HER GELECEK YAKINDIR

HER GELECEK YAKINDIR
Prof. Dr. Sayın DALKIRAN
Bugünkü yazımızda her geleceğin yakın olduğu ve mutlak suretle bugünlerin geçeceğini beyan edeceğim. Özellikle çocukluğumuza dönüp şöyle bir hatırladığınızda büyüklerimizin hallerine bakar ve gıpta ederdik. Mesela, büyüklerimizin okula gidişlerini seyrederken onlar gibi okullu olmayı çok istemişizdir. Bunun için de yaşımız tutmadığı halde ana babamıza bizi de okula göndermeleri için yalvarmışızdır. Günler günleri, aylar ayları ve yıllar yılları takip eder ve okul zamanı gelir. Bir saatte saniyenin dönmesi bize dakika ve saatlerin dönmesine ve günler ve yılların geçmesine delalet ettiği gibi okul zamanının geleceğini de kati olarak gösterir. Sonuçta gün gelir, zaman dolar ve okul hayatı başlar. Bu sefer gözler bir üst sınıfta olur ve orada yer almak isteriz.
Her gelecek yakındır dedik ve ilkokula başladık. Hesaplar bir üst sınıfa geçmek ve okulu bitirmek üzerine yapılmıştır. Sonrasında ilkokul biter ortaokul bunu takip eder. Bu sefer de ortaokulun bitişi ve liseli olmanın hayalleri devreye girer. Zaman bir yerde sabitlenmediğine göre ortaokul da tamamlanır ve lise hayatı başlar. Artık bu süreçte hem ruhi hem de fiziki değişikler zuhur etmiştir. Bu hal devam ederken zihnimizde liseyi bitirip üniversiteyi kazanma hedefi yer alır. İdealimizde farklı meslek dallarından bir kaçı yer alır. Buna göre en çok istediğimiz fakülte şu, o olmazsa bu gibi düşünceler ön plana çıkar. Acaba ideallerimi gerçekleştirebilir miyim? Hedeflediğim bir fakülteye girebilir miyim? Bu konu özellikle 60’lı 70’li yıllarda çok daha zordu. Zira Türkiye’de üniversite sayısının çok az olduğu o dönemlerde üniversiteli olmak çok daha zordu.
Üniversiteye acaba girebilir miyiz? Dedik ve sonunda Yaratanımıza şükürler olsun girdik. Bitmez gibi görünen beş yıllık bir fakültede birinci sınıf, ikinci sınıf, üç, dört, her neyse beşinci sınıf tamamlandı. Özellikle Fakülte hayatımda her yıl bilgi dağarcığıma ilavelerde bulunduk. Geçmişteki öğrendiğimiz hususların ne kadar az ve yetersiz olduğunu, Allah’ın ilminin karşısında beşeri ilmin sanki okyanusta bir damla değil, toplu iğnenin ucunun sadece bir ıslaklığı kadar bile olmadığını anladık. Her gelecek yakın olduğu için Fakültenin bitişinin de hızlı olduğunu gördük.
Fakültenin bitmesi tabii ki her şey değildi. Asıl zorluk fakültenin bitişiyle başlıyordu. Ve yine ileriye yönelik ben bir iş bulabilir miyiz? Sonuç şöyle veya böyle bir iş buluyoruz ve o işi bulduktan sonra artık ileriye doğru bakıyoruz. Hep ileriye, hep ileriye. Tabii ki şu husus vardır. Mevcutla iktifa etmek, dûnhimmetliktir. Yani mevcutla yetinmek gayretsizlik ve isteksizliktir. Bu itibarla hayatın neresinde olursak olalım kendimize farklı hedefler koymalı ve o hedefe doğru ilerlemeliyiz. Allah Teala da İnşirah Sûresi’nde, bir iş tamamlanınca hemen yeni bir işe başlanılması tavsiyesinde bulunur.
Zaman çarkları hiç durmuyor, dönmeye devam ediyor. Zaman içinde farklı farklı işler, ihtiyaçlar ve hedefler ortaya çıkıyor. Bunların bir kısmı tamamen kişinin hür iradesine bağlı olsa da imtihan dünyası olması hasebiyle bir kısmı da külli iradenin bir tezahürüdür. İnsan hayatı içinde bu konunun çok değişik yansımaları olabilir. Hayatın akışında sıra iş ve eş bulmaya gelmiştir. Her ikisi de insanın istediği gibi olabileceği gibi çok farklı şekillerde de gerçekleşebilir. Bazen iş öncelikli olabilir iken zaman zaman da aile kurma işi önceliği alabilir. Şüphesiz iş kadar eş meselesi de çok önemlidir. Zira insanlığın geleceği için Hz. Adem ile başlayan bir aile hayatını devam ettirilmesi bir zarurettir.
İnsana gerçek insan demek sadece görünüş itibariyle insan olması, başının, ağzının, burnunun, yüzünün bir insan görünümünde olması yeterli değildir. İnsanı insan yapan değerler vardır ve bu değerler sayesinde insan yücelir. Mesela insanı insan yapan değerlerden biri ve en önemlisi imandır. Zira iman insanı Yüce Yaratıcısına bağlar ve bu bağ sayesinde bir kıymet alır. Normal bir insan yüzüğü ile Hz. Peygamber’e ait yüzük maddi değer olarak aynı olabilirse de manevi bakımdan tartışılmaz bir kıymet farklılığı vardır. İman ve diğer değerlerden uzak olmak ve güzel ahlaki ilkelerden yoksun bulunmak insanı insanlıktan uzaklaştırır. Tîn Sûresi 4. ve 5. âyetlerde “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” denilmektedir. Bu âyette görmekteyiz ki Allah insanı yaratılış olarak en güzel surette (ahsen-i takvim) yaratmış ve insanın yanlış tercihleri ve isyankar tavırlarından dolayı da alçakların el alçağına (esfel-i safilin) atılmıştır.
Allah tarafından şu dünya hanına ve misafirhanesine getirilen insan bir yönü ile âciz ve bir yönü ile de fakirdir ve çok muhtaçtır. Ömrü kısa ama lüzumlu işleri çoktur. Kısa bir zamanda ebedi hayata gerekli olan levâzımâtı tedarik etmekle mükelleftir. İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür denilen uçak, şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını hızla çalıştırıyor. Arz gemisinde hızla ilerlerken zaman, sanki şu âyeti okumaktadır: “Bulutların geçişi gibi geçip gider.” (Neml Sûresi, 27:88)
Her gelecek yakındır kâidesi gereğince ömür sermayesi tükenip, ecel ve ölüm insana merhaba diyecek. Saatler hiç durmuyor, saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar ve bir ömür hatta asırlar gelip geçiyor. Ömrün sonu gelecek mi? Evet gelecek. Az yaşa, çok yaşa, ölüm gelecek başa denmez mi? Dolayısıyla ister bugün ister yarın ve bilmiyoruz, kim bilir, nerede, nasıl ve kaç yaşında. Cahit Sıtkı 35 yaş şiirini şöyle tamamlıyor:
N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
İnsan ipi boğazına takılıp otlaması için bırakılan bir hayvan olmayıp, beşikten mezara kadar hayatının muhasebesi için mutlaka yaptıkları kaydedilmektedir. Madem her gelecek yakındır, ölüm de, kabir de, hesap da yakındır. Madem durum böyledir ona göre hayatımıza bir dizayn vermek icap etmez mi? Hazreti Ali buyurur ki, “bugün amel var hesap yok, yarın hesap var amel yok.” Evet, şimdi amel zamanıdır ve bilmek lazımdır ki her bir dünyevi şeyin sonu mutlaka vardır ve kişiler her yapılandan da sorulacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir