk çağlardan beri kullanılan bir yoldu. Osmanlı Dönemi’nde 1866 yılında başlayan karayolu yapımı çalışmaları çerçevesinde,344 kilometre olarak gösterilen İnebolu-Ankara yolunun bir bölümü yapılmış, bir kısmı ise inşa halinde bulunuyordu. Geri kalanı ancak kağnıların ve atlı arabaların gidebileceği şekildeydi. Bununla birlikte İstiklal Yolu’nun güzergâhı oldukça dağlık ve engebeliydi. İstiklal Yolu, Kuzey Anadolu’nun geçit vermeyen üç sıra dağının (Küre, Ilgaz ve İndağı) üzerinden geçmekteydi.

Yurt içindeki askeri malzemenin yanı sıra Rusya’dan sağlanan silah ve cephaneler de İnebolu limanı getirilip bu yol vasıtasıyla Batı cephesine ulaştırılmıştı. İşte İstiklal Yolu’nun Milli Mücadele’nin lojistik desteğinin anahtarı konumunda olması bakımından İtilaf devletlerinin saldırısına uğramıştı. İtilaf devletleri Anadolu’ya lojistik malzeme girişini engellemek için Karadeniz’de denetimlerini sıklaştırmışlar, bu arada İnebolu sahilini abluka altına alıp, İnebolu Limanını 1921 yılı içerisinde birkaç defa bombalamışlardır.

İSTİKLAL YOLU KAHRAMANLARI: İstiklal Yolu’nun pek çok isimsiz kahramanları bulunmaktadır. Bu kahramanlar olağanüstü çaba ve gayretlerle Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasına katkı sağlamışlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının alt yapısını oluşturmuşlardır. Şerife Bacılar ve Halime Çavuşlar geride isimlerini sonsuza kadar yaşatacak destanlar bırakmışlardır.

“Kastamonu’nun Seydiler ilçesinden olan Şerife Bacı, sonu hazin biten bir destanın kahramanıdır. 1921 yılının ilk aylarında, Şerife Bacı, İnebolu’dan aldığı cephanelerle Kastamonu’ya doğru yola çıkmış, çetin kış şartları ve aniden bastıran tipi sırasında bağlı bulunduğu kağnı kolundan ayrı düşmüştür. Şerife Bacı, o zor şartlarda Kastamonu Kışlası yakınlarına kadar gelmişse de o şartlarda donmaktan kurtulamamıştır. Fırtına ve tipinin sabahında bir bebeğin ağlama sesini takip eden devriye ekibi sahibi donmuş bir kağnı arabası ile karşılaşmıştır. Devriye ekibi kağnıda üzerleri kardan etkilenmemesi için battaniye ile örtülmüş cephane ile cephanenin arasında kuru otlara yatırılmış bir bebek bulmuştur.”

“Kastamonu ve Türk kadınının Milli Mücadele de anıtlaşmasının cephe gerisinde ve cephede omuz omuza hizmet verişinin en önemli örneklerinin bir diğeri Halime Çavuş’tur. Savaş döneminde ailesinin tüm ısrarlarına rağmen cepheye giden Halime Çavuş, o dönemde yadırganmamak için saçlarını kazıtmış, erkek gibi tıraş olmuş ve hep bir erkek gibi giyinmiştir. İnebolu’dan aldığı birçok cephaneyi, cepheye ulaştıran Halime Çavuş düşman kurşunuyla yaralanmış, buna rağmen cephe ve cephe ardı görevlerini sürdürmüştür.”

İSTİKLAL YOLUNDA SEFERBERLİK: İstiklal Yolu üzerinde Milli Mücadele’nin başarısı için çok çeşitli faaliyetler göze çarpmaktadır. İnebolu, Kastamonu ve Çankırı’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Tekâlif-i Milliye Komisyonları, Gençlik Kulüpleri ve İnebolulu Kayıkçılar Loncası gibi kuruluşlar, savaşın kazanılmasında büyük faydalar sağlamışlardır. Ayrıca bölgede düzenlenen işgallere tepki mitingleri de halkta direniş ruhu meydana getirmiştir.

Bu bölgedeki din adamlarının faaliyetleri, halkın Milli Mücadele’ye katılmasında ve maneviyatının yükseltilmesinde önemli rol oynamıştır. İnebolu Müftüsü Ahmet Hamdi Efendi’nin her cuma namazından sonra yaptığı Kuvayı Milliye’yi öven vaazları, kentin iskelesine gelen silah ve cephaneleri boşaltma konusunda halkı heyecana sevk etmiştir. Ayrıca Hamdi Efendi bizzat kendisi sandıkları taşıyarak örnek olmuştur. Yine vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’un Nasrullah Cami’sinde verdiği vaazlar Kastamonu halkının moral kaynağı olmuş, birlik ve beraberliğin oluşmasını sağlamıştır. İlave olarak Ağaoğlu Ahmet Bey’in İnebolu, Kastamonu ve Çankırı meydanlarında irad ettiği nutuklar halkın uyanışında hizmetler görmüştür.

İstiklal Yolu, geçtiği güzergâhın nüfus ve ticaret bakımından gelişmesine de yol açmıştı. “1920-1922 yılları arasında İnebolu-Ankara yolu teçhizat-malzeme taşımacılığı ve İstanbul’dan Ankara’ya geçen insanlar nedeniyle Kastamonu şehir merkezinde bir canlanma meydana geldi. Bu tarihler arasında Kastamonu da gelip geçen yolculara hitap eden bazı hizmetler devreye girmiştir. Birincisi şüphesiz otel, han ve hamam işletmeciliğidir, bunlardan başka kahvehane, lokanta işletmesi sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Bu gelişmeler beraberinde ilgi çekici olan yeni bir takım meslekleri de gündeme getirmiştir; sıhhî berberlik gibi. Açıksöz de yayımlanan bir ilanda “Sıhhi Berber Salonu” başlığı altında şu ifadeler yer almaktadır: “Çayhaneme bir de sıhhî berber salonu açtım, teşrif ediniz, zevat-ı kiram zirdeki liste mucibince tıraş olunur ve her halükârda memnun kalır.”

Çok yönlü olarak Milli Mücadele’ye hizmet ettiği anlaşılan İstiklal Yolu’nun bir başka faydası diplomatik açıdan Ankara hükümetinin dünyaya açılan kapısı olmasıdır. Bu yolu kullanarak pek çok diplomat Ankara’ya geldiği gibi, Ankara hükümetini temsilen çok sayıda temsilci de yurt dışına gönderilmiştir.

BAHRİYE NAZIRI RAUF ORBAY HATIRALARINDAKİ İSTİKLAL YOLU: İstiklal Yolu, dönemi yaşamış ve o günlere şahit olmuş devlet adamlarının ve kişilerin hatıralarında yaşamaktadır. Bahriye Nazırı Rauf Orbay hatıralarında, İstiklal Yolu üzerinde gördüğü manzarayı şöyle anlatmaktadır: “İnebolu’dan Çankırı’ya kadar cephe gerisindeki hizmetlerin yüzde doksanının kadınlar tarafından erkekleri mahcup edecek derecede gayret ve fedakârlıkla yapılmakta olduğunu görmekteyiz. Bu fedakâr kadınların arkasında emzikte çocukları olan mübarek analar da vardır. Yavruları kucaklarında, kağnıları önlerinde, övendireleri ellerinde, Ankara’ya cephaneyi naklediyorlar. Allah bu millete yakında necat ve uzun müddet sulh ve saadet nasip edecektir.”

İSTİKLAL YOLU HATIRALARI: Yabancı yazarlardan Ann Bridge ise “Devrim Yolu” adını verdiği İstiklal Yolu’nda şahit olduklarını şu şekilde gözler önüne sermektedir: “Sonsuz bir insan seli birbirlerinden bir buçuk metre aralıklarla ve tek sıra halinde akıyordu. İnsanlar taşıdıkları tüfek demetleri, cephane kutuları ve top mermilerinin ağırlığı altında öne doğru eğilmişlerdi. Daha şaşırtıcı olanı, bu insanların dörtte üçünden fazlasının kadın olmasıydı. Pembe etekli bölgesel giysiler ve parlak çiçekli kiraz rengi şalvarlar giyen kadınların bazıları sırtlarına sarılı yükle beraber, kucaklarında emzikli bebeklerini taşıyorlar, bazılarının arkasında ise kaygan çamurda kısa adımlarla yürüyen iki ve üç küçük çocuk bulunuyordu. Böylece bir gece önce İstanbul’dan kaçak olarak gemi ile gelen askeri malzeme Küre Dağlarını aşıyordu. Düzenli, kesintisiz ve yavaş bir şekilde yukarılara, daha yukarılara tırmanılıyordu. Arada sırada birinin sıradan ayrılan bir çocuğa bağırdığı duyulmakla beraber, genellikle sessizlik içinde, dik tırmanış ve ağır yük altında derin solumalarla yürüyorlardı. Yol gerçekten çok dikti ve biraz sonra hepsi sulu karla şekillenecekler, sonra ayak değmemiş karlı yamaçlardan daha yükseklere tırmanacaklardı… Henüz hiçbir heykeltıraş taş üzerinde şekillendiremediği, ağır yük taşıyan kadınları ile analarının yanında otlayan buzağılar gibi onların ardından yürüyen çocuklara ait heykelleşmiş görüntüler, karlar altında ve dondurucu soğukta yorgun argın yol alacaklardı.”

Mustafa Necati Bey’in gözlediği İstiklal Yolu hatıralarından şu olay da son derece dikkate şayandır. “Kafileye yaklaştıkça bazen bu uzun sükûtu yırtan bir kadın sesi yahut bir çocuk feryadı yükseliyordu. Kafileye yaklaştık ve selamlaştık… Biz soğuktan titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin, çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışık bir merhamet sızladı. Arkasına sardığı peştamalı, içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden, yorganını niçin arabaya serdiğini sormak fikrini duydum: Üşümez misin sen nine? Bak çocuk donacak, yorgan örtsene… diye arabanın üstünü işaret ettim. “Bu sözü garip bir tarzda karşıladı, sormaya değer bir şey addetmiyordu galiba… Benim cevap beklediğimi anlayınca mukaddes bir şeye teveccüh eder gibi kağnıya doğru koştu, “Kar serpiyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım” dedi. Ve yorganın uçlarını iyice serdi, kar sepelemeye başlamıştı. O zaman anladım ki, cephaneleri ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor; o vakit deminki merhametten utandım bile… Aman Yarabbim. Fedakârlığını bildirmek bile istemiyor. Bu alicenaplık karşısında secde etmeyen ruh ve aşk olur mu?”

“Milli Mücadele döneminde ailesi ile birlikte bu yoldan Anadolu’ya geçen Adnan Ergeneli de hatıralarında; ‘İnebolu’ya gelince vapura çıkan memurlar, İnebolu’da inecek olan kimseleri iyice araştırıp inceliyorlardı’ dedikten sonra yaylı araba adı verilen araba ile yola çıktıklarını ilk duraklarının Ecevit olduğunu, ikinci duraklarının ise Kastamonu olduğunu burada bir gün kaldıklarını yazmaktadır. Kastamonu’dan sonra Çankırı’ya iki günde vardıklarını, burada bir gün dinlendikten sonra Ankara’ya doğru yola çıktıklarını son geceyi Yahşihan’da bir evin damında geçirdiklerini anlatmaktadır.”

Sonuç olarak Milli Mücadele de anahtar rolü oynayan İstiklal Yolu, günümüzde gereken önem verilerek gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Bu coğrafyada yaşayanlardan başlamak üzere yeniden bir İstiklal Ruhu oluşturmak için toplumun her kesiminin desteği sağlanarak, önce tarih şuuru meydana getirilip, İstiklal Yolu’nun aziz hatıraları daima canlı tutulmalıdır. Bunu sadece atalarımıza karşı vefa duygusu ile değil gelecek kuşakları kurtarma adına yapmak gereklidir.

 

 

 

27.05.2025

Zafer ALTINKESER

İSTİKLAL YOLU (İNEBOLU – ANKARA)

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir