Bilimin Paradoksları II Bilim Neden Yolculuğun Kendisidir? – İthaka’ya varış

Bilimin Paradoksları II

Bilim Neden Yolculuğun Kendisidir? – İthaka’ya varış

Son zamanlarda insanlığın eski ve ölümsüz hikayelerini anlatmak ve canlandırmak için yeni olanaklar doğuyor, bunlardan biri Homeros’un Odysseia destanı. Bu destan çoğu kişi için eve dönmeye çalışan bir kahramanın hikâyesidir. Truva Savaşı’nın ardından Odysseus’un tek arzusu “evine” İthaka’ya ulaşmaktır. Fakat kısa sürmesi gereken bu yolculuk on yıl boyunca uzar. Fırtınalar, devler, sirenler, tanrıların öfkesi ve kendi zaafları onu defalarca yolundan eder.

Fakat destanı bitirdiğinizde fark edersiniz ki asıl mesele İthaka değildir. Odysseus’un gerçek yolculuğu denizlerde değil, zihninde gerçekleşmiştir. Bilimin hikâyesi de bundan çok farklı değildir.

İnsanlık binlerce yıldır aynı sorunun peşindedir.

Bilginin sonu var mı?

Belki de bu soruya verilecek en güzel cevap laboratuvarlarda ya da gözlemevlerinde değil; yaklaşık üç bin yıl önce anlatılmış bir destanda saklıdır. Bilimi sürekli cevaplar üreten bir faaliyet alanı olarak görürüz. Keşifler yapılır, problemler çözülür ve bilinmeyenin oranı giderek daha küçülür. Ancak bilim tarihine baktığımızda durum tam tersidir. Her cevap yeni sorular doğurur, her keşif yeni bir bilinmeyenin sınırını gösterir. Belki de bilim hiçbir zaman İthaka’ya varmaya çalışmaz, her vardığı limanda yeni bir deniz görür ve yelkenlerini açar.

Odysseus’un yolculuğunda karşılaştığı en dikkat çekici karakterlerden biri Sirenlerdir. Sirenlerin şarkısını duyanlar büyülenirler, rotalarından şaşarlar ve felakete sürüklenirler. Ama Odysseus merak eder. Odysseus bu merakın tehlikelerinin de farkındadır. Bu yüzden tayfasına kulaklarını balmumuyla kapattırır kendisini ise geminin direğine bağlatır ve şarkıyı dinler. Yoluna devam eder.

Bu sahne bilimsel yöntemin en güzel metaforlarından biridir. Bilim insanı merak eder, özü budur. Ancak sadece merak yeterli değildir. İnsan zihninin oluşturduğu istediğini görmeye meyilli doğasını dizginlemek durumundadır. Beklentilerimiz, kalıplarımız ve önyargılarımız bizi rotadan saptırmak için vardır. Bilim insanı kendini kendi yelken direğine bağlar; deney tasarımları, körleme yöntemleri, istatistik, hakem görüşleri gibi mekanizmalarla durumu denetler.  Bunlar bilim insanını meraktan vazgeçirmek için değil; merakının onu yanlış yollara sürüklemesini engellemek için vardır.

Destanın başka bir bölümünde Odysseus, Kyklop Polyphemos’u zekâsıyla alt etmeyi başarır. Fakat tam kurtulduğunu düşündüğü anda gururuna yenilir ve kim olduğunu söyler. İşte o an Poseidon’un öfkesiyle karşılaşır ve yolculuğu daha da uzar.

Bilim tarihinde de insanların önüne çıkan en büyük engellerden biri çoğu zaman bilgisizlik değil, aşırı özgüvendir. Bir teorinin artık değişmeyeceğine inanmak, yeni kanıtları görmezden gelmek ve/veya mevcut açıklamaların yeterli olduğunu düşünmek ilerlemenin önündeki en büyük tuzaklardan biridir. Bilim insanı kesinlik iddiasında bulunduğunda kendi ruhuna yabancılaşmaya başlar.

Odysseus sonunda İthaka’ya ulaşır. Eve dönen kişi, yola çıkan kişi değildir. Onu değiştiren şey vardığı yer değil, geçtiği yoldur.

Bilimde de durum benzerdir, önemli olan sonuca ulaşmak gibi gözükse de yolda öğrenilen önemlidir. Her sonuç yeni bir başlangıçtır, yeni ufuklar açar. Bilim bu yüzden hiçbir zaman tamamlanmayacaktır. Bu tamamlanmama bir eksiklik değildir, en büyük güçlerden biridir. Bitmiş bir bilim sorusu olmayan bir bilimdir, sorusu olmayan bir bilim ise sadece geçmişin yankılarını bize ulaştıran bir arşivden ibaret olurdu.

Peşinden gidilmeye cesaret edilen sorular bilimi yaratır ve bilim İthaka’ya vardığında değil denize açılmaya cesaret edildiğinde ilerler. İthaka bize güzel yolculuk verir ve vereceği başka bir şey yoktur.

Dr. Ömer Can ÜNÜVAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir