İslâm Hukukunda Hükümlerin Güncellenmesi İslâm’ın Güncellenmesi Değildir

İslâm Hukukunda Hükümlerin Güncellenmesi
İslâm’ın Güncellenmesi Değildir

Değişmeyen Din Yenilenen İçtihat ve Adaletin Kurumsallaşması Üzerine Hukuk Manifestosu

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

İslâm’ın iman, ibadet, ahlâk, insan onuru ve adalet ilkeleri değişmez; fakat bu ilkeleri hayata taşıyan içtihatlar, kavramlar, araçlar, kurumlar ve kanunlar zamanın şartlarıyla birlikte yenilenir. Kur’an kölelik ve cariyeliğin hüküm sürdüğü bir topluma hitap etmiş, özgürleştirmeyi ibadet ve kefaret kılmıştır. Düşmana karşı savaş atları hazırlanmasını emretmiş, atı değil caydırıcı gücü esas almıştır. Rüzgârların gemileri yürütmesini Allah’ın kudretinin delili olarak göstermiş, insanlığı yelkenli gemiye mahkûm etmemiştir. Hz. Peygamber ihtilaf hâlinde yolun genişliğini yedi zira olarak belirlemiş, devenin geçtiği yol ölçüsünü milyonlarca aracın aktığı çağların değişmez imar kanunu kılmamıştır. Demek ki baki olan kölelik değil insan onuru; at değil savunma sorumluluğu; yelken değil ulaşım; yedi zira değil can güvenliği ve kamu düzenidir. Araçlar eskir, kavramlar dönüşür, kurumlar yenilenir, insanlar ölür ve kanunlar yürürlükten kalkar; fakat hakkın ruhu, adaletin gayesi ve vahyin hidayeti baki kalır. İçtihadı yenilemek vahyi değiştirmek değil, vahyin değişmeyen maksatlarını yeni çağın imkânlarıyla yeniden ayağa kaldırmaktır. Kök korunur, dallar büyür; ruh baki kalır, suret tekâmül eder; din değişmez, hukuk yenilenir. Tarihe düşülecek hüküm açıktır: İslâm hukukunun içtihadî hükümlerinin güncellenmesi İslâm’ın güncellenmesi değil, İslâm’ın adalet iddiasının her çağda yeniden hayata hâkim kılınmasıdır.

1 Başlangıç Hükmü Kardeşlik Devlet ve Ortak Hukuk

Müslümanın Müslümandan başka sığınağı yoktur. Bu söz insanı devletsizliğe değil, kardeşlik sorumluluğuna çağırır. O sığınak, kardeşin merhametiyle devletin adaletinin birleştiği yerdir. Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır; fakat birlik bir zümrenin diğerlerine tahakkümü değil, herkesin aynı hukukta buluşmasıdır.

Bu ülkenin devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Hiçbir dinî, siyasî veya ekonomik yapı kendisini devlet yerine koyamaz; kamu yetkisini sahiplenemez, vatandaş üzerinde ayrı bir egemenlik ve itaat alanı kuramaz. Cemaat devlete, grup millete, şahıs hukuka üstün değildir. İnanç hür, örgütlenme meşru, hukuk ortak, egemenlik tektir. Devletin meşruiyeti ise adaletle, liyakatle ve hesap verebilirlikle korunur.

Hatasız kul olmaz. Beşer anlar, yorumlar, isabet eder veya yanılır. Bu nedenle hiçbir kişi, mezhep, cemaat ve tarihî içtihat yanılmazlık zırhına büründürülemez. Müslümanın asaleti hata yapmamasında değil, hatasını hakikat karşısında düzeltebilmesindedir. Yanılmazlık Allah’a, ilmî sorumluluk insana aittir.

2 Kavramların Anayasası Din Şeriat Fıkıh ve Kanun

Din, Allah’ın insanlığa bildirdiği iman, kulluk ve ahlâk bütünlüğüdür. Şeriat, ilâhî iradenin insan ve toplum hayatına yön veren değerler düzenidir. Fıkıh, müçtehidin bu kaynaklardan usûlle çıkardığı beşerî hükümler bütünüdür. Kanun ise meşru otoritenin farklı içtihatlar arasından tercih ederek kamu düzeninde yürürlüğe koyduğu maddî normdur. Kaynak ilâhî; anlama, tercih ve kanunlaştırma beşerî sorumluluktur.

Fıkıh şeriattan beslenir; fakat fıkhın her hükmü şeriatın değişmez özü değildir. Kanun, fıkhî bir tercihi bağlayıcı kılabilir; fakat onu vahye dönüştüremez. Din ile beşerî yorumu ayırmak dini zayıflatmaz; bilakis ilâhî olanı insanın yanılabilir hükmünden korur. Güncellemenin sınırı da buradadır: İtikadın esasları, ibadetlerin özü ve ahlâkın kesin değerleri değiştirilemez; yoruma, örfe, maslahata, ihtiyaç ve şartlara bağlı hukukî hükümler ise ehil içtihatla yenilenebilir.

3 Sabiteyi Korumak Değişkeni Yenilemek

3 1 Katî Alan Dinin Korunan Çekirdeği

Sübûtu ve hükme delâleti kat‘î olan naslar İslâm’ın değişmez norm alanını oluşturur. İçtihat kesin hükmü ortadan kaldırmak için değil, onun sınırlarını ve hayata uygulanmasını doğru anlamak için çalışır. Çekirdek tahrip edilirse ağaç yaşayamaz. Bu sebeple dinin sabiteleri siyasetin, modanın ve dönemsel arzuların müdahalesine kapalıdır.

3 2 Zannî Alan İçtihadın ve Yenilenmenin Ufku

Nas sübût veya delâlet yönünden zannî ise yorum, tercih ve içtihat alanı doğar. Fakihin hükmü vahyin kendisi değil, vahiyden anladığıdır. Tarihî içtihatlar kendi çağlarının sorunlarına verilmiş büyük cevaplar ve kıymetli ilmî mirastır; fakat ilâhî ve ebedî değildir. Cevabı sorudan, hükmü doğduğu şartlardan koparıp değişmezleştirmek içtihadı dondurmak ve tarihi dinleştirmektir. Kat‘î alanda sadakat, zannî alanda ehliyetli içtihat esastır.

4 Maksat Baki Araç Değişkendir

Mecelle’nin veciz hükmü açıktır: Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz. Bu ilke her hükmün zamana göre değişeceği anlamına gelmez. Değişen; kaynağı örf, maslahat, ihtiyaç, imkân ve şartlar olan içtihadî hükümler ile bunların uygulama biçimleridir. Örf değişmiş, maslahat ortadan kalkmış, zarar doğmuş veya işlem yeni bir mahiyet kazanmışsa hukukçu eski adı tekrarlamakla yetinemez; yeni olguyu yeniden teşhis etmek zorundadır. Hükmün değişmesi keyfîlik değil, illet ve maksada sadakattir.

Kölelikten söz eden metinden kölelik emri, savaş atından atı ebedîleştirme, gemiden yelken zorunluluğu, yedi zira yoldan değişmez imar ölçüsü çıkarılamaz. Nas maksadı gösterir; araç o maksada zamanın imkânlarıyla hizmet eder. Tarihî aracı kutsallaştırmak, ilâhî amacı görünmez hâle getirir. Geçmişin araçlarını dinin değişmez hükmü diye bugüne dayatmak İslâm’ı korumak değil, yaşayan hukuku ölmüş biçimlerin mezarlığında bekletmektir.

5 İçtihadı Naslaştırmak Hukukun Kapısını Kapatmaktır

Geçmiş âlimlere gerçek vefa, onların vardığı sonuçları ebedîleştirmek değil, kullandıkları yöntemi bugünün meselelerinde işletmektir. Onlar kendi çağlarının problemlerine nas, akıl, örf ve maslahatla cevap verdiler. Mezhep yol gösterir fakat putlaştırılamaz; içtihat aydınlatır fakat vahiy yerine geçirilemez. Budanmayan ağaç verim vermez; ancak budama kökü kesmek değildir. Kök korunur, kuruyan dal ayıklanır ve ağaç yeniden meyveye durur.

6 Kanunlaştırma İçtihadı Bağlayıcı Kılar Fakat Ebedîleştirmez

Zannî alandaki her görüşün aynı anda yürürlükte bulunması hukuk güvenliğini ortadan kaldırır. Meşru yasama iradesi; ehil hukukçuların, uzmanların ve toplum temsilcilerinin şûrâsıyla içtihatlar arasında tercih yapar, gerektiğinde yeni içtihat geliştirir ve onu kanunlaştırır. Kanunlaşan hüküm, yürürlükte kaldığı sürece yöneteni de yönetileni de bağlar. Bu bağlayıcılığın kaynağı ilâhî kesinlik değil; hukuk düzeninin birliği, öngörülebilirliği ve meşru kamu iradesidir.

Yürürlükteki içtihadî norm sorun çözemiyor, adaleti gerçekleştiremiyor veya yeni zararlar üretiyorsa ebedî nas gibi savunulamaz. Önceki norm yetkili usûlle kaldırılır; daha isabetli içtihat maddî norma yükseltilir. Eski hüküm tarihî ve ilmî değerini korur, fakat yürürlük yetkisini kaybeder. Ulü’l-emre itaat de şahsa kayıtsız teslimiyet değil; yetkinin hukuka uygun kullanılmasına, adalete ve kamu yararına bağlı anayasal sorumluluktur.

7 Şûrâ İcmâ Bilim ve Ortak Akıl

Hukukî yenilenme tek kişinin hevesiyle değil, ortak aklın disipliniyle yapılır. Şûrâ farklı görüşlerin duyulduğu, delillerin açıkça tartışıldığı, uzmanlığın öne çıktığı ve karar sorumluluğunun paylaşıldığı yöntemdir. İcmâ ise bir slogan değil, ehil akılların müşterek hükme yürüme çabasıdır. Bu ruh çağımızda seçilmiş meclis, uzman komisyonları, üniversiteler, yargı tecrübesi, sivil toplum ve şeffaf müzakereyle kurumsallaşır. Bize gereken hamaset değil usûl; aba altından sopa değil delil; kişilik kavgası değil hukuk inşasıdır.

8 Hukukî Yenilenmenin Anayasal Hükümleri

Madde 1 Din Değişmez. İtikadın esasları, ibadetlerin özü ve ahlâkın kesin değerleri dönemsel tercihlere göre değiştirilemez.

Madde 2 İnsan Onuru Dokunulmazdır. Hiçbir yorum, kanun ve kamu işlemi insanı araç hâline getiremez; adaletin ilk ölçüsü insanın doğuştan taşıdığı onurdur.

Madde 3 Katî Hüküm Korunur. Sübûtu ve delâleti kat‘î olan naslar güncellemenin değil, sadakat ve doğru uygulamanın konusudur.

Madde 4 İçtihat Beşerîdir. Fakihin hükmü vahyin kendisi değil, vahiyden anladığıdır; ilmî değeri vardır fakat yanılmaz ve ebedî değildir.

Madde 5 Zannî Alan Yenilenir. Örf ve maslahata bağlı hükümler ehil içtihatla yeniden değerlendirilir; şartlar gerektiriyorsa yenilenmesi sorumluluktur.

Madde 6 Değişim Usûle Bağlıdır. Güncelleme keyfî iradeyle değil; nas, maksat, illet, gerçeklik, bilim, uzmanlık ve şûrâ birlikte gözetilerek yapılır.

Madde 7 Devlet İçinde Devlet Olmaz. Hiçbir zümre kamu yetkisini sahiplenemez ve ortak hukuk dışında ayrı egemenlik alanı kuramaz.

Madde 8 Kanun Herkesi Bağlar. Meşru usulle kanunlaştırılan içtihadî hüküm, yenisi yürürlüğe girinceye kadar yöneteni ve yönetileni bağlar.

Madde 9 Ortak Akıl Esastır. Toplumu bağlayan hükümler tek kişinin kanaatine değil, ehil temsilin ve kurumsal şûrânın kararına dayanır.

Madde 10 Maksat Adalettir. Bir yorum insan onurunu, hakkaniyeti ve kamu yararını tahrip ediyorsa gerekçesi ve uygulama biçimi yeniden incelenir.

9 Son Hüküm Yenilenmek Adalete Yaklaşmaktır

İslâm’ın hukukî hükümlerini gözden geçirmek İslâm’a saldırı değil, ümmetin geleceğine karşı sorumluluktur. Tarım, sanayi, teknoloji, ekonomi ve devlet düzeni yenilenirken hukuk düşüncesi donamaz. Donan hukuk yaşayan toplumu taşıyamaz. Geçmiş reddedilmez fakat bugünün yerine geçirilmez; mezhepler terk edilmez fakat dinle özdeşleştirilmez; devlet kutsallaştırılmaz fakat zümrelere parçalatılmaz; din siyasete, hukuk hamasete teslim edilmez. Sabite korunur, değişken yenilenir, karar şûrâyla alınır, yürürlük kanunla sağlanır ve bütün süreç adaletle sınanır.

Tarihe sözümüz ve gelecek nesillere vasiyetimiz şudur: İslâm’ı değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur; fakat İslâm adına üretilmiş beşerî hükümleri sorgulanamaz ilan etmeye de kimsenin hakkı yoktur. Din Allah’ındır; içtihat insanın sorumluluğudur. Vahiy ölçüyü koyar, akıl gerçeği kavrar, bilim olguyu açıklar, şûrâ ortak iradeyi kurar, hukuk hükmü yürürlüğe taşır, adalet ise hepsinin hesabını görür. Yenilenme imanı aşındırmak değil, emanetin hakkını vermektir. Hukuk yenilenirken din korunur; adalet yenilendikçe toplum güçlenir. Çünkü yenilenmeyen yenilir; adaleti yenileyemeyen yalnız bugünü değil, yarını da kaybeder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir