DERTLERİMİZDEN ORTAK GELECEĞİMİZE İKTİDARA GİDEN YOL, MİLLETİN PROBLEMLERİNİ ÇÖZMEKTEN GEÇER

DERTLERİMİZDEN ORTAK GELECEĞİMİZE

İKTİDARA GİDEN YOL, MİLLETİN
PROBLEMLERİNİ ÇÖZMEKTEN GEÇER

Güven sarsıldı: Sözler sigortalı, vaatler takvimli, siyaset halka karşı hesap verebilir olsun

Bu metin bir şikâyetler toplamı değil; vatandaşın gündelik hayatında biriken dertleri anayasal ilkeye, yasal kurala ve uygulanabilir kamu politikasına dönüştürme çağrısıdır. Toplumda söze güven sarsılmıştır. Yönetime talip olan herkes, iktidarda da muhalefette de, milletin derdini seçim malzemesi değil devlet görevi; verdiği sözü ise teminatsız propaganda değil halka karşı borç saymalıdır.

BAŞLANGIÇ HÜKMÜ

DEVLETİN ÖLÇÜSÜ: İNSAN ONURU VE ADALET

Türkiye, günü kurtaran vaatlerden daha fazlasını hak etmektedir. Millet; kendisini dinleyen, dertlerini sınıflandıran, çözümleri maliyetiyle birlikte açıklayan ve verdiği sözü hukukî teminata bağlayan bir siyaset istemektedir. Siyasetin meşruiyeti yalnız sandıktan çıkmakla tamamlanmaz; yetki, kamu yararına dönüştüğü ve hesap verebilirlikle sınırlandığı ölçüde meşru kalır. Bu sebeple aşağıdaki hükümler, iktidar için bir icra programı, muhalefet için denetlenebilir bir teklif zemini ve millet için takip edilebilir bir haklar beyannamesi olarak okunmalıdır.

MADDE 1 — ZORUNLU İHTİYAÇLAR VERGİNİN DEĞİL, SOSYAL DEVLETİN KONUSUDUR

Temel gıda, temizlik, bebek, sağlık, barınma ve zorunlu ulaşım giderleri, hayatın devamı için gerekli asli ihtiyaçlardır. Vergi adaleti, insanın yaşaması için zorunlu olan tüketimi değil ödeme gücünü ve artan ekonomik kapasiteyi esas almalıdır. Bu nedenle zaruri ihtiyaçlarda vergi sıfırlanmalı veya sembolik düzeye indirilmeli; lüks tüketim, spekülatif kazanç ve yüksek servet dilimleri daha etkin biçimde vergilendirilmelidir.

Bu düzenleme bir bağış değil, Anayasa’nın sosyal devlet ve vergi adaleti ilkelerinin gereğidir. Dinî geleneğin havâic-i asliyye anlayışı da insanın temel ihtiyaçlarını malî yükümlülüklerin dışında tutan kadim bir adalet ölçüsüdür. Devlet, vatandaşın ekmeğine yük bindirerek değil, ödeme gücünü doğru ölçerek güçlenir.

MADDE 2 — SU, ELEKTRİK VE İNTERNETTE ÜCRETSİZ ASGARİ YAŞAM PAYI

Her haneye, hane büyüklüğü ve bölgesel şartlar dikkate alınarak bilimsel biçimde belirlenecek ücretsiz bir asgari su, elektrik ve internet kotası tanınmalıdır. Su için aylık 10 m³ başlangıç ölçüsü değerlendirilmeli; elektrik ve internet için de asgari insani yaşamı, eğitimi ve dijital erişimi karşılayacak limitler belirlenmelidir. Limitin üzerindeki tüketim normal ve kademeli tarifeye tabi tutulmalıdır.

Böylece ihtiyaç güvence altına alınırken israf teşvik edilmez. Su hayatın, elektrik çağdaş yaşamın, internet ise eğitim ve bilgiye erişimin altyapısıdır. Asgari erişimin güvenceye alınması yardım politikası değil, insan onuruna yaraşır yaşamın kurumsal teminatıdır.

MADDE 3 — BİRİNCİ KONUT VE TEMEL ARAÇ VERGİ GÜVENCESİ

Bir hanenin fiilen kullandığı birinci konut ile lüks sınırını aşmayan temel aracı, hayatı kolaylaştıran asli varlıklar olarak kabul edilmelidir. Bunlar üzerindeki sürekli vergi yükü kaldırılmalı veya en alt düzeye çekilmeli; ikinci ve sonraki konutlar, lüks araçlar ve spekülatif mülkiyet artan oranlı vergilendirilmelidir. Böylece barınma ve ulaşım hakkı korunurken servet yoğunlaşması da denetlenebilir.

BİRİNCİ KISIM

MÜLKİYET, KOMŞULUK VE HIZLI ADALET

MADDE 4 — DOP UYGULAMASI ÖLÇÜLÜLÜK VE BEDEL İLKESİNE BAĞLANMALIDIR

Düzenleme Ortaklık Payı, şehir planlamasının aracı olmakla birlikte mülkiyet hakkının özünü aşındıran bedelsiz bir el koymaya dönüşmemelidir. Genel oran yüzde 25 düzeyine indirilmeli; planlama zorunluluğu sebebiyle bu oranın aşılması hâlinde fazla kısım gerçek ve güncel kamulaştırma bedeliyle karşılanmalıdır. Her uygulamada kamu yararı, gereklilik ve orantılılık somut gerekçeyle gösterilmeli; malike etkili idarî itiraz yolu tanınmalıdır.

Mülkiyet hakkını korumayan planlama toplumsal rıza üretemez. Adil DOP sistemi hem yatırımı hem imar barışını hem de devlet-vatandaş güvenini güçlendirir. Düzenleme öncesinde maliklere anlaşılır bilgilendirme yapılmalı; kesinti oranı, tahsis edilen kamu alanı ve taşınmazın düzenleme sonrası durumu dijital ortamda görülebilmelidir. Aynı bölgede benzer taşınmazlara farklı yük bindiren uygulamalar eşitlik denetimine tabi tutulmalıdır.

MADDE 5 — AĞAÇ KÖKÜ, DAL VE GÖLGE ZARARLARI YERİNDE ÇÖZÜLMELİDİR

Komşu taşınmazlar arasındaki kök, dal ve gölge taşkınları küçük görünse de tarımsal verim, mülkiyet hakkı ve komşuluk barışı üzerinde ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bu uyuşmazlıklar doğrudan mahkemeye bırakılmamalı; ilçe düzeyinde ziraat, belediye ve tapu/imar uzmanlarından oluşan teknik uzlaştırma birimleri kurulmalıdır.

Kısa boylu ağaçlar için 5 metre, uzun boylu ağaçlar için 7 metre yaklaşma mesafesi; tür, arazi yapısı ve yerel tarım şartları dikkate alınarak yasal karine hâline getirilebilir. Teknik heyet yerinde inceleme yapmalı, zararı ölçmeli, budama veya söküm için süre vermeli ve kararına karşı süratli yargı yolu açık olmalıdır. Amaç yargıyı kaldırmak değil, ihtilafı büyümeden ve hak kaybı doğmadan çözmektir.

Kararlar yalnız ağacı kesmeye odaklanmamalı; önce budama, kök bariyeri, ürün kaybının giderilmesi ve uzlaşma seçenekleri değerlendirilmelidir. Böylece hem mülkiyet hem çevre hem de komşuluk hukuku birlikte korunur. Devlet, küçük uyuşmazlığın büyük düşmanlığa dönüşmesini seyreden değil, yerinde çözüm üreten kurum olmalıdır.

MADDE 6 — SINAV KAPISINDA ÜCRET BARİYERİ KALDIRILMALIDIR

ÖSYM ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan merkezi sınavlarda öğrencilerden ücret alınmamalıdır. Eğitim ve kamu görevine giriş sınavı, ödeme gücünü değil bilgi, emek ve yeteneği ölçmelidir. Sınav maliyetleri genel bütçeden karşılanmalı; çoklu veya kötüye kullanıma açık başvurular için hakkaniyetli teknik tedbirler ayrıca düzenlenmelidir.

Sınav ücretinin kaldırılması, dar gelirli aileyi rahatlatmanın ötesinde toplumsal hareketliliği güçlendirir ve devletin insan kaynağını daha geniş bir tabandan seçmesini sağlar. Eğitimde fırsat eşitliği okulda değil, sınava başvuru kapısında başlar. Sınav kurumlarının bütçeleri ve gerçek maliyetleri şeffaflaştırılmalı; öğrencinin geleceği kamu hizmetinden gelir üretme aracına dönüştürülmemelidir.

MADDE 7 — KAMU ATAMALARINDA MÜLAKAT DEĞİL ÖLÇÜLEBİLİR LİYAKAT

Kamu görevine girişte esas; merkezi sınav, mesleki yeterlilik, eğitim başarısı ve önceden ilan edilmiş ölçülebilir kriterler olmalıdır. Mülakatın zorunlu olduğu istisnai görevlerde görüşmeler kayıt altına alınmalı, yapılandırılmış sorular kullanılmalı, puan gerekçesi açıklanmalı ve etkili itiraz yolu bulunmalıdır. Genel kadrolarda belirleyici sözlü mülakat kaldırılmalıdır.

Güvenlik incelemesi, kişiselleştirilmiş kanaatlerle değil kanunî ölçütler, somut veri ve yargı denetimiyle yürütülmelidir. Liyakat kamu yönetiminin oksijenidir; torpil devleti içeriden çürüten görünmez vergidir. Atama verileri kurum, bölge, cinsiyet ve puan aralıkları itibarıyla yayımlanmalı; denetim yalnız şikâyete değil düzenli risk analizine dayanmalıdır. Kamu görevi kimsenin ganimeti değil, milletin emanetidir.

 

İKİNCİ KISIM

BİLİMİ TORPİLDEN, ÜNİVERSİTEYİ KADRO SAVAŞINDAN KURTARMAK

MADDE 8 — AKADEMİK ATAMA VE YÜKSELTMELER NESNELLEŞTİRİLMELİDİR

Araştırma görevliliğinden profesörlüğe kadar bütün akademik süreçler; alan uygunluğu, yayın niteliği, bilimsel etki, eğitim yeterliliği, etik sicil ve toplumsal katkı gibi önceden ilan edilmiş ölçütlere bağlanmalıdır. Kişiye özel ilan, kurum içi güç dengesi ve belirsiz jüri kanaati bilimsel liyakatin önüne geçmemelidir. Asgari ölçütleri karşılamak tek başına otomatik kadro hakkı doğurmasa da boş kadroya başvuranlar arasında karar, şeffaf ve gerekçeli bir puanlama sistemiyle verilmelidir.

Bilim insanının emeği lütuf beklememelidir. Akademik adalet sağlanmadıkça beyin göçü hızlanır, genç araştırmacı umudunu kaybeder ve üniversite bilgi üreten kurum olmaktan çıkar. Üniversite, yakınlığın değil yetkinliğin yükseldiği yer olmalıdır.

Jüri raporları gerekçeli olmalı, çıkar çatışmaları önceden beyan edilmeli ve adayın bilimsel dosyasına ilişkin değerlendirme denetlenebilir hâle getirilmelidir. Niceliği teşvik eden yayın sayısı tek başına yeterli görülmemeli; özgünlük, yöntem, alan katkısı, etik uygunluk ve nitelikli eğitim faaliyeti birlikte değerlendirilmelidir. Akademik özerklik, keyfîlik değil; bilimsel ölçüye sadakat demektir.

MADDE 9 — TÜRKİYE ULUSAL DİLLER VE BİLİMSEL TERCÜME ENSTİTÜSÜ KURULMALIDIR

Türkiye’nin bilimsel dünyayla bağını güçlendirmek amacıyla dil eğitimi, akademik dil ölçme, terminoloji, bilimsel tercüme ve Türkçenin bilim dili olarak geliştirilmesi görevlerini bir araya getiren özerk bir Ulusal Diller Enstitüsü kurulmalıdır. Enstitü, tek tip sınav tekeli kurmamalı; farklı becerileri ölçen güvenilir sınavları akredite etmeli ve üniversitelere nitelikli dil eğitimi altyapısı sunmalıdır.

Yabancı dil dünyaya açılan pencere, güçlü Türkçe ise üretilen bilgiyi millete taşıyan kapıdır. Tercüme seferberliği ve bilimsel terminoloji çalışmaları birlikte yürütülmeden medeniyet iddiası yalnız söylemde kalır.

Enstitü; Arapça, İngilizce ve diğer stratejik dillerde alan odaklı programlar hazırlamalı, açık dijital dersler ve terminoloji sözlükleri üretmeli, nitelikli eserlerin Türkçeye ve Türkçe bilimsel çalışmaların dünya dillerine çevrilmesini desteklemelidir. Dil, akademisyenin önüne kurulmuş bir baraj değil, bilginin dolaşımını sağlayan köprü olmalıdır.

MADDE 10 — ÖĞRETİM ÜYESİ DAĞILIMINDA PLANLI VE GÜVENCELİ AKADEMİK HAREKETLİLİK

Anadolu üniversitelerindeki öğretim üyesi açığı, bilimsel ve bölgesel eşitsizliği derinleştirmektedir. İhtiyaç alanları nesnel verilerle belirlenmeli; öğretim üyelerinin rızası, aile bütünlüğü, akademik özgürlük ve kazanılmış hakları korunarak kadro aktarımı, ortak kadro, süreli görevlendirme ve teşvikli hareketlilik modelleri kurulmalıdır.

YÖK’ün koordinasyon yetkisi keyfî nakle değil dengeli planlamaya hizmet etmelidir. Zorunlu ve sınırsız yer değiştirme bilimsel verimi düşürür; güvenceli ve teşvikli hareketlilik ise atıl kapasiteyi azaltır, öğrencinin nitelikli akademisyene erişimini artırır ve üniversiteler arasında gerçek iş birliği doğurur.

İhtiyaç bulunan üniversitelere giden öğretim üyelerine araştırma fonu, lojman, aile desteği, laboratuvar ve akademik ekip kurma imkânı sağlanmalıdır. Başarı, yalnız kaç kişinin gönderildiğiyle değil; açılan ders, yetişen lisansüstü öğrenci, kurulan araştırma birimi ve üretilen nitelikli yayınla ölçülmelidir.

Bilim politikası için anayasal ölçü: Üniversite özerkliği, akademik özgürlük ve liyakat birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Kadro dağılımı planlanabilir; fakat bilimsel kanaat emirle, araştırma gündemi baskıyla ve akademik yükselme kişisel yakınlıkla belirlenemez.

 

ÜÇÜNCÜ KISIM

ÇOCUĞU SAYIDAN, ÜNİVERSİTEYİ BİNA YÜKÜNDEN KURTARMAK

MADDE 11 — İLKOKUL VE ORTAOKULDA GELİŞİM ODAKLI DEĞERLENDİRME

Çocuk eğitimi yalnız notla ölçülemez. İlkokulda sayısal not sistemi kaldırılmalı; ortaokulda ise kademeli olarak azaltılarak ders başarısının yanında beceri, gelişim, okuma, sanat, spor, iş birliği ve sorumluluğu gösteren çok boyutlu değerlendirme sistemine geçilmelidir. Öğrenci gelişim dosyası, öğretmen gözlemi ve dönemsel yeterlilik raporu temel araçlar olmalıdır.

Bu dönüşüm ölçmeyi ortadan kaldırmak değil, ölçmeyi insana yaklaştırmaktır. Çocuğu yarışın değil gelişimin merkezine koyan sistem, başarısızlık korkusunu azaltır; merakı, üretkenliği ve ruh sağlığını güçlendirir. Ancak uygulama öğretmen eğitimi, ortak standartlar ve bağımsız izleme ile desteklenmelidir.

Her öğrenci için güçlü yönleri, destek ihtiyacı ve dönem hedeflerini gösteren kısa gelişim raporu hazırlanmalıdır. Aileye yalnız sonuç değil gelişim yolu anlatılmalı; okul başarı sıralamasına değil çocuğun ilerlemesine odaklanmalıdır. Eğitim sistemi, erken yaşta kazananlar ve kaybedenler üretmemelidir.

MADDE 12 — ÜNİVERSİTEDE AKILLI HİBRİT EĞİTİM VE KAMU İSRAFININ ÖNLENMESİ

Altyapısı uygun teorik derslerde nitelikli uzaktan eğitim yaygınlaştırılmalı; laboratuvar, klinik, uygulama, atölye ve yüz yüze etkileşim gerektiren alanlarda fiziksel eğitim korunmalıdır. Amaç üniversiteyi bütünüyle ekrana taşımak değil, binaya bağımlı maliyetleri azaltan ve eğitimin niteliğini yükselten akıllı bir hibrit model kurmaktır.

Dijital içeriklerin erişilebilirliği, ölçme güvenliği, öğrenci katılımı ve veri mahremiyeti ulusal standartlara bağlanmalıdır. Tasarruf edilen kaynaklar araştırma, kütüphane, laboratuvar, burs ve öğrenci desteklerine aktarılmalıdır. Üniversitenin değeri bina büyüklüğüyle değil ürettiği bilgi ve yetiştirdiği insanla ölçülür.

Dijital imkânı bulunmayan öğrenciye cihaz ve bağlantı desteği verilmeden uzaktan eğitim zorunlu tutulmamalıdır. Ders kayıtları engelli öğrenciler için erişilebilir olmalı; öğretim elemanının dijital pedagojik yeterliliği hizmet içi eğitimle güçlendirilmelidir. Teknoloji eşitsizliği büyütmemeli, bilgiyi demokratikleştirmelidir.

MADDE 13 — EŞİT DEĞERDE İŞE EŞİT ÜCRET

Aynı veya eşit değerde işi, aynı sorumluluk ve yeterlilik düzeyinde yapanlar; cinsiyet, düşünce, sendika, kurum, statü veya kişisel yakınlık sebebiyle farklı ücretlendirilmemelidir. Kamu ve özel sektörde iş değerleme standartları oluşturulmalı; ücret bantları, ek ödemeler ve yan haklar şeffaflaştırılmalıdır.

Eşit işe eşit ücret, yalnız maaş meselesi değil insan onurunun ve çalışma barışının gereğidir. Farklılık ancak kıdem, başarı, risk, sorumluluk, bölgesel güçlük veya objektif iş şartlarıyla gerekçelendirilebilir. Açıklanamayan ücret farkı ayrımcılık karinesi sayılmalı; etkili idarî ve yargısal başvuru yolları kurulmalıdır.

Kamu personel sistemindeki aynı işi farklı statüler altında yaptıran parçalı yapı gözden geçirilmeli; sözleşmeli, kadrolu ve hizmet alımı modellerinin doğurduğu gerekçesiz farklılıklar kademeli olarak giderilmelidir. Ücret adaleti kurulmadan kurumsal aidiyet, verimlilik ve çalışma barışı kalıcı hâle gelemez.

Yönetim ilkesi: Kamu kaynağının her kuruşu emanet, kamu görevinin her koltuğu liyakat, eğitim sisteminin her kapısı fırsat eşitliği ölçüsüyle yönetilmelidir. İsraf edilen yalnız para değildir; geciken adalet, kaybedilen gençlik ve göç eden bilim insanı da millî servettir.

 

DÖRDÜNCÜ KISIM

VATANDAŞI MAHKEME KAPISINDA VE DİJİTAL ÇAĞDA YALNIZ BIRAKMAMAK

MADDE 14 — TRAFİK CEZALARINDA HIZLI İDARÎ İNCELEME

Hatalı plaka okuması, radar kaydı, teknik arıza veya maddi hata iddiası bulunan trafik cezaları için her ilde dijital erişimli Trafik İtiraz ve Değerlendirme Büroları kurulmalıdır. Başvurular kısa sürede, dosya üzerinden ve gerekçeli kararla sonuçlandırılmalı; açık hata hâlinde ceza idarece düzeltilmeli veya kaldırılmalıdır.

Bu yol, mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırmamalı; yargı öncesi hızlı ve ücretsiz bir düzeltme mekanizması olmalıdır. Böylece sulh ceza hâkimliklerinin yükü azalır, vatandaş basit bir hatanın düzeltilmesi için aylarca beklemez ve idare kendi işlemini denetleme kültürü kazanır.

MADDE 15 — DİJİTAL HAK VE ALTYAPI ÇÖZÜM MERKEZLERİ

İnternet kesintisi, hatalı fatura, gizli ücret, tarife değişikliği ve izinsiz abonelik işlemleri için BTK bünyesinde bağımsız işleyen Dijital Hak ve Altyapı Çözüm Merkezleri kurulmalıdır. Acil erişim sorunlarında 48 saatlik ilk müdahale süresi; diğer uyuşmazlıklarda açık çözüm takvimi belirlenmeli, operatörlerin cevap ve telafi yükümlülüğü güçlendirilmelidir.

Kesinti süresine göre otomatik bedel iadesi, kolay fesih, sade sözleşme ve karşılaştırılabilir tarife zorunlu olmalıdır. Bilgi çağında internet yalnız ticari hizmet değil; eğitim, çalışma ve kamu hizmetine erişimin taşıyıcısıdır. Dijital yoksullukla mücadele sosyal devletin yeni sorumluluk alanıdır. Merkezlerin karar ve istatistikleri düzenli yayımlanmalı; sürekli ihlal yapan işletmelere etkili ve orantılı yaptırım uygulanmalıdır.

MADDE 16 — HER GENCE KENDİ İLİNDE VEYA ERİŞEBİLECEĞİ BÖLGEDE YÜKSEKÖĞRETİM İMKÂNI

Her ilde üniversite bulunmasının anlamı, gençlerin nitelikli yükseköğretime fiilen erişebilmesidir. Aynı veya eşdeğer programın bulunduğu hâllerde yatay geçiş, ortak ders havuzu, bölgesel kontenjan ve hibrit öğretim imkânları genişletilmelidir. Özellikle dar gelirli ailelerin çocukları ile şehir dışında eğitim imkânı sınırlı gençler için barınma ve ulaşım yükünü azaltan modeller geliştirilmelidir.

Bu hak, öğrenciyi zorla doğduğu ile kapatmak veya üniversite tercih özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelmemelidir. Amaç, isteyen gencin ailesinin yanında veya yakın bölgesinde nitelikli programa erişebilmesini sağlamak; üniversiteleri tabela kurumu olmaktan çıkarıp bölgesel kalkınmanın bilgi merkezine dönüştürmektir.

MADDE 17 — SİYASİ SÖZ SİGORTALANMALI, VAAT KURUMSAL TEMİNATA BAĞLANMALIDIR

İktidara talip olan siyasi parti ve adaylar, temel vaatlerini seçimden önce ‘Kamuya Açık Siyasi Taahhüt ve Güvence Belgesi’ hâline getirmelidir. Belgenin imzası ve tarihi noter tarafından tasdik edilmeli; her vaadin mali kaynağı, sorumlu kurumu, başlangıç ve bitiş takvimi ile ölçülebilir başarı göstergesi açıkça yazılmalıdır. Belge, herkesin erişebileceği ortak bir dijital sicilde yayımlanmalıdır.

Sözün sigortalanması, mutlaka ticari bir sigorta poliçesi düzenlenmesi değildir. Asıl sigorta; sözün kayıt altına alınması, inkâr edilememesi, bağımsız biçimde izlenmesi ve yerine getirilmediğinde halka gerekçeli hesap verilmesidir. Noter tasdiki tek başına vaadi kanun veya mahkeme ilamı gibi icra edilebilir hâle getirmez; fakat sözü sabit, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir bir kamu taahhüdüne dönüştürür.

Siyasi iktidar her yıl vaat gerçekleşme raporu sunmalı; tamamlanan, geciken, değiştirilen veya vazgeçilen vaatleri ayrı ayrı açıklamalıdır. Bağımsız denetim sonucu kamuoyuna sunulmalı; seçim beyannamesi unutulan bir broşür değil, halkın denetlediği siyasî sorumluluk senedi olmalıdır. Güven ancak söz ile eylem arasındaki mesafe kapandığında yeniden kurulur.

SON HÜKÜM

SİYASETİN SÖZÜ, HUKUKUN TEMİNATINA BAĞLANMALIDIR

Bu manifesto, bütün tekliflerin aynı gün ve aynı yöntemle uygulanacağını iddia etmez. Her madde için etki analizi, maliyet hesabı, pilot uygulama, açık takvim ve bağımsız denetim gerekir. Ancak maliyet gerekçesi, adaletsizliği süresiz ertelemenin bahanesi de olamaz. Öncelikler; insan onuru, temel hak, fırsat eşitliği, liyakat, ölçülülük, kamu yararı ve mali sürdürülebilirlik birlikte gözetilerek belirlenmelidir.

Uygulama için Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ilgili bakanlıklar, belediyeler, üniversiteler ve bağımsız düzenleyici kurumlar arasında açık görev paylaşımı yapılmalıdır. Her reform için sorumlu kurum, başlangıç tarihi, bütçe kaynağı, başarı göstergesi ve vatandaşın başvuru yolu önceden ilan edilmelidir. Kanun yapılırken muhatabın sesi dinlenmeli; uygulama sonuçları Sayıştay, Meclis ve kamuoyu denetimine açılmalıdır.

İktidarın görevi uygulamak, muhalefetin görevi yalnız eleştirmek değil daha iyi ve hesaplanabilir çözüm sunmaktır. Siyasi partiler bu maddelerden hangisini, hangi kaynakla ve hangi takvimde gerçekleştireceklerini kamuoyuna açıklamalı; seçim beyannameleri izlenebilir performans taahhüdüne dönüşmelidir. Çünkü millet artık karşılıksız vaat değil, hukukla güvenceye alınmış hizmet istemektedir. Devletin dini adalet, yönetimin ahlâkı liyakat, siyasetin şerefi ise verdiği sözü yerine getirmektir.

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM
İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir