AKLINI KULLANMAYAN İNSAN ZİNCİRSİZ KÖLEDİR

AKLINI KULLANMAYAN İNSAN ZİNCİRSİZ KÖLEDİR

Medeniyetin Başlangıcı Özgür Akıl, Çöküşü Esir Zihindir

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

İnsanın elinden özgürlüğünü almak için onun ellerine zincir vurmak gerekmez. En ağır zincir, demirden yapılan değil; düşünceyi esir alan, sorgulamayı öldüren ve hakikati arama cesaretini yok eden zincirdir. Ayağındaki bağı gören insan kurtulmaya çalışır; fakat zihnindeki esareti fark etmeyen insan, çoğu zaman köle olduğunu dahi anlayamaz. İnsanlık tarihindeki en büyük mücadeleler yalnızca toprakların, devletlerin veya servetlerin mücadelesi değildir. Asıl mücadele, hakikat ile hurafenin, ilim ile cehaletin, özgür düşünce ile kör taklidin, bilinçli irade ile teslim alınmış zihinlerin mücadelesidir.

Tiranlar ve sömürü düzenleri insan bedenini zincire vurmak istemiştir; fakat tarih göstermiştir ki bedenlerin esareti bir gün sona erer. Asıl tehlikeli olan, insanın aklını bir başkasının emrine vermesi, düşünme zahmetinden kaçması ve kendisine sunulan her fikri sorgulamadan kutsallaştırmasıdır. Çünkü düşünmeyen insan başkalarının çizdiği sınırlar içinde yaşar, başkalarının yazdığı senaryolarda rol oynar. Kur’ân-ı Kerîm’in insanlığa yönelttiği en güçlü çağrılardan biri aklı işletme çağrısıdır: «أَفَلَا تَعْقِلُونَ»“Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” Bu ilahî soru, sadece bir bilgi çağrısı değil; aynı zamanda bir özgürleşme manifestosudur. İslâm, insanı kör bir bağlılığa değil; düşünerek iman etmeye, araştırarak hüküm vermeye ve delille hareket etmeye davet etmiştir.

Bir toplumun çöküşü çoğu zaman ekonomik yoksullukla değil, düşünce yoksulluğuyla başlar. Aklın sustuğu yerde hurafe konuşur; sorgulamanın bittiği yerde taassup büyür; ilmin terk edildiği yerde cehalet iktidar olur. Böyle zamanlarda insanlar zincirsiz dolaşırlar; ancak düşünceleri, korkuları, çıkarları ve bağlılıkları tarafından yönetilirler. Günümüz dünyasında kölelik şekil değiştirmiştir. Artık birçok zincir görünmez hâle gelmiştir. Algı yönetimi, bilgi kirliliği, ideolojik fanatizm, makam tutkusu, menfaat ilişkileri ve tüketim bağımlılığı, insanın zihnini kuşatan modern çağın yeni prangaları hâline gelmiştir.

Gerçek hürriyet, hiçbir sınır tanımadan istediğini yapmak değildir. Hakiki özgürlük; doğruyu yanlıştan ayırabilen bir akla, iyiyi kötüden ayırabilen bir vicdana ve hakikati menfaatinin üzerinde tutabilen bir karaktere sahip olmaktır. Bu sebeple akıl ile ahlâk, insanın iki kanadı gibidir. Ahlâktan uzak akıl zulüm üretebilir; akıldan uzak inanç ise taassuba dönüşebilir. İslâm medeniyetinin yükseliş dönemleri, vahyin rehberliği ile aklın üretkenliğinin buluştuğu dönemlerdir. İlk emrin «اقْرَأْ – Oku» olması tesadüf değildir. Çünkü okumayan, araştırmayan ve düşünmeyen toplumlar tarih yazamaz; yalnızca başkalarının yazdığı tarihin dipnotu olurlar.

Sonuç olarak bir milletin gerçek bağımsızlığı, sadece sınırlarını korumasıyla değil; özgür düşünen, ilme değer veren, delille hareket eden ve vicdanıyla karar verebilen insanlar yetiştirmesiyle mümkündür. Çünkü aklını başkasına teslim eden iradesini de teslim eder. Aklını özgürleştiren ise insanlığını yeniden kazanır. İşte bunun için en büyük esaret şudur: AKLINI KULLANMAYAN İNSAN ZİNCİRSİZ KÖLEDİR.

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir