ÖMER HAYYÂM SORGULUYOR: İNANÇ MI, İSTİSMAR MI?

ÖMER HAYYÂM SORGULUYOR: İNANÇ MI, İSTİSMAR MI?

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Ömer Hayyâm, 11. yüzyılda Nîşâbur’da yaşamış; matematik, astronomi ve felsefede çağını aşan çalışmaları bulunan çok yönlü bir bilge olduğu kadar, rubâîleriyle insanın kader, zaman ve sorumlulukla yüzleşmesini sağlayan sarsıcı bir düşünürdür. Onu yalnızca hayatın geçiciliğini ve şarabı anlatan bir şair olarak okumak eksiktir; Hayyâm, esasen aklı susturan dindarlık biçimlerine, kader söylemiyle örtülen sorumsuzluğa ve inancı iktidar aracına dönüştüren riyâya karşı konuşan bir vicdandır. Tanrı’yı inkâr etmez; fakat Tanrı adına kurulan tahakkümü sorgular. Bu yönüyle Hayyâm, inanç karşıtı değil; inancın istismarına karşı bir itirazdır ve bu yüzden sözleri yüzyıllar sonra bile rahatsız edici olmaya devam eder.

İnsanlık tarihi, yalnızca yapılan yanlışlarla değil; yanlışların hangi dille meşrulaştırıldığıyla yazılır. Zulüm her çağda vardır; fakat asıl tehlike, zulmün kutsal bir dil kuşandığı, adaletsizliğin iman söylemiyle örtüldüğü anlardır. Kur’ân bu yüzden insanlığa hızını değil, yönünü sorar; istikameti merkeze alır, adaleti ölçü kılar ve riyâyı en büyük ahlâkî tehlikelerden biri olarak teşhir eder. İşte bu ahlâkî hat üzerinde, tarih boyunca bazı isimler ortaya çıkar; inanca değil, inancın istismarına itiraz eder. Bu isimlerin en rahatsız edici, en sarsıcı ve en dürüst olanlarından biri Ömer Hayyâm’dır.

Hayyâm’ın itirazı Tanrı’ya yönelmez; Tanrı adına konuşma yetkisini kendinde gören iktidar aklına yönelir. Bu yüzden Hayyâm rahatlatıcı değil, uyarıcıdır. Onun dili teselli etmez; hesap sorar. Çünkü Hayyâm, cennet vaadiyle kandırılan, cehennem korkusuyla susturulan bir aklın ne özgür olabileceğini ne de bilge kalabileceğini söylerken, dinin bir ahlâk çağrısı olmaktan çıkıp bir yönetim tekniğine dönüşmesini hedef alır. Ona göre asıl tehlike günahkâr insan değil, günahı başkalarını bastırmak için kullanan zihniyettir. Günah bireysel kalabilir; fakat riyâ kurumsallaştığında toplum çöker.

Hayyâm’ın dili, kutsallık ile şiddetin yan yana getirildiği yerde sertleşir. Bir elinde tesbih, öteki elinde bıçak olanları anlatırken, meselenin dindarlık değil; meşruiyet devşirme olduğunu ifşa eder. Tanrı sevgisi iddiasının çoğu zaman iktidar arzusunun örtüsüne dönüştüğünü söylerken, din–iktidar ilişkisini çıplak biçimde ortaya koyar. Bu nedenle “Tanrı’ya giden yol” diye sunulan şeylerin, gerçekte belli zümrelerin saltanat kapısı hâline gelmesine itiraz eder. Ahireti anlatıp dünyayı cehenneme çevirenleri eleştirirken, kader söylemiyle sorumluluktan kaçanları da bağışlamaz. Çünkü Hayyâm’a göre insanın kaderini en çok yine insan bozar; zulmün üzerini metafizikle örtmek, onu masumlaştırmaz.

Bu noktada Hayyâm ile Kur’ân aynı ahlâkî zeminde buluşur. Kur’ân, istikameti emreder: “Dosdoğru ol.” Kur’ân, adaleti emreder: “Adaletle hükmedin.” Kur’ân, riyâyı mahkûm eder: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki gösteriş yaparlar.” Hayyâm’ın itirazı bu ilkelere karşı değil; bu ilkeleri terk eden dindarlık biçimlerine karşıdır. Bu yüzden Hayyâm, iman düşmanı değil; riyâ düşmanıdır. İnanç karşıtı değil; zulüm karşıtıdır. Ve belki de bu yüzden hâlâ rahatsız edicidir. Çünkü Hayyâm, insanı değil; insanın kendini kandırma biçimlerini hedef alır.

Bütün bu itirazlar, Hayyâm’ın kendi sözlerinde tek bir vicdan muhasebesine dönüşür: “Cennet vaadiyle kandırılan, cehennem korkusuyla susturulan bir akıl ne özgürdür ne de bilge.” “Bir elinde tesbih, öteki elinde bıçak olanları gördüm; Tanrı adına konuşuyorlardı.” “Tanrı’yı sevdiklerini söyleyenlerin çoğu, aslında iktidarı seviyor.” “Beni günahkâr diye yargılayanların günahı, benimkinden daha ağırdı.” “Yasaklar çoğaldıkça riyakârlık da çoğaldı.” “Cennet hayali kuranlar, dünyayı cehenneme çevirdiler.” “Bana kaderden söz etme; insanın kaderini en çok insanlar bozar.” “İnancını gösterişe çeviren, inancını kaybetmiştir.” Ve bütün bu sözleri mühürleyen o cümle: “Beni Tanrı’dan korkutma; Tanrı adına yapılan zulümden korkut.” Hayyâm’ın sesi burada netleşir: Sorun inanç değildir; sorun inancın istismarıdır. Bu yüzden Hayyâm, iman karşıtı değil; riyâya, zulme ve sahte dindarlığa karşı konuşan bir vicdan olarak hâlâ rahatsız edicidir.

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM – İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir