Bir İsmin Bedeli: Coğrafi İşaretler Gerçekten Kırsal Ekonomilerin Kalkınmasında Rol Oynayabilir mi?

Bir İsmin Bedeli: Coğrafi İşaretler Gerçekten Kırsal Ekonomilerin Kalkınmasında Rol Oynayabilir mi?

Prof. Dr. Onur Özsoy

Al Akhawayn University in Ifrane, Morocco

School of Business and Administration

 

  1. Bir somun ekmek, haritada bir çizgi

Tunus’un Kairouan köyündeki fırıncı, şafaktan önce uyanır. 2018 yılında Tunus hükümeti tarafından koruma altına alınmış bir coğrafi işaret olarak tescil edilen Khobz el Kairouani adlı yassı ekmeğin hamurunu yoğurur. Un, Sidi Bou Ali ve Zaghwan dağları arasındaki belirli bir üçgen araziden gelir. Su, eski Ağlabid sarnıçlarından çekilir. Fırın, bin yıldır ayakta duran zeytinliklerden alınan kuru zeytin çekirdekleriyle ısıtılır.

 

Bu ekmek başka hiçbir yerde pişirilemez. Ekmeği üreten, üretimi görünmez yasal sınırın on mil batısına taşınırsa, ona Khobz el Kairouani diyemez. Bunu tabi ki satabilir, ancak genel bir yassı ekmek adıyla ve farklı bir fiyata satabilir.

Burada belirttiğim fiyat farkı bu yazının temelini oluşturmaktadır.

Çizginin (sınırın) bir tarafında: bir somun ekmeğin yapım maliyeti 0,80 dolar (80 cent) ve satış fiyatı 2,50 dolar. Diğer tarafında: aynı yassı ekmek, benzer eller tarafından, aynı tarifle üretilmekte ancak yasal sertifikası olmadığı için 0,90 dolara satılıyor. Coğrafi işaretin verdiği isim nedeniyle benzer ekmek, çizginin biraz öte tarafında 90 cente satılırken, çizginin diğer tarafında % 64 daha yüksek bir fiyattan satılmaktadır.

Son otuz yıldır ekonomistler, bu olgunun Avrupa’daki merkezinden Güneydoğu Asya’nın tepelerine, Doğu Afrika’nın kahve çiftliklerine ve Güney Hindistan’ın baharat bahçelerine yayılmasına tanıklık ettiler. Şu anda dünya çapında 12.000’den fazla ürün resmi coğrafi işaret korumasına sahiptir. Son yıllarda bu gelişmenin Türkiye’de olduğu kadar hızlı bir şekilde geliştiği başka bir yer yok. Son yıllarda bu alanda yaşanan gelişmeler sebebiyle 1.800’den fazla kayıtlı ürün ve 60 AB korumalı isim hedefiyle Türkiye, yaşayan bir laboratuvar haline geldi. Burada üzerinde durulması ve araştırılması gereken önemli nokta coğrafi işaretlerin gerçek anlamda bölgesel olarak yapısal bir dönüşüme zemin hazırlayıp hazırlamadığıdır. Eğer coğrafi işaret sertifikaları sadece birer kağıttan ibaret olarak kalıyorlarsa, bu ürünlerin bölgesel veya yöresel kalkınmaya faydalarını bekleyemeyiz.

Bu bağlamda kalkınma ekonomistlerini, ticaret müzakerecilerini ve kırsal belediye başkanlarını rahatsız eden soru çok basit: Coğrafi işaretli ürünler ve bunlar için alınan sertifikalar, tüm bölgeleri yoksulluktan kurtarmak için bir araç mı, yoksa sadece birkaç iyi bağlantılı üreticiye fayda sağlarken diğer herkesi geride bırakan zekice bir pazarlama hilesi mi? Tunuslu fırıncının hikayesinin de gösterdiği gibi, cevap çizginin her iki tarafında da yazılı.

  1. Bir Coğrafi İşaretin Gerçekte Yaptığı ve Bir Markanın Yapamadığı Etki

Ekonomik mantığı anlamak için, bir anlığına katma değeri çok yüksek olan şarap ve peyniri unutalım. Bunun yerine, nispeten az bilinen bir Coğrafi İşareti düşünelim: Batı Hindistan’daki Maharashtra’nın Solapur kırmızı biberi. On yıllarca, çiftçileri komşu bölgelerdeki biberlerle kimyasal olarak özdeş biberler yetiştirdi. Küresel baharat piyasası onları bir emtia olarak ele aldı – fiyat Chicago’da belirleniyor, kar marjları çok düşük.

 

2014 yılında, Solapur Biber Yetiştiricileri Birliği bir Coğrafi İşaret tescili aldı. Yasal belge üç etki yaptı: kesin coğrafi sınırları tanımladı, üretim yöntemini (belirli kurutma teknikleri ve geleneksel bir tütsüleme süreci) kodladı ve -en önemlisi- denetleme ve sertifikalandırma yetkisine sahip kolektif bir yönetim birimi kurdu.

Bu yönetim ve organizasyon birimi, bir coğrafi işaretli ürünü sıradan bir markadan ayıran kritik unsurdur. Nestlé, Nescafé sattığında, şirket markanın sahibi olur, standartları belirler ve satış yapar ve kar elde eder. Solapur biberleri coğrafi işaret altında satıldığında, tek bir kuruluş isme sahip değildir. Bu, ortak mülkiyete sahip kolektif bir varlıktır. İtibar her üyenin uyumuna bağlı olduğundan, olağan beleşçilik sorunu tersine döner: düşük kaliteli biber gönderen bir çiftçi, yalnızca kendi itibarını değil, her çiftçi için kolektif primi ve itibarı da riske atar.

Standart bir rekabetçi piyasada fiyat, marjinal maliyete eşittir. Yani bir malın alıcı için değeri onu üretmek için kullanılan girdilerin maliyetine eşittir. Ancak bir coğrafi işaret piyasasında fiyat, marjinal maliyete artı bir tekel rantına -dışarıdakileri dışlama yasal hakkına- eşittir. Yani coğrafi işaret sertifikası alan bir ürün için fiyat marjinal maliyetin üzerinde belirlenebilir. Bu, coğrafi işaretli ürün üretenlere piyasa gücü verir. Buna bağlı olarak coğrafi işaretli ürünün fiyatı rekabetçi koşullarda üretilen fiyatların üzerinde gerçekleşir. Yönetim etkin bir şekilde işlediği zaman, bu rant bir topluluk genelinde dağıtılır. AB’nin 3.200 coğrafi işaretini inceleyen bir bilimsel çalışma, koruma altındaki ürünlerin, koruma altında olmayan eşdeğerlerine göre ortalama 2,23 kat daha yüksek fiyata satıldığını ve bu primin orantısız bir şekilde toprak kiralarına veya şirket karlarına değil, işçi ve küçük çiftçilere gelir olarak aktarıldığını ortaya koymuştur.

Başarısız olduğunda -ki sıklıkla başarısız olur- yönetim organı bir kartel haline gelir. Büyük üreticiler, küçük çiftçilerin karşılayamayacağı standartlar belirler. Sertifikasyon maliyetleri en yoksulları dışlar. Coğrafi işaret adı, zaten zengin olanlar için bir kupa haline gelir ve yapısal dönüşüm asla gerçekleşmez.

  1. Taşınmayı Gerektirmeyen Dönüşüm

Her giriş ekonomi dersinde öğretilen standart ekonomik kalkınma modeli, bir göç öyküsüdür. İşçiler çiftlikleri terk eder, şehirlere taşınır, fabrikalara girer. Verimlilik artar. Gelirler artar. Kırsal kesim boşalır.

Bu model 19. yüzyılda İngiltere, 20. yüzyılda Güney Kore ve 21. yüzyılın başlarında kıyı Çin için işe yaradı. Ancak günümüzde dünyanın büyük bir bölümünde bu durum geçerliliğini yitiriyor. Üretim otomasyonu, bir zamanlar kırsal kesimden gelen göçmenleri istihdam eden orta düzey beceri gerektiren işleri ortadan kaldırdı. Şehirler artık her yıl akın eden milyonlarca insan için konut, ulaşım veya hizmet sağlayamıyor. Ve iklim değişikliği, endüstriyel tarımı daha da olumsuz yönde etkilemeye başladı.

Coğrafi işaretler farklı bir yol açmaktadır. Kitlesel göç olmadan yapısal dönüşüm gerçekleştirilebilir. İşçileri tarımdan uzaklaştırmak yerine, coğrafi işaretli ürünleri yaygın hale getirerek tarıma ekstra değer katmalarını sağlamak mümkündür. Çiftçi, (küresel piyasanın sunduğu fiyatı alan) bir emtia üreticisinden, (benzersiz yerel özellikler için prim elde eden) uzmanlaşmış, bilgi yoğun bir üreticiye dönüştürülebilir.

Bu sadece daha yüksek fiyatlarla ilgili değil bir durum değildir. Tedarik zincirini yoğunlaştırmakla ilgilidir. İtalya’daki Aceto Balsamico di Modena için verilen coğrafi işareti düşünün. Coğrafi işaretten önce, yerel üzüm yetiştiricileri şıralarını birkaç büyük sirke şişeleme şirketine satıyordu. Coğrafi işaretten sonra, bölge artık yoğun bir ekosistemi destekler hale gelmiştir. Bu ekosistem içerisinde uzman fıçı üreticileri, kalite test laboratuvarları, sıcaklık kontrollü lojistik oluşumları, “sirke rotaları” düzenleyen tur operatörleri ve hatta asetikleştirme bakterilerini inceleyen bir araştırma enstitüsü bulunmaktadır. Coğrafi işaret bölgesindeki sirke sektöründeki istihdam 2005 ile 2015 yılları arasında %40 artarken, çevredeki coğrafi işaret olmayan bölgelerdeki tarımsal istihdam %12 azalmıştır.

İşte bu yapısal dönüşüm için çok iyi bir örnektir. İş hala kırsal kesimde yapılıyor. Ancak ücretler kentsel seviyeler civarında gerçekleşmektedir. Bu bağlamda fıçı yaşlandırma yönetimi, kimyasal analiz, tedarik zinciri koordinasyonu gibi gerekli beceriler kalkınma ekonomistlerinin bir zamanlar “tarım”a atfettiği düşük vasıflı işler olmaktan çıkmıştır.

Ancak bu dönüşüm otomatik olarak gerçekleşmemiştir. Bu durum ekonomik coğrafya uzmanı Andrés Rodríguez Pose’nin kurumsal yoğunluk dediği durumdur. Bu yatırımı, eğitimi ve pazarlamayı koordine edebilen yoğun bir yerel örgütler ağını zorunlu kılmaktadır. Bu yoğunluğun olduğu Emilia Romagna’da, Rhône Vadisi gibi yerlerde coğrafi işaretler kalkınmayı hızlandırıcı etki yapmaktadır. Kurumsal yoğunluğun olmadığı yerlerde (Küresel Güney’in büyük bir bölümü) coğrafi işaretler genellikle kullanılmamaktadır. Bu bölgelerde coğrafi işaretli ürün belgesi rafta toz toplarken çiftçiler isimsiz emtia pazarlarına satış yapmaya devam etmektedir.

  1. Çizginin maliyeti (bir coğrafi işaret başarılı olduğunda kim kaybeder)

Her coğrafi işaret haritada bir çizgi çizer. İçeride, üreticiler yasal bir piyasa gücü kazanır (bu bir tür tekelci güçtür). Çizginin dışında ise, genellikle aynı toprağa, aynı becerilere ve aynı ürün kalitesine sahip üreticilerin bu adı kullanmaları yasal olarak yasaklanmıştır.

2012 yılında Endonezya hükümeti, Bali’deki Batur Dağı yamaçlarında yetiştirilen Kintamani Arabica Kahvesi için bir coğrafi işaret tescil ettirdi. Coğrafi işaret bölgesi üç köyü kapsamakta. Sukawana köyü, bölgenin sadece 400 metre dışında yer alıyor. Toprağı jeolojik olarak aynı – aynı volkanik kül, aynı yağış, aynı rakıma sahip. Çiftçileri aynı yetiştirme tekniklerini kullanıyor. Ancak kahvelerine yasal olarak Kintamani adı verilememektedir.

Bölge içindeki çiftçiler artık ortalama olarak kilogram başına 2,30 dolar kazanırken, bölgenin dışında, sadece dört yüz metre uzakta bulunan çiftçiler kilogram başına 1,10 dolar kazanmaktadır. Haritadaki çizgi, bir refah çizgisine dönüşmüştür.

Bu adil mi? Kısa ekonomik cevap, coğrafi işaretin tasarlanma amacını yerine getirdiği şeklindedir. Bu, belirli bir coğrafi alanı ödüllendirmek için ayrıcalık yaratmak şeklinde de algılanabilir. Ancak daha geniş refah cevabı daha farklıdır. Bir coğrafi işaretin sınırı genellikle tarihsel olarak keyfidir; ortaçağ ticaret yolları, sömürge idari sınırları veya belirli bir köyün lobi gücü tarafından belirlenir. Bali hükümeti çizgiyi bir kilometre doğuya çizmiş olsaydı, karın ve refahın dağılımı tersine dönerdi.

Bu dışlama etkisi, prim etkisinden çok daha az dikkat çekmektedir. Fransız şarap AOC’leri üzerine 2021 yılında yapılan bir bilimsel çalışma, toprak kalitesi istatistiksel olarak aynı olsa bile, coğrafi işaret sınırlarının dışındaki arazi değerlerinin ortalama olarak içerideki benzer arazilerden %18 daha düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Coğrafi işaret sadece içerideki değerleri yükseltmekle kalmaz; coğrafi işaretli bölgeye komşu olan fakat bu bölgenin dışında kalan arazilerin değerini belirgin şekilde düşürür.

Bu haksız durumu ortadan kaldırmak için bazı ekonomistler, aynı yöntemleri izleyen beş kilometre içindeki üreticiler için ikinci kademe bir sertifikasyon olan “tampon bölge” etiketlemesini önermektedirler. Ancak Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü, bunun temel coğrafi işaretin ayırt edici özelliğini zayıflatacağından korkarak buna karşı çıkmaktadır.

  1. Yönetişim başarısız olduğunda: Hayalet Coğrafi İşaretler

Her Şampanya veya Parmigiano için, yasal koruma alan, bir devlet birimine kaydedilen ve sonra… hiçbir şey olmayan bir düzine hayalet coğrafi işaret vardır. Bu ürünler için yukarıda sıralamış olduğum olumlu etkilerin hiçbiri asla gerçekleşmemiş ve yapısal dönüşüm asla başlamamıştır.

Kalkınma literatüründe en çok incelenen örnek, Hindistan’ın Odisha eyaletinden şuruplu peynir bazlı bir tatlı olan Rasogolla’dır. 2019’da, Batı Bengal ile beş yıllık bir hukuk mücadelesinden sonra Odisha bir coğrafi işaret aldı. Üç yıl sonra, bir saha araştırması, rasogolla satıcılarının %97’sinin hala jenerik etiketler altında satış yaptığını ortaya koydu. Üreticilerin sadece %3’ü coğrafi işaret logosunu kullanıyordu. Sorun şu: Coğrafi işaret, üretici kooperatifine değil, eyalet hükümetine kayıtlıydı. Bunun için eğitim, denetim veya pazarlama gibi herhangi bir mekanizma yoktu.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün 2022 tarihli bir incelemesine göre, düşük gelirli ülkelerde tescilli coğrafi işaretlerin yaklaşık %40’ı, tescilden beş yıl sonra ölçülebilir bir fiyat primi göstermemektedir. Orta gelirli ülkelerde başarısızlık oranı yaklaşık %25’tir. Sadece yüksek gelirli ülkelerde – yoğun üretici örgütleri ağları, yayım hizmetleri ve tüketici bilinciyle – başarı oranı %80’i aşmaktadır.

Bu sonuç rahatsız edicidir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki coğrafi işaretler tek başına kalkınmaya giden kısa bir yol değildir. Zayıf kurumların etkisini azalmak için kullanılamazlar. Coğrafi işaretler mevcut yönetim kapasitesini güçlendirirler fakat onların yerini alamazlar. Bir kooperatifi organize edemeyen, kalite standartlarını koruyamayan ve pazarlamayı koordine edemeyen bir bölge, coğrafi işaret peşinde koşmamalıdır. Böyle bir durum, bu çabaların hiçbir geri dönüşü olmayan, yasal ücretler ve bürokratik çabayı boşa harcayan girişimler olarak kalmasına neden olur.

  1. Türkiye: Laboratuvar

Türkiye sadece Avrupa coğrafi işaret modelini takip etmekle kalmıyor; hızla dünyanın en dinamik laboratuvarlarından biri haline gelmektedir. 1.800’den fazla tescilli ürünü ve küresel premium pazarlara hakim olma hırsıyla Türkiye, bir ismin bölgesel bir ekonomiyi nasıl yeniden şekillendirebileceğinin mükemmel bir örneğini sunmaktadır. Gaziantep’ten Kelkit Vadisi’ne kadar Türk deneyimi, coğrafi işaretlerin tarafsız yasal araçlar olmadığını; yüksek değerli refah adaları veya kırılgan, çökmekte olan hayalet ürünler yaratabilen güçlü, yıkıcı güçler olduğunu ortaya koyuyor.

Baklava Patlaması: Yapısal Bir Başarı Öyküsü

Kelkit Vadisi’nin 400 kilometre güneyinde, UNESCO tarafından Türkiye’nin gastronomi başkenti olarak tanınan Gaziantep yer almaktadır. Gaziantep, 108 tescilli ürünle ülkenin tartışmasız ağır siklet şampiyonudur. Bu patlamanın kalbinde Gaziantep Baklavası yer almaktadır.

2005 yılında Gaziantep Baklavası, Türk coğrafi işaret tescili alan ilk ürünlerden biri oldu ve daha sonra AB korumasıyla statüsünü pekiştirdi. Bu bir gösteriş projesi değildi; bir endüstriyel stratejiydi. Coğrafi işaret, ürünün etrafında bir kale oluşturdu: gerçek baklava Gaziantep’te, özel tel kesme teknikleriyle ve kendine özgü, özel Antep fıstığı kullanılarak yapılmalıydı. Sonuç, şaşırtıcı bir ekonomik dönüşüm oldu.

Bugün Gaziantep’te 350’den fazla kayıtlı baklava üreticisi bulunuyor ve yılda 40.000 tona kadar fıstık işleniyor. Sektör iki ayrı ekonomiye ayrıldı: yerel turizm ticaretine hizmet veren 960 mikro işletme ve uluslararası gıda güvenliği sertifikalarına sahip yaklaşık 240 firmadan oluşan elit bir ihracat kümesi. İkincisi, 2024 yılının ilk on bir ayında tek başına 850 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi- yıllık %12’lik bir artış. En büyük 15 firma artık ihracat hacminin %68’ini kontrol ediyor.

Gaziantep, şeker ve hamurun ötesine geçerek vakumlu soğutma teknolojisi, soğuk zincir lojistiği ve uluslararası düzenleyici uyumluluktan oluşan gelişmiş bir endüstriyel ekosisteme girdi. Bölgesel ekonomiyi birincil sektörden üçüncül sektöre kaydırdı ve kalite güvence müdürleri, ihracat satış liderleri ve soğuk zincir koordinatörleri için talep yarattı.

Ancak Gaziantep’teki bu patlama, başarının ile birlikte ciddi kısıtlamaları ve zorlukları da beraberinde getirdi. Şehir şu anda ciddi bir beceri açığıyla karşı karşıya. Üniversite yılda 85 gıda mühendisi yetiştirirken, sektörde 2.400’den fazla iş ilanı var ve bunların %60’ı lise sonrası teknik yeterlilik gerektiriyor. Mezunlar genellikle üretim hatları için eğitiliyor, küresel genişleme için gerekli olan gelişmiş BRC (Gıda ihracatı ve güvenliği dünyasında BRC, son derece önemli bir profesyonel gıda güvenliği sertifikasını ifade etmektedir) denetimleri ve alıcı ilişkileri yönetimi için değil. Coğrafi işaret bölgesinin çevresindeki küçük ölçekli fıstık çiftçisi ve sertifikası olmayan mevsimlik işçi, bu primden ve oluşan refahtan çok fazla pay elde edememektedirler. Gaziantep, coğrafi işaretlerin dönüşümü sağlayabileceğini, ancak eşitsizliği de hızlandırdığını kanıtlıyor.

Kırık Vaat: Kelkit Fasulyesi

Eğer Gaziantep bir vaat ise, Kelkit Şeker Fasulyesinin hikayesi de %40’lık başarısızlık oranının düşündürücü gerçekliğini gösteriyor.

  1. yüzyılın büyük bir bölümünde, Kelkit Vadisi’nde yaşayan fakir bir çiftçinin tek bir hayali oradan kurtulmaktı. Volkanik toprak fasulye için iyiydi, ancak fiyat uzak emtia piyasalarında belirleniyordu. Gençler İstanbul’daki tekstil fabrikalarına veya Zonguldak’taki kömür madenlerine gittiler. 2020 yılında Kelkit Şeker Fasulyesi coğrafi işaret olarak tescil edildi. Bunun sonucunda bir çizgi çekildi. Bir hikaye yasal olarak kodlandı. Yerel tedarik zincirini güçlendirmeyi, ambalaj tesisleri kurmayı, kalite kontrol laboratuvarlarını çekmeyi, lojistik merkezleri oluşturmayı vaat ediyordu.

 

Ancak 2024 yılında yapılan, Eğilim Puanı Eşleştirmesi yöntemini kullanan nicel bir çalışma olumsuz bir gelişmeyi tespit etti. Coğrafi işaret tescilli tohumları kullanan çiftçilerin, standart fasulye yetiştiren komşularına göre birim alan başına brüt verimleri ve brüt kârları daha düşüktü. Bunun nedenleri şöyle belirlendi:

  • Fiyat primi bulunmamaktaydı. Çiftçiler coğrafi işaret uyumluluğu için daha yüksek fiyatlar bekliyorlardı, ancak gerçek piyasada bunu elde edemiyorlardı.
  • Zayıf yönetim söz konusuydu. Coğrafi işaret Ankara’da tescil edildi, ancak kalite standartlarını belirleme ve toplu sözleşmeler müzakere etme yetkisine sahip işleyen bir üretici kooperatifi yoktu.
  • Kalite sinyali bulunmamaktaydı: Büyük bir pazarlama kampanyası olmadan… Tüketicileri “Kelkit Fasulyesi”nin diğer tüm fasulyelerden neden daha iyi olduğu konusunda eğitmek için yapılan kampanyada, coğrafi işaret etiketi değersizdi.

Kelkit, “refah kaybı” bölgesine düştü. Üreticiler, sıfır getiri için uyumluluk ve idari açıdan külfetli evrak işlerine yatırım yaptı. Ambalajlama tesisleri yoktu, lojistik merkezleri yoktu, yüksek ücretler yoktu. Bu nedenle gençler vadiden ayrılmaya devam etti.

  1. Bölgesel kırılganlık: Malatya’nın kayısı krizi

Bir coğrafi işaretin yarattığı bağımlılık, varoluşsal bir kırılganlık haline de gelebilir. Malatya Kayısısı markası, Türkiye’nin coğrafi işaretli bir mücevheridir. Şehir, dünyanın kuru kayısılarının büyük çoğunluğunu üretiyor ve yıllık yaklaşık 500 milyon dolar gelir elde ediyor. Bölgede, çekirdekli meyve üzerine kurulu bir ekonomi yaratan 21 farklı coğrafi işaretli ürün bulunmaktadır.

Ancak coğrafi işaret koruması, fiziğe karşı koruma sağlayamaz. 12 Nisan 2025 gecesi, yıkıcı bir geç don – bir zirai don – Malatya’yı kasıp kavurdu ve meyve hasadının neredeyse %100’ünü yok etti. Hasar sadece bir yıllık mahsul kaybı değildi; bir sezon boyunca coğrafi işaret temelli bir değer zincirinin çöküşüydü. Avrupa Birliği alıcılarıyla yapılan tedarik sözleşmeleri iptal edildi. Paketleme tesisleri boş kaldı. Garantili hasada dayanan tarım kredisi sistemi dondu.

Malatya krizi, coğrafi işaret hukukunun statik doğasını ortaya koymaktadır. Coğrafi işaret tescili geçmiş ve mevcut ideal koşulları tanımlar, ancak iklim değişikliğinin olduğu bir gelecek için hiçbir araç sunmaz. Bölgesel anlamda iklim değişiklikleri yaşanmakta ve iklim değişiklikleri oluşmaktadır. Bu değişiklikler bir kalıp haline gelirse, Malatya Kayısısının “ayırt edici özelliği” bozulabilir. Coğrafi işaret kalacak, ancak koruduğu ürün değişecek ve tüketici dolandırıcılığı iddiaları ve marka aşınması riski ortaya çıkacaktır. Türkiye şimdi marka adını kurtarmak ve korumak için uyarlanabilir coğrafi işaret protokolleriyle uğraşmak zorundadır. Bu bağlamda tarihi yöntemin terk edilmesi gerekip gerekmediği tartışmaya açılmaktadır.

  1. Çifte Refah Denklemi

Bu üç Türk örneğini refah ekonomisi merceğinden analiz etmek, tutarlı bir örüntüyü ortaya koymaktadır. Bir coğrafi işaretin refah etkisi, toprağın zenginliğiyle değil, yerel kurumların varlığı, yoğunluğu, güçlülüğü ve tüketici talebinin esnekliğiyle belirlenir.

  • Gaziantep Baklavası, esnek olmayan bir taleple karşı karşıyadır. Bu nedenle turistler ve küresel gurmeler yüksek bir fiyat ödeme isteğine sahiplerdir. Coğrafi işaret, yüksek vasıflı işgücünün refahını artırırken düşük vasıflı işgücü piyasasını zorlayan ve mikro üreticiler için engelleri artıran bir “konumsal mal” görevi görür. Güçlü bir dalgadır, ancak tüm kesimleri eşit bir şekilde etkilemez.
  • Malatya Kayısısı, riskli bir tek kültür yaratan yüksek değerli bir coğrafi işarettir. Tüm bölgenin refahı tek bir iklim değişkenine bağlıdır – yüksek risk, yüksek ödül paradoksu.
  • Kelkit Fasulyesi, düz bir talep eğrisine sahip bir emtiadır. Coğrafi işaret, tüketicinin zihninde farklılaşma yaratmayı başaramadı. Refah etkisi negatifti. İdari maliyetler, en yoksul çiftçilerin sertifika almak için (zaman ve emek olarak) ödeme yaptığı, ancak piyasada hiçbir ödül alamadığı bir “yoksulluk primi” yarattı.
  1. Coğrafi İşaret Ne İşe Yarıyor: Başarı için Beş Koşul

47 coğrafi işaret çalışmasının meta analizi (World Development, 2021’de yayınlandı), doğru uygulandığında coğrafi işaretlerin ortalama olarak üretici gelirlerini %27 artırdığını, yerel istihdamı %14 artırdığını ve göçü %11 azalttığını ortaya koydu. Literatür coğrafi işaretli ürün uygulamalarının başarılı olabilmesi için beş önemli noktaya işaret etmektedir:

  1. Önceden var olan bir üretici örgütü var olması gerekmektedir. Coğrafi işaretler yukarıdan dayatılamaz. Stilton peynirinden Café de Colombia’ya kadar başarılı örnekler, zaten üretimi koordine eden kooperatifler veya loncalarla başladı ve başarılı oldu. Başarılı örneklerde coğrafi işaretler, mevcut bir sosyal sözleşmeyi resmi hale getirmiştir. Bu nedenle olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
  2. Başlangıçta var olan toprak dağılımı eşitsizlik seviyesinin düşük olması gerekmektedir. Yüksek arazi eşitsizliğinin olduğu bölgelerde, coğrafi işaretler büyük toprak sahiplerine fayda sağlar; küçük toprak sahiplerinin hakim olduğu bölgelerde ise faydalar geniş bir alana yayılır. BU durum coğrafi işaretlerin başarılı olmasını sağlar.
  3. Yardımcı hizmetlere kamu yatırımı yapılması gerekmektedir. Çiftçilerin kalite kontrolü, kayıt tutma ve pazarlama konusunda eğitime ihtiyacı bulunmaktadır. İtalya, Fransa ve İspanya, coğrafi işaretlere özgü yaygınlaştırma hizmetlerine yıllık 15-20 milyon avro harcıyor. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu ise hiç harcamıyor. Bu nedenle coğrafi işaretler uygulamalarının başarılı olabilmesi için coğrafi işaretli ürün üreten çiftçilere devletin yukarıda sıralana kamusal hizmetleri sunması gerekmektedir.
  4. Hedef pazarda tüketici farkındalığı oluşturulması gerekmektedir. Kimse ne anlama geldiğini bilmiyorsa, bir coğrafi işaret işe yaramaz. En başarılı coğrafi işaretlerin özel pazarlama fonları vardır. Örneğin, Café de Colombia’nın bütçesi yılda yaklaşık 8 milyon dolardır.
  5. Güvenilir bir uygulama mekanizması oluşturulması gerekmektedir. Sahtecilik, coğrafi işaretlerin sessiz katilidir. AB, sınırda el koyma sistemini sürdürüyor; Çin’in özel bir coğrafi işaret uygulama mahkemesi bulunmaktadır.

Bu beş koşul, coğrafi işaretlerin Batı Avrupa’da neden bu kadar başarılı olduğunu ve başka yerlerde neden bu kadar sık ​​başarısız olduğunu açıklıyor. Ayrıca bir yol da gösteriyor. Ulusal hükümetler yasal evrakları doldurmadan önce kurumsal altyapı oluşturmaya yatırım yaparlarsa, coğrafi işaretler düşük gelirli bölgelerde de işe yarayabilir.

  1. Bir Defa Daha Ekmek Konusu

Açılış paragrafındaki Tunuslu fırıncıya geri dönelim. Şu anda 120 fırıncı, değirmenci ve tahıl çiftçisinden oluşan Kairouan Ekmek Coğrafi İşaretleri konsorsiyumunun bir üyesi. Konsorsiyum üç yıl içinde küçük bir ortak laboratuvar kurdu ve bir sözleşme müzakere etti. Tunuslu bir süpermarket zincirinin coğrafi işaretli ekmeği yüksek fiyattan satmasını sağladı ve dört genç fırıncıyı ekşi maya yönetimi eğitimi almak üzere İtalya’ya gönderdi.

Ekmeği üreten kadının geliri %35 arttı. İki çırak işe aldı. İnşaat işi için başkente taşınmayı planlayan oğlu şimdi mesleği öğreniyor. Ekmek değişmedi – büyükannesinin pişirdiği aynı ekmek. Ancak yasa ile korunan isim her şeyi değiştirdi.

Görünmez çizginin diğer tarafında, 500 metre uzaklıktaki Sidi Bou Ali köyündeki bir fırıncı bu ismi kullanamıyor. Ekmeği aynı. Maliyetleri aynı. Ancak farklı bir müşteri tabanına, farklı bir tedarik zinciri üzerinden, farklı bir fiyata satıyor. Sınırı genişletmek için bir hareket başlattı ve bir dava açtı. Belki bu dava yıllarca sürecek.

İşte coğrafi işaretin paradoksu bu. Aynı anda modern ekonomide kırsal kalkınma için en etkili araç – ve yüzyıllardır tarlaları paylaşan komşular arasında keskin yeni çizgiler çizen bir mekanizma. Gelirleri artırır ve dışlayıcılık etkisi vardır. Gelenekleri korur ve onları katılaştırır. Belli bir bölgeyi ödüllendirir ve yakınlığı cezalandırır.

Türkiye, 60 AB tescilli coğrafi işaret hedefiyle ilerlerken, çıkarılması ve elde edilmesi gereken dersler çok açık. Bir coğrafi işaret sihirli bir değnek değildir. Önceden var olan kolektif eylemi, hizmetlere paralel yatırımı ve iklim direnci planlarını gerektirir. Malatya donu, statik coğrafi işaret standartlarının bir yükümlülük olduğunu kanıtlıyor. Kelkit başarısızlığı, yönetişim olmadan tescilin değersiz olduğunu kanıtlıyor. Ve Gaziantep patlaması, beş koşul bir araya geldiğinde, bir coğrafi işaretin bölgesel ekonomiyi içeriden yeniden inşa edebileceğini kanıtlıyor.

Ekonomik teori, primin ve refahın büyüklüğünü tahmin edebilir. Başarı koşullarını modelleyebilir. Dışlanmanın refah kayıplarını hesaplayabilir. Ancak bir bölgeye çizgiyi çizmenin değip değmeyeceğini söyleyemez. Bu ekonomik bir soru değil. Bu siyasi bir soru; bir bölgenin ne tür bir topluluk olmak istediğiyle ilgili bir sorudur.

Kairouan’daki fırıncı seçimini yaptı. Sidi Bou Ali’deki fırıncı hala bekliyor. Malatya, Kelkit ve Gaziantep vadilerinde de aynı soru, satır satır, isim isim yanıtlanıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir