ZAM VAR, ZAM VAR: Rakamlar Artarken Hayat Neden Daralıyor?

 

ZAM VAR, ZAM VAR: Rakamlar Artarken Hayat Neden Daralıyor?

Yeni bir yıl…
Takvim değişiyor, umutlar tazeleniyor, beklentiler yeniden kuruluyor.
Ancak her yeni yıl, sadece dileklerle değil, rakamlarla da karşılıyor bizi. Çünkü vatandaş için hayat; takvim yaprağında değil, pazardaki etiketlerde, faturada, maaş bordrosunda değişiyor.

Emekliye, memura, işçiye yapılan zamlar açıklandı.
Oranlar ortada: yüzde 10–20 bandı.

Kimse “hiç zam yapılmadı” demiyor.
Ama asıl mesele şu soruda düğümleniyor:
Bu zamlar, hayatın gerçek artış hızına yetişebiliyor mu?

Bir Tarafta Maaş Artışı, Diğer Tarafta Devlet Zamları

Vatandaş maaşına yüzde 15 civarında bir artış alırken;
aynı dönemde devletin birçok kalemde uyguladığı yeni yıl zamları bunun çok üzerinde gerçekleşiyor.

Örneğin:

  • Pasaport harçları bir yılda yüzde 50’ye varan oranlarla artıyor.
  • Yurt dışı çıkış harcı, memur zammının birkaç katı oranında yükseliyor.
  • Ehliyet, noter, tapu, vergi ve resmi işlem bedelleri, maaş artışlarının çok üzerinde zamlanıyor.
  • Eğitimle ilgili giderler; okul ücretleri, servisler, kitaplar, kurslar; neredeyse her yıl yeni bir rekor kırıyor.

Ortaya çıkan tablo şu:
Maaş artıyor ama hayat daha hızlı pahalılaşıyor.
Vatandaşın cebine giren para artıyor gibi görünüyor, fakat alım gücü sessizce eriyor.

Ceza Politikası Doğru, Ama Ayarı Önemli

Burada çok net bir ayrım yapmak gerekir.
Trafik cezaları artsın.
Kuralları hiçe sayan, insan hayatını riske atan her ihlalin cezası caydırıcı olacak kadar yüksek olsun.

Bu, toplum düzeni için gereklidir.
Kimse buna itiraz etmez.

Ancak cezalarla birlikte;
harçların, vergilerin, zorunlu giderlerin de aynı hızla artması, sabit gelirliyi zorlayan bir denge bozukluğu oluşturuyor.

Ceza; kuralsızlığı azaltmak içindir.
Ama temel yaşam giderleri, hayatı zorlaştıracak noktaya geldiğinde, orada durup düşünmek gerekir.

Eğitim: Gelecek Zamla Ölçülür Mü?

Bir ülkenin en büyük yatırımı insandır.
İnsanın yetiştiği yer ise okuldur.Bugün bir çocuğu okutmak, sadece pedagojik değil, ekonomik bir mücadele hâline gelmiştir.
Okul ücretleri, servis bedelleri, kırtasiye masrafları, özel dersler…

Anne-babalar, çocuklarının geleceğini planlarken artık hayallerle değil, hesap makinesiyle baş başa kalıyor.

Eğitim bir ayrıcalık değil, temel bir haktır.
Bu nedenle zam oranları belirlenirken, sadece piyasa şartları değil, toplumsal adalet de gözetilmelidir.

Gıda: Bu Konu Ekonomi Değil, Vicdan Meselesidir

Gelelim en hassas noktaya: gıda.

Gıda, ertelenemez.
Kısılmaz.
İkamesi yoktur.

Emekli ekmeğinden, işçi sofrasından, çocuğun beslenmesinden kısmak zorunda kalıyorsa, orada alarm çalıyor demektir.

Bugün tarla ile market arasındaki fiyat farkı, kabul edilebilir sınırların çok dışına çıkmıştır.
Tarlada 1 liraya alınan ürün, market rafında 30–40 liraya ulaşıyorsa, burada ciddi bir yapısal sorun vardır.Çözüm bellidir:

  • Tarım kooperatifleri yaygınlaştırılmalı,
  • Üretimden tüketime kadar süreç devlet gözetiminde ve şeffaf olmalı,
  • Aracı zinciri kısaltılmalı,
  • Çiftçi emeğinin karşılığını almalı,
  • Vatandaş makul fiyata gıdaya ulaşabilmelidir.

Bir ürün, makul fiyata alınıp makul kârla satıldığında,
ne piyasa bozulur
ne de kimse mağdur olur.

Devlet Güçlüdür; Ama Güç Dengeyle Kalıcıdır

Bu yazı bir karşı duruş değil.
Bu yazı, devletine güvenen bir vatandaşın samimi uyarısıdır.

Devlet güçlüdür.
Ama gerçek güç;
enflasyon rakamlarında değil,
emeklinin pazardan eli dolu dönebilmesinde,
memurun ay sonunu borçsuz kapatabilmesinde,
işçinin geleceğe umutla bakabilmesinde ölçülür.

Zamlar yapılırken sadece oranlara değil, hayatın gerçeğine bakılmalıdır.
Çünkü vatandaş matematiği cebinde yapar,
ama adalet duygusunu kalbinde tartar.

Ve şunu unutmamak gerekir:
Bir ülkede herkes biraz rahat nefes alıyorsa, işte orada devlet gerçekten kazanıyor demektir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir