MİTHRAS TAPINAĞI
Mithras Tapınağı, Diyarbakır‘ın Çınar ilçesinde Zerzevan Kalesi içinde yer alan tapınaktır.
Sığınağın hemen kuzeyinde yeraltına ana kaya oyularak inşa edilmiştir. M.S. 2 ve 3. yüzyılda Roma İmparatorluğunda özellikle askerler arasında oldukça yaygınlaşan, M.S. 4. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılmasıyla önemini kaybeden Mitras dinine aittir. Anadolu’daki iki Mitras tapınağından birisi olan (diğeri Antep’te) bu tapınak, 2017 yılında Zerzevan Kales‘inde tesadüfen keşfedilmiştir. 1800 yıllık olduğu tahmin edilmektedir.
MİMARİSİ: 7 metre uzunluğunda, 5 metre genişliğinde, 2,5 metre yüksekliğinde bir yapıdır. Yapının doğu duvarında ana kayaya oyulmuş sütunlar ve ortada büyük, yanlarda iki küçük niş bulunmaktadır. Ortadaki büyük niş etrafındaki iki sütunun üzerinden yükselen kuşak üzerinde boya kalıntıları izlenebilmektedir.
Doğu duvarda ışın tacı motifi de günümüze kadar korunmuştur. Küçük nişlerden birisinde oldukça düzgün oyulmuş su çanağı ve hemen önünde yapının zemininde havuz bulunmaktadır. Ayrıca tavan kısmında simetrik olarak yapılmış dört adet hayvan bağlama yeri de bulunmaktadır. Yapının giriş kapısında ise yazıt ve semboller açık bir şekilde görülmektedir.
MİTRA İNANCI: Mitraizm, Mitra tarikatı ya da Mitras Gizemleri, Antik Pers dünyasının, Eleusis ve İsis Sırları olarak bilinen diğer gizli kültlerde, yani ezoterik olarak nitelendirilebilecek geleneklerde olduğu gibi sadece bu tarîkata kabul edilenlere açıklanan sırlar etrafında gelişmiş bir mistik İran kültüdür.
MİTRA FELSEFESİ: “Mitra” ifadesi en eski olarak, Hinduizm dininde Vedalarda kullanılmıştır. Daha sonra çeşitli versiyonları türemiştir, sonradan türeyen versiyonlarından en önemlileri Pers Mitraizmi ve Roma Mitraizmi’dir. Mithraizm’in temel felsefesi, iyi ile kötünün çatışmasıdır.
MİTRA DA TAPINIM: Mitras Kültü’nde tapınak olarak mağaralar kullanılırdı. Bunlara mirtaeum denir ve herkese açık değildi: en fazla yüz kişi alırdı. Yedi erginlenme derecesi bu kült için de geçerliydi. Mağaralarda birkaç hikâye ve taurobolium tasvirleri dışında pek bir şey bulunmazdı.
MİTRAİZM
Mitraizm, Mitra tarikatı ya da Mitras Gizemleri, Antik Pers dünyasının, Eleusis ve İsis Sırları olarak bilinen diğer gizli kültlerde, yani ezoterik olarak nitelendirilebilecek geleneklerde olduğu gibi sadece bu tarîkata kabul edilenlere açıklanan sırlar etrafında gelişmiş bir mistik iran kültüdür. M.S. 1. yüzyıl ile 4. yüzyıl arası Pers İmparatorluğu askerleri arasında yaygınlaşmıştır.
Mitraizm öğretisiyle ilgili hiçbir yazılı belge ele geçmemiş, fakat bunun yanında arkeolojik olarak antik dünyaya dair birçok dokümana sahiptir. Ancak açıklayıcı antik belgeler olmadığı sürece bunların yorumlanması da karmaşık bir hâl almaktadır. Mitra’nın en belirgin tasvirleri şöyle görülmektedir:
- Mitra’nın kayadan doğması
- Mitra tarafından boğazlanan bir boğa
- Başka bâzı hayvanların boğalı tabloda bulunmaları
- Mitra’nın hep başında Frigyatâcı olması
- Çoğu zaman Mitra’nın başından Güneş ışınlarınıandıran çizgiler çıkması
- İki yardımcılarının biri aşağı, biri yukarı bakan birer meşale tutmaları
- Mitra’nın Ayve Güneş‘i temsil eden tanrılarla beraber ve dostluk içinde resimlenmesi
“Mitra” ifadesi, en eski olarak Hinduizmin Vedalar‘ında kullanılmıştır. Daha sonra çeşitli sürümleri türemiştir. Sonradan türeyen sürümlerinden en önemlileri Pers Mitraizmi ve Roma Mitraizmidir. Roma Mitraizminin Hristiyanlık dinini doğrudan etkilediği iddia edilmektedir.
Roma Mitraizminde Mitra’nın Sırları’nın Güneş’in ve yıldız gruplarının gökyüzündeki uzun dönemli hareketleri ile ilgili olması muhtemeldir:
- Mâbetleri yeraltında, penceresiz, duvarları ve tavanları yıldız motifleriyle süslü
- Aralık sonu ve haziran sonu (Güneş’in en yüksek ve en alçak durduğu günler) kutlu günler olarak bilinmesi
- Mitra resimlemelerinde kullanılan hayvanların 12 ufuk yıldız gruplarının simgeleri olması
- Bu 12 yıldız gruplarının her iki bin yılda bir 12’de bir dönüyor olması (Boğanın boğazlanması, Boğa burcu yıldızlarının yerlerini bir sonraki gruba bırakmalarını mı anlatıyor?)
- Bâzı Mitra resimlemelerinde kullanılan X simgesi, ekvatorla burç yıldız grupları dairesinin birbirleriyle nasıl kesiştiklerini mi anlatıyor?
Hint, İran ve Komagene Mitrası çok tanrılı bir sistemde ahit, yemin, anlaşmadan sorumlu ilahî varlıktır. Sözleşmelere uyulmasını denetlemenin yanında her şeyi görendir. Gerçeğin, sığırların, hasadın ve suyun koruyucusudur. Boğanın boğazlanması ile alakalı olmadığını da varsayan uzmanlar bulunmaktadır.
MEZOPOTAMYALI TANRI MİTRA
M.S. I. Ve III. yüzyıllar arasında, Roma İmparatorluğu’nda Mitra’nın dinine tapınılıyordu. Mitra, “iyilik”in ve “dostluk”un tanrısıydı kötülüğün düşmanıdır. Onun dinine inananlar, kollarına yedi şeritli dövme yaptırıyorlar ve bir boğayı kurban eden Mitra’nın heykeli önünde, dualar edip günahlarından arınıyorlardı. Mezapotamya bölgesindeki bir ırmağın kıyısındaki dev boyutlu kocaman bir kayadan bir çocuk ortaya çıktı. Oralarda koyun ve keçilerini otlatmakta olan çobanlar bu olağanüstü olayı şaşkınlıkla izlediler. Üstelik çocuk daha kayadan çıkar çıkmaz yürümeye başladı. Bir süre sonra gelip çobanların önüne dikildi. Elinde bir meşale tutuyordu. Çobanlar, oyalanıp eğlensin diye, onun önüne yeni doğmuş bir kuzu koydular. Biraz yesin diye yeni topladıkları ilk meyvelerden verdiler “Çocuk tanrı” hızla büyümesini sürdürdü. Çobanların da gitmesinden sonra yeni geldiği bu dünyanın ıssız ve kimsesiz olduğunu ve kendisini ezecek düşmanların üstüne üstüne geleceklerini sezinlemeye başladı. Kendisini çevreleyen boşlukta ve ıssız topraklarda bazen delice esen rüzgarlardan üşüyor, titreyip büzülüyordu. Kendini koruyacak birtakım giysilerle örtünmek gerektiğini düşündü. Hemen az ötede gördüğü incir ağacına doğru yönlendi. Ağaçtan kopardığı incirlerden üç-beş tane yedi. Gene incir ağacından kopardığı yaprakları çöplerle birbirine ekleyerek kendisine bir giysi uydurdu. Artık şimdilik yabancısı olduğu bu dünyada kendisine düşman olabilecek güçlerle savaşıp özgürlüğe ve güvenliğe kavuşmak ve buralarda rahatça, gönlünce yaşayıp soluklanmak istiyordu. Kendisine en büyük düşman olarak ilkin güneşi gözüne kestirdi. Işıklar içinde ortaya çıktığında ılıktı, hoştu; ısıtıyordu. Ama bazen de yakıp kavuruyordu. Sonra da aklına estiği gibi ötelerdeki çıplak dağların arkasına doğru çekip gidiyor, ortalığı karanlığa boğuyordu. Ardında çoğu zaman onu tir tir titreten görünüp tutulmaz bir şeyler bırakıp gidiyordu. Öyleyse ilk başta hesaplaşması gereken bu korkunç tanrı güneşti! Ve ilk iş olarak elindeki solgun meşalesini sallaya sallaya güneşe meydan okudu. Ve güneşi alt etmek hırsıyla ona doğru canhıraş koştu. Güneş tanrısıyla bu asi insan uzun süre altalta üstüste boğuştu. Bu büyük ve uzun savaşım sonunda güneşle ilk insan tanrı birbirleriyle harmanlandı; sonunda birbirlerine ısındılar: Artık ölesiye dost ve kan kardeşi oldular. Güneş, istediği her zaman yardımına koşacağı sözünü verdi Mitra’ya. Mitra öteki ürkünç tanrılarla hesaplaşmak üzere, yeryüzündeki ilk ve ölümsüz dostu güneşten ayrıldı. Dağ bayır demeden, geceleri elindeki meşalesiyle, gündüzleri dostu güneşle birlikte, yeryüzünü harmanlamaya başladı. Karşısına ilk canlı olarak bir boğa çıktı. Mitra boğanın boynuzlarına tutunarak sırtına atladı ve onunla dost olmak için boynunu okşamaya başladı. Ama boğa bütün gücü ve hoyratlığıyla giriştiği koşu sonunda sırtındaki Mitra’yı boşluğa savurdu. Gene de Mitra; bir tanrı olarak bellediği boğayı, güneş örneği dost olabilmek için, arka ayaklarından yakaladı ve onu daha sonra kendisine ev edineceği bir mağaraya doğru sürükleyip götürdü. Ama boğa oradan da paçayı sıyırıp kaçtı. Mitra, hayvanın bütün huysuzluğuna karşın onunla gerçek bir dost olarak bu dünyayı paylaşmak, yalnızlığını eksiltmek istiyordu. Tam bunları düşünürken güneş tanrısı Helyos; bir kargayla Mitra’ya; boğayı tanrılara kurban etmek gerektiği iletisini ulaştırdı. Tanrı Mitra; dostu güneşten gelen bu iletiye çok şaşırdı. Gerçi elinde bir bıçak vardı, ama bunu öldürme amacıyla değil, başka gereksinimleri için kullanıyordu. Ne var ki yoldaşı bildiği ve candan sevdiği güneşin de bir bildiği olmalı, diye de düşünmeye başladı… O anda da boğa, az önce kaçtığı mağaranın önüne gelip dikildi. Mitra, boğanın dönüp dolaşıp gene yanına dönmesine çok sevindi. Ama güneşin kendisine gönderdiği boğayı kurban etmesi gerektiği iletisinin anlamına akıl erdiremiyordu bir türlü… Tam bunlan düşünürken aynı haberci karga yeniden geldi. Güneşin daha önceki iletisini yineledi. Güneş, iletisinde; Mitra’nın kesinlikle boğayı kurban etmesi gerektiğini yineliyordu. Zaten onun yeryüzüne gelişinin kaynağında bu misyonun yattığını da ekliyordu ayrıca. Mitra, dostu güneşin bir bildiği olduğunu düşünmeye başladı. Bunun üzerine, doğuşuyla birlikte dünyaya getirdiği bıçağını boğaya saplar saplamaz boğadan fışkıran kandan olağanüstü varlıklar ortaya çıkmaya başladı. Yeryüzü aniden, birçok yeşil ot ve bitkilerle, tür tür meyve ağaçlarıyla donanıverdi. Her tarafa böceksi, karınca benzeri kıpır kıpır hayvancıklar yayıldı. Sonra hayvanın kanı kırmızı şaraba dönüştü; kemiklerinin iliğinden de buğday başakları oluştu. Bu oluşumdan türeyen ekmek ve şarap, daha sonraları kutsal bir simge olarak Hıristiyanlıkla bütünleşecekti. Böylece boğanın ölümüyle yeryüzünde yepyeni ve zengin bir yaşam ortaya çıktı. Bu arada bir çift insan oluştu yeryüzünde. Onlardan türeyip çoğalan insanlığın koruyuculuğunu da tanrı Mitra üstlendi. Ne var ki kötü niyetli görünmez bir güç insanlığa rahat ve huzur vermez oldu. Ama Mitra, bu kötü ruhun İnsanlık üzerinde neden olduğu yıkımları engelleyip savuşturdu. Bu kötü ruh, bir keresinde yeryüzündeki insanları ve bütün öteki canlıları kasıp kavuran bir kuraklık saldı. Tanrı Mitra büyük bir kayalık tepeyi okuyla deldi; oradan da bütün yeryüzüne yetecek sular fışkırttı. Bir keresinde de bütün insan soyunu yutup yok edecek tufan söz konusu olunca Mitra, karı koca bir çifte, büyükçe bir yelkenli yapmalarını ve hayvanlarıyla birlikte oraya sığınmalarını önerdi. İşte bu tufandan sonra Mitra’nın yeryüzündeki misyonu bitmiş oldu. Artık dostu güneşle ve edindiği öteki dostlarıyla birlikte, yeryüzünde gerçekleştirdikleri eylemleri aralarında kutladılar. Sonra güneş, dostu Mitra’yı tanrısal arabasına bindirip gökyüzündeki sonsuz döngülerine başladılar. Yeryüzündeki okyanus tanrısı; güneşle Mitra arabalarıyla tam üstünden geçerlerken, biraz şaka yollu da olsa, Mitra’yı paçasından tutup yeryüzüne indirmek ister. Ama Mitra hep yerinde kalır. Çünkü insanların iyiliğiyle görevli bu dost tanrı; onların içlerinde taşıdıkları iyilikle kötülük arasındaki savaşın sürüp gittiğini bilmektedir. O yüzden, iyilik gücünün insanların dünyasında egemen oluncaya dek Mitra, güneşin arabasından inip misyonunu yarım bırakma niyetinde değildir.
MİTHRAS TAPINAĞI ROTHSCHİLD ve ROCKEFELLER
Rothschild ve Rockefeller’ın Diyarbakır’da ne işi var: Illuminati’nin sırrı Anadolu’dan çıktı.
Illuminati’nin atası kabul edilen Diyarbakır’daki Mithras’a ait tapınak, dünyayı yöneten ailelerin ve uluslararası belgesel kanallarının akınına uğradı…
Diyarbakır da bugünlerde bayram turizmine ek olarak bambaşka bir hareket var. Özel uçakların biri inip biri kalkıyor. Rothschild ve Rockefeller ailelerinin 3. kuşak temsilcileri, BM yetkilileri ve büyükelçilerin de yer aldığı pek çok isim, Zerzevan Kalesi’nin altındaki gizli Mithras Tapınağı’nı görmek için kente geliyor.
İlluminati gibi tarikatların, Tapınak Şövalyeleri gibi yapıların atası kabul edilen Mithras’ın gizemi, tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Kimilerine göre İlluminati gibi gizli örgütler burada doğdu.
İLLUMİNATİ
İlluminati, çoğul bir sözcük olup tekili tarihteki adıyla «Bavyeralı İlluminati» batıl inanca, ön yargıya, dinin sosyal hayat üzerindeki etkisine, iktidarın kötüye kullanımına karşı Aydınlanma Çağı döneminde 01 Mayıs 1776 da kurulmuş bir topluluk olup modern illuminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükûmetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni‘ni sağlamak amacıyla hareket ettiği iddia edilen, monarşileri yıkmayı, dinî inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni altüst etmeyi planladığı öne sürülen; ancak faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir yapılanmadır.
ZERZEVAN KALESİ
Zerzevan Kalesi, Diyarbakır ile Mardin arasında, Çınar ilçesine bağlı Demirölçek mahallesi sınırları içinde yer alan tarihî yapı ve askerî yerleşim alanı.
Roma İmparatorluğu döneminde sınır garnizonu olarak kullanılmıştır. Diyarbakır’daki en önemli Doğu Roma eserlerinden kabul edilen kale, 2020 de Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmiştir.
Diyarbakır-Mardin karayolunun kırk beşinci kilometresinde, yoldan 124 metre yükseklikteki kayalık bir tepede bulunur. Kalede 2014 yılına başlayan kazılar sonucu 12 metre yüksekliğinde, bin 200 metre uzunluğunda sur kalıntısı, 22 metre yüksekliğinde gözetleme kulesi, kilise, saray, konut, kaya mezarları, hamamlar, tahıl ve silah depoları ile 54 su sarnıcı ortaya çıkarılmış. Ve kale yerleşimi turistlerin ziyaret ettiği bir ören yeri haline gelmiştir. Diyarbakır tarafında 2017 yılında bulunan Mitras Tapınağı günümüzde kalenin en çok ilgi çeken yapısı konumundadır.
25.11.2025
Zafer ALTINKESER
