
GÖRÜNMEYEN MALİYET: İNSANIN İÇİNDE ÇALIŞAN SİSTEM
Yazan: Murat Öztarhan
İş dünyasında zarar denince akla önce yanlış yatırım, artan maliyetler, tahsilat problemi, kur baskısı, faiz yükü ya da piyasa daralması gelir. Bunların hepsi gerçektir. Ancak birçok işletmenin asıl kaybı, bilançoda görünmeyen bir yerde başlar: insanın içinde.
Çünkü her şirketin resmi giderleri vardır; bir de görünmeyen maliyetleri. Resmi giderler hesaplanır, raporlanır, takip edilir. Görünmeyen olanlar ise çoğu zaman hissedilir ama adı net konulamaz. Geciken kararlar, birbirine güvenmeyen ortaklar, gerçeği rahatça söyleyemeyen yöneticiler, korkuyla çalışan ekipler, sürekli ertelenen işler, çözüm yerine suçlu arayan toplantılar… Bunların hiçbiri muhasebe kalemi gibi görünmez. Ama şirketi içeriden yoran en büyük maliyetler çoğu zaman bunlardır.
Bugün birçok işletme, dışarıdaki ekonomik şartlardan önce içerideki davranış bozukluklarıyla mücadele ediyor. Çünkü şirket dediğimiz yapı yalnızca sermaye, üretim, satış ve rapordan ibaret değildir. Şirket aynı zamanda güven seviyesinin, ilişki dilinin, karar kalitesinin ve insan psikolojisinin birlikte çalıştığı canlı bir sistemdir.
Tam da bu nedenle şu soruyu sormak gerekir: Bir işletmeyi gerçekten piyasa mı yorar, yoksa insanın içinde çalışan sistem mi?
Bir patron çok çalışkan olabilir; ama kontrol takıntısı yüksekse ekip nefes alamaz. Bir yönetici bilgili olabilir; ama egosu yüksekse doğru insanları susturur. Bir çalışan yetenekli olabilir; ama sorumluluk duygusu zayıfsa sistemi aksatır. Bir ortaklık yıllarca ayakta kalabilir; ama güven duygusu aşınmışsa yapı yavaş yavaş içeriden çatlamaya başlar.
İşletmelerin önemli bir kısmı dışarıdaki krizi konuşur, içerideki sabotajı konuşmaz. Oysa birçok ekonomik sorun, önce davranış sorunu olarak başlar. Bir yöneticinin öfkesi verimi düşürür. Bir patronun ani kararları sistemi bozar. Kurumdaki adaletsizlik hissi sessiz verimsizlik üretir. Çalışanın değersiz hissetmesi işi yavaşlatır. Hata yaptığında aşağılanan ekip risk almaktan vazgeçer. Sürekli kıyaslanan insanlar katkı üretmek yerine kendini korumaya başlar. Bunların her biri görünmeyen maliyettir.
Aslında şirketler yalnızca ürün ya da hizmet üretmez; aynı zamanda duygu üretir. Güven üreten şirket vardır. Korku üreten şirket vardır. Netlik üreten şirket vardır. Karışıklık üreten şirket vardır. Saygı üreten şirket vardır. Sessiz kırgınlık üreten şirket vardır. Ve hangi duygu üretiliyorsa, bir süre sonra o duygu finansal sonuca dönüşür.
Çünkü ekonomi sadece rakam işi değildir; aynı zamanda insan işidir. Piyasayı para hareket ettiriyor gibi görünür. Oysa paranın yönünü çoğu zaman insanın korkusu, hırsı, güveni ve beklentisi belirler. Güven azaldığında insanlar beklemeye geçer. Belirsizlik arttığında cesaret zayıflar. Sürekli kaygı yaşayan işletmeler kısa vadeye sıkışır. Kısa vadeye sıkışan yapılar ise büyümeyi değil, günü kurtarmayı öğrenir.
Bu yüzden güçlü ekonomi yalnızca doğru formüllerle kurulmaz. Güçlü ekonomi için güçlü insan yapısı gerekir. Sakin karar gerekir. Sorumluluk gerekir. Güven gerekir. Ölçü gerekir. Ve en önemlisi, insanın kendi içinde neyin çalıştığını fark etmesi gerekir.
Ben uzun zamandır insana başka bir gözle bakıyorum. İnsan yalnızca karar veren bir varlık değildir; içinde farklı sistemler çalışan bir yapıdır. Bazen sorumluluk devreye girer ve insan ayağa kalkar. Bazen korku devreye girer ve geri çekilir. Bazen ego öne çıkar ve ekip dağılır. Bazen mağduriyet duygusu baskın olur; herkes haklıdır ama hiçbir sorun çözülmez. Bazen erteleme alışkanlığı sistemi ağırlaştırır; rapor artar ama sonuç çıkmaz. Bazen de kontrol etme ihtiyacı o kadar büyür ki insanlar iş üretmek yerine hata yapmamaya çalışır.
İşletmelerin geleceğini çoğu zaman işte bu görünmeyen iç işleyiş belirler.
Bugün birçok şirketin en büyük açığı finansman değil, davranış kalitesidir. Birçok kurumun en büyük problemi rekabet değil, içerideki güvensizliktir. Birçok ortağın asıl sorunu piyasa değil, yönetilemeyen egodur. Birçok yöneticinin asıl eksiği bilgi değil, insan okuma becerisidir.
Bu nedenle gelecekte güçlü kalacak işletmeler sadece teknolojisi iyi olanlar olmayacak. İnsanı anlayanlar olacak. Sadece bilanço okuyanlar değil, davranış okuyabilenler ayakta kalacak. Sadece kârı takip edenler değil, kurum içindeki görünmeyen kayıpları fark edenler fark yaratacak.
Çünkü bazı şirketler dışarıdan değil, içeriden yıkılır. Bazı yapılar zarar ederek değil, güven kaybederek çözülür. Bazı kurumlar piyasaya yenilmez; kendi içindeki sessiz bozulmaya yenilir.
Bu yüzden artık şu soruyu daha sık sormak gerekiyor: Bu işletmede gerçekten hangi sistem çalışıyor?
Sorumluluk mu, mazeret mi?
Açıklık mı, saklama refleksi mi?
İş birliği mi, iç rekabet mi?
Güven mi, korku mu?
Liderlik mi, ruh hali mi?
Çünkü görünmeyen maliyet tam burada başlar: insanın içinde. Dilin tonunda. Kararın kalitesinde. Gerçeğin söylenip söylenemediğinde. İnsanların birbirine nasıl baktığında.
Sonuçta şirketler yalnızca sermayeyle büyümez; karakterle de büyür. Ekonomi sadece rakamlarla ayakta kalmaz; insan kalitesiyle ayakta kalır. Ve bazen bir işletmenin kaderini değiştiren şey yeni bir yatırım değil, içeride hangi sistemlerin çalıştığını fark etmektir.
Murat Öztarhan
