İNSANIN KÜÇÜK BİR DÜNYASI AİLE HAYATIDIR
Prof. Dr. Sayın DALKIRAN
Toplumun temel taşı ve çekirdeği aile hayatıdır. Temel ve çekirdek ne kadar sağlam olursa, toplum da, millet de o ölçüde sağlam olur. Temelin çürük olması, çekirdeğin bozulması şüphesiz ki, hem binayı hem de ağacı etkiler. Aile hayatındaki sarsıntı şüphesiz ki, millette deprem etkisi yapar. Bu açıdan milletin sağlamlığı doğrudan aile hayatının sağlamlığına bağlıdır.
Aile hayatı insanlığın en önemli zembereğidir. Dünya hayatının saadeti için bir cenneti, en güzel ve sağlam sığınağı şüphesiz ki aile hayatıdır. Her bir insanın evi, hanesi onun küçük bir dünyasıdır. Bu kadar önemli olan aile hayatının hayatı ve mutluluğu için olmazsa olmaz bazı şartlar bulunmaktadır ki onlardan bir kaçına temas edelim.
Bunlardan biri belki de en önemlisi karşılıklı hürmettir. Hürmet asla yapmacık olmamalı, samimi ve ciddi olmalıdır. Eşler mütekabil olarak vefalı olup, azami derecede bir birlerine hürmet etmelidirler. Vefa mekana ve zamana göre değişmeyen dostluk demektir ki, iyi günde kötü günde, bollukta darlıkta eşlerin bir birlerine destek olmalarıdır. Rüzgarın karşısındaki kuru bir yaprak gibi, olayların ve sıkıntıların karşısında savrulan bir evlilik asla devam etmez. İşte vefalı olan eşler bir birlerine sırt verir, güç verir.
Aile hayatının mutlu ve huzurlu olmasında hürmet kadar önemli olan bir diğer değer de merhamettir. Merhamet sözlükte “acımak, şefkat göstermek” ve “acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik, lütuf” anlamlarında kullanılır. Merhamet ve aynı mânadaki rahmet kelimeleri, öncelikle Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lütuf ve ihsanlarını ifade eder. Aynı zamanda insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevkeden acıma duygusunu da belirtmektedir. Bu duygunun eşler arasında hakiki olması ve şefkatli bulunması son derece önemlidir. Göstermelik bir merhamet, ikili ilişkiler içerisinde bir kıymeti yoktur. Merhamet duygusunun yerinde olabilmesi için karşılıklı fedakarlık da şarttır. Fedakarlık tek taraflı olmamalıdır ki, bir tarafın sürekli sabrını zorlamasın.
Evlikte olmazsa olmaz bu iki duygunun yani hakiki hürmet ve samimi merhametin gerçekleştirilebilmesi için şu düşünce ve inançlara ihtiyaç vardır: Her şeyden önce eşlerin birlikteliklerinin sadece şu kısa, fani ve geçici dünyaya ait olmadığını, ebedi bir arkadaşlıklarının olduğu bilinmeli ve inanılmalıdır. Zira dünyada hayat arkadaşı olan karısının ya da kocasının ebedi hayatta daimi bir arkadaşı olduğunu, sermedi bir beraberliklerinin olacağını, sonsuz, hudutsuz bir hayatta arkadaşane münasebetlerinin bulunacağına inanmakla gerçek mutluluk sağlanabilir.
Mesela erkek hanımı için şöyle der: “Bu hanımım, ebedi bir âlemde, ebedi bir hayatta daimi bir hayat arkadaşımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir güzelliği var, gelecek. Böylesi daimi bir arkadaşlığın hatırı için herbir fedakarlığı ve merhameti yaparım.” diyerek yaşlı hanımına, güzel bir huri gibi muhabbetle, sevgiyle, şefkatle muamele eder ve davranır. Aksi halde kısacık bir iki saat sûrî, yapmacık ve samimi olmayan bir beraberlikten sonra ebedi bir ayrılık olacaktır. Ebedi âlemde bir ve beraber olma, ebedi bir arkadaşlığın olacağına inanılmadığı takdirde, muvakkat, geçici, esassız, temelsiz ve bozuk dünyada sadece geçici acıma duygusu içinde mecazi ve yapmacık bir hürmet söz konusu olabilir.
Tekrar edelim ki, evlikte olmazsa olmaz iki değer olan hürmet ve merhamet, ancak ahiret inancının olması ve bu inancın fiile yansıması ile mümkün olur. Bu durum tahakkuk etmediği takdirde bir takım menfaatler ve bir kısım his ve hevesler galip olup, o samimi hürmet ve merhameti ortadan kaldırır. Bu durumda eşler için dünyada küçük bir cennet olan aile hayatı cehenneme döner.
Bu arada aile hayatında bir diğer önemli husus da karşılıklı güven ve sadakattir. Niyette dürüstlük, söz ve davranışların doğru ve gerçeğe uygun olması anlamında ahlâki bir terim olan sadakat aile hayatının huzuru ve mutluluğu için şarttır.
Sadakat, “vâkıaya uygun hüküm ifade eden söz, yalanın karşıtı” diye tanımlanan sıdk kelimesinden türemiştir. Âyet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda “hakikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, dürüst ve güvenilir olmak, vaadine sadakat göstermek” ve “hakikati ifade eden, gerçeğe uygun olan söz, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik” anlamında kullanılır. Ailelerin kendi iç bünyelerinde her daim sıdk ve sadakat içinde bulunmaları ve sadakati zedeleyecek her türlü tavır ve davranıştan, söz, fiil ve eylemden, giyim ve kuşamdan, kılık ve kıyafetten uzak durmaları gerekir. Bu durum eşler arasındaki bağlılığı perçinler. Aksi takdirde sadakat kaybolursa o ailenin devamı mümkün olmaz, olsa da aile saadeti ve mutluluğu beklenilmez. Zira bir ailenin saadeti, karı koca arasında karşılıklı emniyet, samimi bir hürmet ve muhabbetle mümkün olur.
Konuya sonraki yazılarımızda farklı yönleriyle ele almayı arzu ediyorum. Bu yazımı kılık kıyafet ve giyim kuşamla alakalı Ahzab Sûresi 59. âyetin meali ile tamamlayalım: “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.”

