Nedensel Yanılgı

Nedensel Yanılgı

Zihnimiz uzun süre dayanamaz, rastlantı bizi rahatsız eder, belirsizlik ise duygudurumumuzu bozar.

Bu sebeple dünyaya baktığımızda yalnızca olan biteni görmekle yetinmeyiz, neden olduğunu bilmek isteriz. Hatta çoğu zaman bilmediğimiz zamanlarda uydururuz, işte tam da bu noktada nedensellik yanılgısı doğar. Birlikte ya da ardı sıra gerçekleşen olayları zorunlu olarak birbirinin nedeni sanarız. Bilimsel düşüncenin en kadim ve en kırılgan tuzaklarından biriyle karşı karşıya kaldığımız dönemeç burasıdır. Çünkü bilim neden-sonuç ilişkisini kurmak üzere inşa edilmiştir ve ironiktir ki bilimi güçlü kılan bu araçlar yanlış kullanıldığında yanılgılarımızı pekiştirir. Bilimsel bilgide neden-sonuç ilişkisi doğrudan gözlemlemeyiz, gözlemlediğimiz tek şey ardışık olaylardır denebilir. Bir bilardo topu diğerine çarptığında ikincisi hareket eder, biz bunu “birincisi ikincisini hareket ettirdi” diye yorumlarız. Oysa gördüğümüz sadece, çarpma ve ardından gerçekleşen harekettir.

Arada kurulan neden bağı zihnimizin eklediği bir alışkanlıktır. Tekrarlar zihinde bir zorunluluk hissi yaratır ve yorumlarız. Bu fikir bilim için yıkıcı olarak gözükse de aynı zamanda kurtarıcı rolü de üstlenir. Bilim bu farkındalık sayesinde göründüğü gibi olan ile kanıtlanmış ilişki arasındaki mesafeyi ölçmeyi öğrenmek durumunda kalmıştır. Günler geçtikçe bilim daha sofistike araçlara sahip olmuştur; istatistik, modelleme, büyük veri işleme… Ancak temel zaaf hala aynı yerde durmaktadır. Korelasyon iki değişkenin birlikte değiştiğini söylerken, nedensellik ise birinin diğerini ürettiğini iddia etmektedir. Korelasyonlar çok ikna eder; grafikler düzgündür, p-değerleri küçüktür; zihnimiz rahatlar. Örnek olarak vermek gerekirse
Bir çalışmayı ele alalım; “belirli bir antioksidan düzeyi yüksek olan insanlarda daha düşük hastalık riski bulunur” sonucu ele alındığında gazetelerde çıkacak manşet hazırdır:
“Antioksidanlar hastalığı önlüyor.”

Oysa olasılıklara bakıldığında başka sonuçlara da varılabilir.

  1. Daha sağlıklı bireyler zaten daha iyi besleniyor olabilir,
  1. Sosyo-ekonomik durum araya karıştırıcı olarak giriyor olabilir,
  2. Ölçülen değişken belki yalnızca bir işaretçidir, neden değil,

Ama zihnimiz kısa yolu sever. “Birlikte arttıysa, biri diğerini etkilemiştir.” tıpkı bilardo topları gibi.

Biyoloji bilimi nedensellik yanılgısına diğer bilimlerden daha çok yatkındır, uğraştığı sistemler karmaşık ve tek bir nedene bağlı değildir. Bir genin ekspresyonu arttığında fenotipin değiştiğini önermek ve gen bunu yaptı demek caziptir. Ama gerçek şudur;

  • Gen ağlar içinde çalışmaktadır,
  • Çevresel sinyallerle şekillenmektedir
  • Epigenetik düzenlemeler devrededir.

Ama yine de makalelerde sıkça şu cümleye rastlanır: “X geni, Y sürecinden sorumludur.”

Bu çoğu zaman nedensel bir kısaltma olarak verilir ama okur bu durumu ontolojik bir gerçek olarak algılar ve yanılgı üretir.

“Deney yaptım, o halde nedensellik kurdum” düşüncesi de bir tuzak olarak görülebilir. Bir değişken ile oynayıp bir sonuç gözlemek, nedensellik için gereklidir fakat yeterli değildir. Deney ortamı yapaydır, gizli değişkenler olabilir ve etki bağlama bağımlıdır. Yeni keşfedilen bir molekülün hücre kültüründe X hastalığı üzerinde etkili olması organizmada aynı sonucu vereceği anlamına gelmez ama zihnimiz bu sıçramayı otomatik olarak yapar. Popper’e de atıf yapacak olursam, bir hipotezin testten geçmesi onun doğru olduğunu değil henüz çürütülemediğinin göstergesidir. Ama zihnimiz “henüz çürütülemedi” ve “kanıtlandı” arasındaki farkı sevmemektedir. Rahatlamak ister. Bilim bu yanılgıya düşerken yalnız değildir günlük hayat da onun bir laboratuvarıdır. Hepimiz aşağıdaki gibi cümleler kurmuşuzdur:

  • “Bu bilekliği taktığımdan beri işlerim yoluna girdi.”
  • “Bu yöntemle ders çalıştım ve sınavı kazandım.”
  • “Bu formayı giyersem tuttuğum futbol takımı kazanıyor.”

Zihnimizin burada yaptığı şey aynıdır. Tekil bir olayı ele alır ve nedensellik kurar. Bu durum kontrol hissi yaratır ve dünyamız daha öngörülebilir olur. Fakat gerçekliğin çarpıtıldığını fark etmeyiz. Bu nedensellik yanılgısı bir hata değil bir adaptasyondur. Hayatta kalabilmek için hızlı çıkarımlar gerekir ve belirsizlik yorucudur. Yanlış da olsa hızlı alınan kararlar çoğu zaman işe yaramaktadır. Bilimsel yöntem ise bu refleks ile kavga eder pozisyondadır. Yavaşlamayı, şüphe etmeyi, beklemeyi, derinlemesine kurcalamayı öğütler. Bilim bu yüzden sezgisel değil, eğitilmesi gereken bir zihinsel süreçtir.

Gerçek bilimsel cümleler genellikle şunlara benzer: “Bu ilişki bağlama bağımlıdır.”, “Alternatif açıklamalar dışlanmamıştır.”, “Mekanizma henüz net değildir.”

Bu cümleler entelektüel dürüstlük göstergesidir. Nedensellik yanılgısının panzehiri budur.

Nedensellik evrenin bir özelliği olabilir ya da zihnimizin dünyaya attığı bir ağ da olabilir. Ya da ikisi de. Fakat sorun biz bu ağı fark etmeden balığı tarif etmeye çalışıyoruz. Bilim neden-sonuç ilişkileri kurar. İyi bilim her seferinde geçici bir önerme kurar, kesinlik değil açıklama sunar. Aslında en dürüst cevap şudur:

“Bilmiyoruz…henüz.”

 

Dr. Ömer Can ÜNÜVAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir